Örnek Ol, Lider Ol

Bir lider önce kendisi ile barışık olur. Başarısı da yolculuğu da kendisi ile ilgilidir ve asla başkasına ispat çabasında değildir. Onun bu dinginliği, çabası ve disiplini onunla çalışanların inancını artırır ve motive eder. Liderlik örnek olmakla başlar.

Mezun olduğunda lider olamazsın. Lider bir tecrübe kumbarası ve özellikle reddedilenlerin kralıdır. En zoru her zamanki gibi ilk iştir. Doğru ve yüksek idealde bir işe kafayı takmışsan önce bol bol reddedilirsin. Zorlarsın, zorlarsın, en sonunda olur. Olduktan sonra başka bir zordur. Çalışır, çalışır, çalışırsın… En çok tecrübe kazanırsın. Bütün bunlar biriktikçe seni iyi bir lider yapmaz, en çoğu iyi bir yönetici yapar. Yöneticilik teknik ve mekanik bir iştir. Süreci iyi bilirsen iyi yönetebilirsin. Ama lider fikir ve ruh ile olur. Fikirleri ve tavrı ile insanları peşinde sürükleyebilen insandır lider.

En büyük ve tüm sorumluluğu alabilirsen lider sensin. En büyük sorumluluğu alabilen en büyük katkıyı sağlar. En büyük katkıyı sağlayan başarıdaki en büyük paya sahiptir. Liderdir.

Sana kurumsal hayatı ve mesai sarmalını anlatıp, övdüğümü düşünmeni istemem. Ama herkes gibi bu cehennemin içinden geçmek gerekiyor tecrübe kazanabilmek için. Burada kendini doğru tahlil etmen çok önemli. Eğer her sabah işe motive olarak gidiyor, işte yaptıklarından keyif alıyor, iş arkadaşların ile olmaktan hoşlanıyor, bulunduğun yerin “kendi hayallerini” gerçekleştirebileceğin doğru ortam olduğunu düşünüyorsan elinden geldiğince çok çalış, çok öğren ve deneyimleyebileceğin her şeyi tecrübe et.

Bu saydıklarım yoksa risk almaktan ve doğru yeri bulana kadar denemekten korkma. Hata yaparım ya da yanlış seçimlerim olur diye de korkma. Öğrenme ve kendini geliştirme katsayın, kendine ne kadar hata yapma izni verirsen o kadar artacaktır emin ol.

İnsanların seni nasıl tanımladıklarına kulak ver. İdealist, vizyoner, çalışkan, etik standartları yüksek biri olarak tanınıyor isen doğru yoldasın. Ama stresi yüksek, fevri, öfkeli, korkulan ve detaycı biri olarak biliniyorsan kendine dışarıdan bakmayı dene lütfen. Detaylara takılmak, detaycı olmak korkunun dışa vurumudur unutma. Kendine uzaktan bak, nesnel olarak eleştir ve korkularınla yüzleş.

Korkularından arınmış, aslında korkulacak bir şey olmadığını anlamış, korku diye bir şeyin var olmadığını öğrenmiş biri olduğunda insanları arkanda toplayabileceksin. Önce bağımsız ve özgür bir “sen” olmalısın.

Ve unutma, korku yoksa ancak “sen” varsın…

Kırık Hayaller Hamalı

Hayal kırıklığına kapılmadan önce bunun nedenlerini düşündün mü? Belki de sebebi sen ve olmadan önce olmuş gibi kabul ettiklerindir. Mükemmel değilsin ve aslında biliyor musun ne hiç kimse ne de hiç bir şey mükemmel değil.

Kırık hayaller ağırdır. Sivri uçları yüzünden taşırken acıtır ve zordur. Ama sana güzel bir haberim var: aslında böyle bir şey yoktur.

Kimse seni hayal kırıklığına uğratmaz aslında. Ve hayal kırıklığı dediğin şey başkası ile değil seninle ilgilidir. Karşılaştığın şey senin beklemediğin, ummadığın ya da hayal etmediğin bir şey ise kırılırsın. Ama beklenti de, ümit de, hayal de senin kurguladığın bir şeydir.

Çok yakının ve sevdiğin birinden geldiğinde şiddetli olması yapılandan dolayı değil, yapanı sen önemli ve yakın kabul ettiğin içindir. Planların suya düştüğünde yıkılman, gerçekleşmeyişinden dolayı değil senin planlara çok güvenmendir.

Şunu unutma, mutlak güç hiç kimseden ve hiçbir şeyden hiçbir beklentisinin olmamasıdır. Bunu tam anlamı ile başarabilirsen tanrı olursun, ama bu olamayacağına göre en aza indirmek en bağımsız halin olacaktır.

Taşımayı bırak. Elinden geleni yap. Olanı kabul et. Daha iyisini yap.

Daha iyisini yaptığında bu defa “kesin” kazanırsın diyemem. Ama kesinlikle daha iyi kaybedersin, buna eminim.

Başarı ve Sorumluluk

Çok fazla şey yazmaya müsait bir konu “başarı ve sorumluluk”.

Ama düşününce aklıma şu geldi: Kızım Şehrazat, ileride bir gün, arama motorunda adımı arattığında “babam ne şahane şeyler yapmış” dese, yeter bence.

Kazan-Kazan / Win-Win

Aslında çok basit bir şeyden bahsedeceğim. Diyelim ki günün birinde benden bir hizmet aldın. Ve memnun olduğun için kendine saklamak yerine çevrende de ilgili olabileceğini düşündüğün kişilere benden bahsettin. Dolayısı ile benim verdiğim hizmetten ve kalitesinden birçok kişinin haberi oldu.

Sonra o kişilerden biri de aynı hizmeti almak için bana geldiğinde adımı senden duyduğunu söyledi. Ben de bu durumdan memnun kaldığım için seni aradım, teşekkür ettim ve senin verdiğin hizmetler konusunda biraz konuştuk. Sonrasında ben de çevreme senden ve verebildiğin hizmetlerden bahsettim. Böylece sen de yeni kazançlar elde edebildin.

Vermeden ve Vermekten Korkmayı Bırakmadan Alamayacaksın

Farkettiysen hiç eksilen bir şey yok iken artan bir mutluluk ve kazanç var. Bunun ne kadar mükemmel ve bereketli bir şey olduğunu görmeni istiyorum. Kendinde olmasını istediğin şeyi artırmanın en kolay yolu onu başkasına vermektir. Ve bu böylece o kadar çok büyüyüp gider ki sonunda bolluk ve servet hiç de zor olmadan gelecektir.

Bu sayede herkese iyilik yapan mutlu, herkes tarafından iyi tanınan saygın, herkesin danışmakta ilk aklına gelen lider ve tabii ki herkesin beraber yol almak isteyeceği zengin biri olman kendiliğinden gerçekleşir.

Anlamak İçin Dinle

Bu şekilde bereketli bir sosyal çevre için öncelikle dinlemeni öneririm. Asla anlatman için karşı tarafın beklemesinden önce anlatmaya başlama. Tamamen ve detayları ile anlayana kadar dinle. Bu sayede sana danışan kişi eksiksiz olarak aktarabilecektir istediklerini.

Bu sayede sen iyi anladığın için ilk ve tek çaban ile karşındakine yardımcı olabilecek, O ise deneme ya da düzeltmeye gerek kalmadan ilk ve tek seferde çözümüne kavuşacaktır. Bu da demektir ki kısa sürede en fazla faydaya ulaşılacaktır, yani: “Kazan-Kazan / Win – Win”

Sinerji

Karşındaki insanın sizin ile aynı özelliklere, zevklere, anlayışa ya da yaşam tarzına sahip olmasını bekleme. Kendinde olanı ortaya koyarken ondakilerin yetersiz ya da alakasız olduğunu da düşünme. Bu birlikten gelen gücü engelleyecektir. Elde olanlar ile güçlü bir sinerji ve toplam bir kuvvet oluştur ki sonuçlar her ikinizi de bir adım  ileriye götürsün. Ve lütfen bunu yaparken nezaket içinde ve sevgiyle yap.

Cilala Parlat

Burada tamamen senden bahsediyorum. Kişisel gelişimin konusunda asla ve asla dur durak tanıma. Bu sonu olan bir yarış değil, bu dünyanın en keyifli yolu. Sürekli kendini geliştir ki yer neresi vakit ne zaman olursa olsun ışılda, parılda, yepyeni ve keskin kal.

Kendi Cenazene Hoş Geldin

Kendi cenazeni düşünmeni istiyorum. Öldün ve gömülmek üzere tabutta bekliyorsun. Cenazene katılanların senin hakkında ne düşüneceklerini ve arkandan nasıl konuşacaklarını hayal edebilir misin? Eğer nesnel davranır ve bir süre tarafsızca düşünebilirsen buna sen de cevap verebilirsin. Ölmene gerek yok :).

Bu konuda vereceğin cevaplar esnasında sen de göreceksin ki kimlerin hayatına olumlu  ve yapıcı olarak dokunduysan onlar hakkında iyi ve güzel anılar ile konuşacaklar, kimlerin hayatında kötü ve olumsuz izler bıraktıysan onlar ya sessiz kalacak ya da arkandan üzülmeyecekler.

Şimdi bu konuyu şu şekilde ele almanı istiyorum. Cenazende bulunacağını düşündüğün insanların büyük bir çoğundan şu anda uzaktasın. Onların yanında değil ya da az sıklıklar ile görüşüyorsun. Dolayısı ile aslında sen ömrünün büyük çoğunluğunda onlar için ölü sayılırsın. Şu anda senin hakkında ne konuşuyorlar veya onlara senin hakkında soru yöneltsek ne cevap verirler. İşte bu sorunun cevabı başarı yolunda ne kadar dış destek ve yardım alabileceğinin, kendi çabaların dışındaki hız çarpanının kaç olduğunun yanıtıdır. İnsan odaklı bir değer bilincin yok ise neden bazılarının sen çok çalışırken kolay ve senden hızlı bir şekilde başarıya ulaştıklarını artık kendine sorabilirsin.

Her Şey İki Defa Yaratılır

Şunu asla unutma, her şey iki defa yaratılır: Önce zihinde sonra fiziksel gerçeklikte. Eğer birilerinin aklına çok az ya da olumsuz olarak düşüyorsan hayatında olumlu şeylerin sık gerçekleşmesini beklemen beyhude bir umuttur sadece.

Peki bu iki defa yaratılan durumlara bir de senin açından bakabilir miyiz? Senin aklındakiler ve yaptıkların neler?

Zihinsel Uyumsuzluk

Şimdi sana sorsam, bu dünyada en değer verdiğin ya da en çok istediğin şey nedir desem muhtemelen bana aşağıdaki şu üç maddeyi sıralayacaksın:

  • Ailem ile huzurlu ve mutlu bir yaşam
  • Sağlıklı ve uzun bir ömür
  • Hedeflerimi ve amaçlarımı gerçekleştirmiş, başarılı ve finansal olarak özgür bir hayat.

Tamam, tamam… Senin üzerine çok geldiğimi düşündüğünü biliyorum. Ben bunları genele göre anlatayım sen payına düşenleri al.

Ailesi ile huzurlu ve mutlu bir yaşam dileyenler, günlük işlerini planlayıp, zamanında bitirerek onlara daha fazla vakit ayırabilecek şekilde mi çalışıyorlar? Yoksa gün içerisinde lüzumsuz internet sitelerinde vakitlerini harcayıp, gereksiz insanlar ile telefon konuşmalarını uzatıp, hiçbir fayda sağlamayan iş yeri sohbetleri ile vakitlerini verimsizleştirip, evlerine huzursuz  ve bitmemiş birçok iş yükü ile mi dönüyorlar?

Asla yargıladığımı düşünme lütfen, ben sadece soruyorum.

Sağlıklı ve uzun bir ömür isteyenler, beslenme alışkanlıklarını düzenleyip, düzenli spor ve sosyal aktivite olarak yoğun bir hayat mı yaşıyorlar? Yoksa sürekli atıştırma ve fast food ile öğünlerini geçiştirip, nedense spor yapmaya hiç vakit ayıramayıp ya da üşenip, sosyal aktivite şöyle dursun hayatlarındaki en önemli kişileri bile sadece zorunlu anlarda ya da işleri düştüğünde mi arayıp soruyorlar?

Başarı ve finansal özgürlük hedefleri olanlar ise günlük, aylık ve senelik planlarını hazırlayarak, bunlar için disiplinli bir biçimde adımlarını attıkları bir yaşam tarzları mı var? Yoksa sürekli memleketin halinden, ekonominin düzensizliğinden, ihtiyaç mı yoksa sadece istek mi olduğu belli olmayan ekstra harcamalardan dert yanarak tüm plan ve hedeflerini başka bir bahara ya da yılbaşına erteleyerek mi geçiriyorlar ömürlerini?

Buna zihinsel uyumsuzluk denir. Aklındakiler ile yaptıkların birbiri ile zıt ve çelişkili ise böylece yaşayıp geberir gidersin. O zaman ben de sana konuşmanın başındaki durumu tekrar hatırlatmak zorunda kalırım:

Kendi cenazene hoş geldin…  

 

Reaktif ve Proaktif

Sana tanıdık bir hikaye anlatayım. Spor yapman gerekiyor diyelim ki gerekiyor zaten. Planını yaptın ve hazırsın. Birinci gün bir de baktın ki yağmur yağıyor ve hava düne göre biraz daha soğumuş. Yarın uygulamak üzere planını ertelersin. Ertesi gün gelir, bir de bakarsın dünkü soğuktan dolayı biraz rahatsız gibisin. Hasta mı olacaksın nedir? Tekrar ertesi güne erteleyerek yatağa geri dönersin. Bir sonraki gün gelir, meğer hafta sonuymuş. Malum tatil, aile ile vakit geçirmek gerekiyor falan derken yine ertelersin. Böyle böyle derken aradan bir ay geçer. Spor planından haberdar olan bir arkadaşın ile karşılaşırsın ve O da sorar haliyle: “Nasıl gidiyor?” Başlarsın sıralamaya : “Ya çok meşguldüm, işler de yoğunlaştı, araya tatil falan girdi. Bir de hasta oldum ki sorma. Yılbaşında başlayacağım artık.”

Şimdi aynı planı yapan bir başkasını anlatayım müsadenle. Bu arkadaşımızın da spor yapma isteği var ve yine aynı şekilde günlük planını yapmış durumda. Birinci gün bir de bakar ki hava yağışlı ve serin. O zaman üzerime paltomu ya da hırkamı almam gerekir der ve çıkıp sporunu yapar. Ertesi gün gelir, sanki biraz hasta gibidir. Bunda dünkü soğuğun etkisi olmuş olabilir. O halde bugün 30 dakika yapsam yeterli olur der ve sağlığını tehlikeye atmadan çıkar ve sporunu yapar. Üçüncü gün hafta sonudur ve tatil olduğu için yarım saat erken uyanır ve ailesi ile vakit geçirmeden önce kendine bir zaman yaratarak çıkar ve sporunu yapar. Bir ay sonra spor yapma fikrinden haberdar olan arkadaşı ile karşılaştığında o arkadaşının bir şey sormasına gerek yoktur. Çünkü çok daha sağlıklı, güçlü, hızlı, enerjik ve aydınlık görünmektedir.

İşte birinci bahane sevici arkadaşa “reaktif”, ikinci istikrar küpü arkadaşa “proaktif” denir.

  • Reaktif dış etkenlere göre hareket ederken, proaktif kendi kararlarına göre hareket eder.
  • Reaktif için önce duygular ve durumlar belirleyici olur, proaktif için ise kendine ve hayatındaki olgulara verdiği değer belirleyicidir.
  • Reaktif her zaman endişe içindedir ve sürekli kendi elinde olmayan şeylerden ve olumsuzluklardan bahseder durur. Proaktif ise yapabileceği iş ve konulara odaklıdır. Kontrol edemeyeceği ya da engel olamayacağı konuları çözüm odaklı olmak kaydı ile bırakır.

Bu tanımlara dikkat et lütfen, RE AKTİF tanımında önce bir eylem ya da iş vardır (AKTİF) ve bu eylem ve işe göre davranan sen (RE). Rüzgar nereden eserse o yönde hareket etmek dediğimiz durumdur bu. PRO AKTİF tanımında bir eylem ya da iş yine vardır (AKTİF) ama sen buna hazır ve istekli olarak öncesinde farkındasındır (PRO).

Yani sabah spor yapmak isteyen reaktif yataktan kalktığında pencereden dışarı bakarken proaktif bir gün öncesinde hava durumunu kontrol etmiştir bile. Reaktif sabah işinin başına geçtiğinde, “bugün ne yapacaktım?” diye düşünürken proaktif zaten bir iş planı ve yapılacaklar listesi hazırlamıştır hafta başında. Reaktif işleri bittiğinde evine giderken proaktif akşam eve kaçta gideceğini bildiği için işlerini o vakitten önce bitirmiştir.

Çok daha anlaşılır bir benzetme ile reaktif Civciv Calimero, proaktif Superman‘dir. Şimdi günlük hayatına bak lütfen, reaktif misin, proaktif mi?

Disiplin, Disiplin, Disiplin!

Dünyanı değiştirmek mi istiyorsun. Daha iyi bir yaşam ve yüksek bir standart mı hedefliyorsun. İşte yapman gerekeni söylüyorum: Önce masanı topla…

Dalga geçtiğimi düşünme, başlaman gereken nokta tam da bu gibi küçük şeyler.

Sadece benim söylediklerim değil, aslında disiplin hakkında komik ya da gülünmesi gereken hiçbir durum yok. Tamamı ile ciddiye alınması gereken ender konulardan biri disiplin. Konu irade olduğunda, kendini kontrol olduğunda, öz disiplin olduğunda biraz ciddileşmek ve hatta kendine karşı kabalaşmak faydalı bile olabilir. Çünkü bunu ciddiye almadığında ciddiye alınacak işler yapman ve ciddiye alınacak bir yaşam sürmen pek mümkün olmayacaktır. Sen kendi öz disiplinini ciddiye almadığında emin ol ki seni de kimse ciddiye almayacaktır.

Masanı toplama meselesine gelince… Bu disiplin konusunu anlaman için verdiğim bir örnek olmak ile birlikte tamamen ciddi olarak da bahsettiğim bir madde. Disiplin kocaman ya da dev hali ile tek bir mesele değil. Yapman gereken bir çok ufak ve sıralı işlerin bütünü. Masanı toplamak, kısa bir plan yapmak, erken kalkmak vesaire ve bunları doğru zamanda sırayla yapmak. Disiplin bu gibi şeyler ile oluşturup geliştirebileceğin bir vasıf.

Sabah erken kalktığında ya da kalkman gerektiğini düşündüğün vakitte kalktığında, o gün yapman gerekenlerden birini yaptın ve devam edebilirsin demektir. Bir “tik” atarsın ve sıradaki yapman gerekene odaklanırsın. Küçük ya da önemsiz gibi gördüğün erken kalkma eylemi kendisinden sonra gelen görevi de başarabileceğinin ispatıdır aslında. Onu yaptıysan sıradakini de yapabilirsin ve bu böyle sürer gider.

Bu şekilde anlattığımda çok kolay ve uygulanabilir gelebilir ama ne yazık ki kötü haberi vermek zorundayım: Zaman zaman çok zor olacak.

İlk Round : İşe Yaramıyor Yalanı

İlk gün yapman gerekenlerin hepsine “tik” attığında kendini çok iyi hissedeceksin. Bu belki bir kaç gün daha böyle devam edecek ve sen çok da  bir şeyin değişmediğini düşünmeye başlayacaksın. Sonra bu küçük tikleri küçümsemeye başlayacaksın ve bunun bir sonuca varmayacağı konusunda kendini ikna etmeye çalışacaksın. Birçoklarının kaybettiği ilk vazgeçişi yaşayacak ve bırakacaksın.

Doğruyu söylemek gerekirse “pat” diye her şeyin düzelmesini beklemen zaten disiplinsizliğinin ilk göstergelerinden biri. Hiçbir şey tek bir yaratımla olmadı bu dünyada ve olmayacak. İster adım adım, tane tane, tuğla tuğla örersin istersen vazgeçersin. Karar senin aynı şimdiye kadar verdiğin tüm kararlar gibi. Şu andaki haline bir bak ve memnunsan beni dinleme ama memnun değilsen, ne zaman ve nasıl olacağını düşünmeyi bırak, sadece yapman gerekenleri yap. Eğer o listede yazanları eksiksiz olarak tamamlıyorsan olmakta olan oluyor demektir. Gerisi senin işin değil.

İkinci Round : Acı İle Yüzleşmek

Kolay ve küçük olan bu günlük görevler, her gün ama her gün yapmaya devam ettiğinde çok zor gelmeye başlayacak. Küçük bir çay bardağını elinden hiç bırakmadan 1 saat boyunca tutmayı denersen ne demek istediğimi anlayacaksın.

Çok zor olduğu anlar olacak, karamsarlığın üzerine çöktüğü anlar olacak, bugün de bunu yapmasam ne olur ki dediğin anlar olacak. Sakın bunlara kanma. ASLA!

Her gün bir adım, hiç durmadan, hep ileri…

Günler geçtikçe daha az acıyacak emin ol. Bugünün zorları yarın kolay, ertesi gün basit ve zamanla çocuk oyuncağı gibi gelecek. Sadece YAP! Gerisi senin işin değil.

Üçüncü Round : Küçük Galibiyetin Zehri

En tehlikeli aşamaya geldin. Evet bir şeyler yolunda gitmeye başladı, bir kaç güzel netice ve ışık gördün sonunda. Sakın burada başardığını sanma. Asla bırakayım deme. Başarı bir sonuç değil, sürekli devam eden bir yolculuk ve süreç, unutma.

Bu noktada yaşayacağın rehavet seni küçük tiklerinden, o kutsal takviminden uzaklaştırabilir. Biraz dinlenmeyi hak ettiğini, biraz ara verebileceğini düşünmene sebep olabilir.

Bir defa bıraktığında başka ya da ilerideki zamanlarda da bırakabileceğin konusunda kendine izin vermen demektir. Bu izni bir kere verdiğinde tüm çabalarının boşa gitmesi ve yolculuğa baştan başlamak zorunda kalman işten bile değil. Kendine bu kötülüğü yapma. Tüm bu zehirlere ve hilelere kanma. Sen sadece yapman gerekeni YAP! Gerisi senin işin değil.

Sefalet mi Asalet mi?

Vazgeçersen, yarım bırakırsan, ertelersen kendini sefalete hazırlamanı öneririm. Bundan yıllar sonra, bakıma muhtaç olduğunu zamanlarda bile çalışman gerekecek. Şimdi kalkmaya üşendiğin yataktan eşek gibi kalkmak zorunda olacaksın.

Saygı göstermediğin ve küçümsediğin o küçük çabalardan çok daha küçük bir adam haline gelecek, hiç kimseden saygı görmeyecek, 3 kuruş için 5 kuruş etmeyen insanların kölesi olmaya devam edeceksin.

Ölümüne az zaman kaldığı bir dönemde, bu hayattan bir bok anlamadan göçmek üzere olduğunu fark edecek, kendine lanetler yağdıracak ve arkanda bir çok hüzünlü ve kızgın insan bırakarak suratı asık bir biçimde geberip gideceksin.

Ama disiplinin gücünü anlar ve şimdi, tam da şu an bu konuda küçük şeylerin düzenli yapıldığında hayatına katacağı değeri bilerek yaşamaya başlarsan, şu andan itibaren tüm hayatını hatırlayacak şekilde dolu dolu geçirecek, çocuklarının kahramanı, akraba ve arkadaşlarının medar-ı iftiharı ve her şeyden önemlisi milyonlarca yaşanmışlık ve gurur ile musmutlu bir insan olarak bu hayatını sürdürerek ışıl ışıl gözlerle son anına kadar çevrene de ışık saçacaksın.

Bundan öncekilerde olduğu, bundan sonrakilerde de olacağı gibi KARAR SENİN!