Acı Çekmek ve Yazmak Arasındaki Anlamsız İlişki

Var mı böyle bir ilişki yoksa sadece var olması istendiği için mi yakıştırılıyor? Sanatçı, yazar dediğin kişi ille de farklı mı olmalı? Hani böyle biraz “cool”, biraz nev-i şahsına münhasır… “Neler görmüş, neler yaşamış be!” diyemediğimiz insandan yazar olamaz mı?

Bu soruların cevabını verme yetkisine sahip olan kim? Bu soruları cevaplama yetkisini veren kim? Hepsinden öte cevapların doğruluğuna kim karar verecek ki? Ne biçim paradoks…

Düzenli Yazar

Sanat ile duygu arasındaki ilişkiden ötürü yazmak işi de yoğun duygu yaşanmışlığı ve acı olmadan olmazmış gibi kabul ediliyor. Bu anlamsız kabul, insanın empati ve hayal gücünü yok sayan bir dogma gibi. Her gün belli bir saatte ya da belli kelime aralığında düzenli yazan bir yazar düşünmek istemiyor… İstenmiyor…

Ama tüm masalların aslında anlatıldığı gibi olamayacağı, o şarkı sözünü yazanın aslında o acıları çekmediği, çok beğenilen hikayedeki macerayı yazanın hepsini masa başında kurguladığını bal gibi biliyoruz.

Bence çok kasma, hayal gücü gibisi yoktur. Hayal gücüne saygı göster ve tadını çıkar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s