Bir Fil Nasıl Yenir?

Yaptığın işten, iş yerinden, çalışma arkadaşlarından, mesai saatlerinden memnun musun?

Olmadığını biliyorum. Bu saydıklarımın hepsinden mutlu olduğunu düşünüyorsan, sanırım ya hiç düşünmüyorsun ya da iş dışında başka bir hayatı kalmamış zavallılardan biri haline gelmişsin demektir. Zavallı derken, seni aşağılamak değil amacım bana kızma. Bu içinde bulunduğumuz durum gerçekten acınacak bir hal ve ben buna dikkatini çekmek istiyorum.

 

İleri sarma düğmesi takılı kalmış

Her gün biraz daha hızlanıyoruz ana nedense her gün daha az yetişebilir oluyoruz. Hiçbir iş zamanında bitmiyor ve hiç kimsenin beklemeye tahammülü kalmadı. Bir iş vaktinde -ki bu vakit genelde o işin hak ettiğinden çok daha kısa bir süre olarak başlangıçta belirleniyor- bitmediğinde hemen nezaketimizi kaybediyor, işi beklediğimiz kişiye karşı abartılı bir kabalığa bürünüyoruz.

Unutanlar için hatırlatma:

nezaket
/.–./
ad
1. başkalarına karşı incelikli ve saygılı davranma, incelik, naziklik.
2. (bir durum ya da iş için) dikkatli, özenli davranmayı gerektirme, önemli olma, önemlilik.

 

Bu noktada sadece birkaç soru sormak istiyorum, elektrikler kesilince ne yapıyorsun? Enerji kesintisi yaşandığında yarım kalmayan bir işin var mı? Aslında durabiliyorsun değil mi? Aslında acele kavramı, senin tanımladığın ve yarattığın bir şey… Ne acı.

 

Ortalama

Bir çok kaynakta belirtildiği ve açık bir şekilde tecrübe ettiğin gibi insan en çok zaman harcadığı, en fazla vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasından oluşuyor. Dolayısı ile vaktinin ne kadarını nasıl insanlar ile nasıl bir ortamda geçirdiğin senin nasıl bir insana dönüştüğünü belirliyor.

Bu benzeşme utanılacak ya da yadırganacak bir durum değil. Sen de her canlı gibi içinde yaşadığın habitata uyum sağlıyorsun. Haris, habis ve menfaatleri doğrultusunda yapamayacağı şey kalmamış, kariyer sapığı haline gelmiş işkoliklerin ve başarıyı saplantı haline getirmiş megaloman egoist amir ve patronların arasında, onlara yaklaşıyor ve onlara benziyorsun.

Evindekiler ile mutlu olmak istiyorsun ama en az onlar ile vakit geçirdiğin için artık onlara benzemeyen, onların seni tanıyamadıkları biri haline geliyorsun. Bu sebeple paylaşımlarınız azalıyor, suskunluklarınız ve televizyon izleme süreleriniz artıyor.

Bu sarmaldan kurtulmadığın sürece kaçınılmaz sondan kurtulma olasılığın çok düşük. Bağların inceldiği, kavgaların ve birbirinden sıkılmaların çoğaldığı, tahammülsüzlük dolu bir rotaya ilerliyorsun. Bundan kurtulabilirsin ve bunu sadece sen, istersen yapabilirsin.

 

Küçük lokmalar

İlk duyduğumda içime umut ve mutluluk salan bir anekdot var, paylaşmak istiyorum:

  • Soru : Bir fil nasıl yenir?
  • Cevap : Küçük Lokmalar halinde.

Bu soru-cevap ikilisi üstesinden gelebilme imkanının bulunmadığı tüm büyük sorunların için anahtar niteliğinde. Aklına ne gelirse gelsin, eğer tek seferde çözemeyeceğin, değiştiremeyeceğin bir sorunun varsa küçük lokmalar halinde başla. Sen her lokma aldığında o daha küçülmüş bir sorun haline gelecek. Ve bu durum öncelikle o sorunun çözülemeyecek kadar büyük bir sorun olmadığını anlamanı sağlayacak ki bu da o sorunu çözebilmen için en önemli adım.

Şu ana kadar anlatıklarım sırasında çalışmadan nasıl geçinileceğini, düzenli ödemeler ve ihtiyaçlar arasında sıkışmış bir yaşam biçimi içinde nasıl hayatını devam ettirebileceğini düşünerek konuştuklarıma karşı çıkma eğiliminde olduğunu tahmin edebiliyorum. Buna karşı çıkmadığımı ve sana hak verdiğimi bilmeni isterim.

Benim demek istediğim şu: Bu mecburi sisteme muhtaç olmak halini zayıflatacak ufak ufak neler yapabilirsin onları düşün. Belki tasarrufların, belki harcamalarını sadeleştirmen… Ne bileyim belki evinde kazanca çevirebileceğin bir hobin ya da ek gelir imkanları. Bu kişiden kişiye değişir ve bunu kendin için en iyi sen bilebilirsin. Bunu bir düşün ve küçük lokmalar almaya başla.

 

Ufak bir tavsiye

Bir çok ekonomistin değindiği bilinen bir yasa var:

Karnınız açken alışverişe çıkmayın 🙂

Lütfen sen de aklında borçların, ihtiyaçların, gelir ihtiyacın ve o inanılmaz kariyer hedeflerin aklındayken anlattıklarımı düşünme. Sana inandırıcı gelemeyebilirim. Sakin ve tarafsız olarak değerlendirebileceğin bir anda söylediklerime kulak verirsen daha iyi anlayabileceğini düşünüyorum.

 

Epidemik yalnızlık

Farkında olmadığımız bir hastalıktan bahsetmek istiyorum. Salgın bir hastalık : yalnızlık. Ve biz 21. yüzyıl insanları olarak bu salgının ilk hastalarıyız.

Konuşmamızın başından beri yerdiğim sürekli ve çok çalışma halini bize daha çekilebilir kılmak için (çok çalışmamızı isteyenler) hepimize yeni bir virüs bulaştırdılar. Bunu bir panzehir, bir ilaç gibi sundular çünkü çok çalışmayı çoktan kabul ettirmişlerdi. Ama aslında bir virüs, bir zehirdi bu: Sosyal Medya

Çok çalışmamız gerekiyordu, sürekli iş başında olmamız gerekiyordu ama (onlara göre ne yazık ki) yaradılışımız gereği sosyal bir varlıktık. Hala… Bu sebeple iş başından ayrılmadan, çok çalışmamızı engellemeden sosyalleştirdiler bizi.

Bu sayede yüz yüze görüşmemize gerek kalmadı sosyal medyadan görüştük. Birbirimizi dürttük, el salladık, beğendik ve hemen kaldığımız yerden çalışmaya devam ettik. Artık arkadaşımızın doğum gününe gitmek için izin almamıza gerek yoktu. Afili bir mesaj ve mumlu pasta emojisi ile bu sorunu halledip hemen kaldığımız yerden çalışmaya devam ettik. Yakınlarımızın özel anları ve sıkıntıları için, bayramlar, kandiller, yıl dönümleri ve benzeri her şey için çalışmamızı aksatmadan, o ekranın başından kalkmadan hemen kaldığımız yerden işimize devam edebilirdik. Öyle de yaptık.

Bu hastalığa iyice kaptırınca kendimizi, bu iptiladan da faydalandılar ve iş konuşulabilen yeni yeni sosyal medyalar yaptılar bizim için.  Yani yine çok çalıştık.

Biz hep daha çok çalıştık ama nedense hep daha çok kazanan onlar oldu.

N’oluyo yaa…

 

Akıldışı ama öngörülebilir.

Kendini daha kötü hissetmene sebep olmadan susmak istiyorum artık. Akla mantığa çok uygun olmadığını düşüneceğini bildiğim ama benim inandığım bir şeyden bahsedip susuyorum:

Öğleden sonra yapılan işlerin hemen hepsi ya eksik ya da yanlıştır. Sadece öğlene kadar çalışıp öğleden sonra organik ilişkilere ve kendi gelişimine ayırabileceğin bir hayat hem mümkün hem de mutluluktur.

Bunu bir düşün…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s