Men Dakka Dukka

Eden bulur!. Atasözü anlamı olarak bu iki kelime ile özetleyebileceğim konu daha derin ama sakın benden sana kötülük edenler ile ilgili bir teskin bekleme. Bu tamamen senin ile alakalı.

 

Suçladığın Şey Seni Suçlayacaktır

Bu değişmez bir yasa. Bu yüzden kimseyi suçlamak ile kendini yıpratma. Eden bulur derken bahsettiğim özne sensin. Bugün kimi ne ile suçlarsan günün birinde ya o seni suçlayacak ya da aynı sebeple sen suçlanacaksın. Maddi bir dünyada yaşadığımızı sandığını biliyorum ama hayatının çok büyük bir kısmı mucize diye tabir edebileceğin kuvvetler ve unsurlar ile şekilleniyor.

 

Yargıladığın Şey İse Bir Gün Kendin Olacaksın

Suçlamanın bir türevi olan yargılama eylemini de bırak artık. Yargılamak bencillik ve kibir olgusudur ve aslında herkesin benim gibi olmasını istiyorum, benim düşündüğüm gibi düşünmesini istiyorum demenin eylemcesidir. Kimse kimseye benzemek zorunda olmadığı gibi aslında kimse yanlış yaptığını düşünmüyor. Buna nice kötü devlet adamları ve terörist gruplarda dahil olmak üzere, hangisine sorarsan sor, yaptıkları işi doğru olduğuna inandıkları için yapıyorlar.

Sen de birilerini yargıladığında günün birinde göreceksin ki o yargıladığın eylemi sen yapıyor, aynı düşünceyi sen benimsiyorsun. Bu büyük şaşkınlığı ve ikilemi yaşamamak adına lütfen yargılamayı bırak.

Doğru olduğunu düşündüğün eylem ve inancı kendinde uygula ve benimse. Sorarlarsa anlat ama senden başka bir şekilde yaşayan ve düşünenleri yargılama. Yargılarsan O olacaksın.

 

Öğrenilmiş Suçluluk

Suçlu olma hali (tüm korkular gibi) öğrenilmiş bir reaksiyondur. Bebekler doğduklarında bunu henüz öğrenmedikleri için özgür ve samimidirler. Bulunduğun kültür ve çevre sana neler karşısında kendini kötü hissetmen gerektiğini öğretti ve bunlar başına geldiğinde kendini suçlu hissediyorsun.

Buna uymak zorunda değilsin. Kendinden ve duygularından emin isen seni suçlayanların değer ve yargılarını benimsemek zorunda değilsin. Dolayısı ile suçluluk aslında çevrene karşı değil ancak kendine karşı hissedebildiğin zaman verimli bir duygudur. Kendine verdiğin sözleri, kendin için istediğin durumları yerine getiremediğinde hissettiğin suçluluk samimi ve yararlı olabilir belki. Ama çevrene ve bulunduğun ortama karşı bir suçluluk hissetmen o değer yargılarını kabul etmen ve (bir nev’i) kendine ihanetin anlamına gelir ki ilerlemenin ve kişisel gelişimin için çok büyük bir engeldir.

Seni suçlayanları boşver, onları dinlemek, onların dediklerinden etkilenmek ve onlara karşılık vermek zorunda değilsin. Özüne bak ve ne hissettiğini önemse.

 

Ruh Bildiklerini Deneyimlemek İster

Senin derdin kendinle olmalı. Bu sebeple bakacağın yer her zaman kendi içinde. Ruhun bildiklerini ve inandıklarını deneyimlemek istiyor. Fakat sen bunu yapabiliyor musun?

Yoksa çevrenin ve öğrendiklerinin etkisinde, inandıkların dışında başkalarının uygun bulduğu bir hayat mı yaşıyorsun. İşte o zaman ruhunu çiğniyor ve eziyorsun. Korkularının, endişelerinin, “ama”larının (ki bunlar da aslında yok, hepsini sen yarattın) altında ruhunu yok sayıyor ve ölümüne sebep oluyorsun.

Sonra ben mutsuzum, ben başarısızım… Güldürme beni 🙂

 

İyi ve Özel Bir Duygu Olarak Başarmak

Başarma duygusu, herkesin kendini iyi ve özel hissettiği bir duygudur. Ve bunu hissetmen için her zaman ortada belirli bir başarı olması da gerekmez. Başardığını hissetmen, o güzel hissi yaşaman için yeterlidir.

Peki sen en son ne zaman hayal kurdun. Hep hesap, hep kitap. Böyle yapa yapa tadını da kokusunu da unuttun başarının. Rica ediyorum,  daha önce (özellikle çocukluğunda) yaşadığın başarılı anlarının bir listesini yap ve onları hatırlamak, o anı ve duyguyu tekrar yaşayabilmek için hayal kurmaya özel bir vakit ayır. O güzel anları hatırladıktan sonra şu anda başarmak istediklerini tamamladığında neler hissedeceğini göster kendine. O hissi yakalamak için ruhuna izin ver.

Bunu düzenli olarak yaptığında şu anki çabalarının da başarıya ulaşmasında “inanılmaz” yardımların ve koşulların senin ayağına geleceğini garanti edebilirim. İşte bu yüzden eden bulur diyorum sana. Hesap kitap yapmaya devam edersen sürekli plan yapman gereken bir öykün olacak. Ama hayal kurmaya devam edersen hayallerin sana gelecek. Bunlar hep seninle alakalı. Aklına gelen hep başına geliyor 🙂 .

Atasözleri ve deyişler kuşağımıza devam ediyoruz 🙂 :

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır. — / Yunus Emre

 

Asıl Mesele

Evet, asıl mesele kimin konuştuğu değil, kimin dinlediği.

Kendinle konuştuğunu biliyorum. Ama söz ile ama düşüncelerin ile. Bazen duyguların bazen davranışların ile… Konuşuyorsun ama kendini dinliyor musun? Dinle! Artık kendini dinle ve önemse lütfen. Bunu yaptığında her şey kendiliğinden yoluna girmeye başlayacak.

 

BEN!

En sevecen insan BEN merkezci insandır. Sen kendini sevmezsen başkasını da sevemezsin. Kendini sevmezsen başkasına sevgi ve mutluluk da veremezsin. Ve emin ol o zaman seni seven de bulamazsın.

Bunun bencillik ya da kibir ile ilgisi yok. Bu bir farkındalıktır.

Sen kendinin farkında değilsen, kime ne faydan dokunabilir ki?

 

 

 

 

Rasyonel

Bazen her şeyin istediği gibi gitmediğini biliyorum. Bu normal olduğu kadar olması gereken bir şey aslında. Bu yüzden istemediğin durumlar ile karşılaştığında serinliğini ve sükunetini muhafaza et lütfen.

 

Her deneyim bir hazine

Ne yaşarsan yaşa, başına umduğun ya da ummadığın, planladığın ya da planlamadığın ne gelirse gelsin her birinin kıymetini bil. Hoşnut olmasan da yaşadığın şey senin deneyimin ve emin ol bir  hazine kadar kıymetli.

Ve aslında asıl konu şu ki sen kendin için çizdiğin yolda (bir yol çizmiş olduğuna inanmak istiyorum) istikrar ile yürümeye devam ediyorsan bil ki bu başına gelen bir şeylerin daha iyi olması için gelmiştir.

Bunu şöyle düşünebilirsin. Karın ağrısını sevmiyor olabilirsin ama karnının ağrıması sindirim sistemini rahatlatman gerektiğini anlatan bir sorundur ve sana bir şeylerin değişmesi gerektiğini anlatan bir uyarıdır. O uyarıyı dikkate aldığında bir sonraki aşamada daha sağlıklı ve rahat duruma geçmeni sağlar.

Evet farkındayım- baya baya bok üzerinden felsefe yaptım 🙂

Başka bir örnekle, bir dostun seni hayal kırıklığına mı uğrattı? Bu yolun bundan sonraki kısmında onunla ilerlememen için sana verilen bir uyarıdır ve sen bunu değerlendirebilirsen artık daha becerikli bir duruma girmişsin demektir. Bunun bedeli sana ağır gelmiş olabilir ama unutma ki her ders getirisi kadar kıymetlidir ve bedelini ödemeseydin zaten o dersi alamamış olacaktın. Sızlanmak yerine sevinmelisin kendi adına.

 

Her şey mükemmel, KAÇ ORADAN!

Federico Fellini’nin çok güzel bir sözü var: “İyi bir filmin kusurları olması gerekir. Hayat gibi, insanlar gibi…”

Hayat dediğin yolculuk içinde insan olduğu için kusurlu olmasıyla güzel. Zira çeşitlilik ve ilişkiler bu sayede şekilleniyor. Bu yüzden sen de her şeyin mikron hassasiyetinde olması için kendini zorlama.

Bir de Paulo Coelho’da bir nasihat: “Hayat bir koşu değil, hedefi vurmaktır. Önemli olan zamandan tasarruf etmek değil, kendine bir hedef bulmaktır.”

Ara sıra beni pek sallamıyorsun diye hissediyorum, o yüzden bu büyük amcaların laflarını araya sıkıştırayım dedim 🙂

Bu sebeple eğer sana her şey mükemmel görünüyor ve sanki hiç ama hiç bir sorun yokmuş gibi geliyorsa -kuvvetle muhtemel- senin farketmediğin bir sorun patlamak için bir kenarda besleniyordur. Ya da sen o sorunun farkındasındır ama her şey yolunda gibi görmek ve göstermek istediğin için gözardı ediyorsundur. Yapma!

 

Rasyonel

Bir çok zaman gerçek ve gerçeklik anlamında kullandığın rasyonel kelimesi ne demek biliyor musun? Rational… Kelime kökü ise Ratio…

Oran / Orantı / Orantılı … Bunu biraz düşün. O zaman her şey anlam kazanmaya başlayacak aslında.

 

Rahat rahatsızdır

Her şey yolunda mı? O zaman hayatında değişen, yenilenen, gelişen bir şey yok demektir. Şu dünyada yaratıcılığa tehdit olarak “rahat”tan daha kötü bir düşman bulamazsın.

Asıl rahatsız olan, senin de rahatsız olman gereken şey rahatın ta kendisi. Olması gereken şeyler olmuyor, değişmesi gereken durumlar değişmiyor, düzelmesi gereken aksaklıklar düzelmiyor demektir rahat.

Eğer rahatını kaçıran bir şey yok ise çok dikkatli davran ve içinde bulunduğun işleyişi kontrol et lütfen. Eğer seni rahatsız eden bir şey oldu ise çok iyi değerlendir ve ondan faydalan. O sana gönderilen bir hediye idi.

ŞakŞakçı

Ne olacak bu iş dünyasının hali 🙂

Dalkavukların ve menfaatlari doğrultusunda (şaşılacak şekilde) çok hızlı karakter değiştirenlerin önlenemez yükselişi… önlenemiyor 🙂 Durduramıyoruz efendim, yükseliyorlar ve her yerdeler 🙂

 

Şakşakçılık müessesesi

Ben de ilk duyduğumda çok şaşırmıştım ama böyle bir iş kolu (yanılmıyorsam) 1800’ler Fransa’sında gerçekten varmış. Bu zat-ı şahaneler belirli cemiyetlerde bazen alkış, bazen ağıt, kimi zaman iltifat kimi zaman ağlamak şeklinde para karşılığı görevlerini yerine getiriyorlarmış.

Hayır, bu nasıl bir kariyerdir Allah aşkına:

“- Mesleğiniz nedir acaba?”

“- Şakşakçıyım ben. Evet, ben O’yum.”

Rica ediyorum bunlardan biri olma. “Asla!” diyebilirsin ama zaman zaman sahip oldukları imkanlar ve konumları cezbedebilir, kendini kaptırma 🙂 .

 

HAYIR!

İşte (ve de iş de) dünyanın en önemli ve kıymetli kelimelerinden biri… Şu ana kadar yaptığın, tamamlayarak gurur duyduğun bir çok işin olmuştur. Bu çok güzel bir şey. Ama lütfen yapmayarak ve hayır diyerek de gurur duyduğun şeyler olsun bu hayatta.

  • İnanmadığın, doğru olmadığını veya işe yaramaz olduğunu bildiğin, patron istiyor diye yapmadığın şeyler olsun mesela.
  • Ya da uyarıldığın, eleştirildiğin ama seni sen yapan, vazgeçmediğin özelliklerin olsun. Seni tarif ederken, anlatırlarken bir kaç alamet-i farika olsun sana dair.
  • Dostların olsun mesela, iş uğruna, kariyer uğruna satmayacağın ve arkasına duracağın.
  • Ve meslek onurun olsun. Bile bile yanlış iş yapmayacağın, işgüzarların sana işini öğretmesine izin vermeyeceğin. Egoist olmakla, aykırı olmakla, dik başlı, laf dinlemez, dediğim dedik, kaprisli olmakla suçlanabileceğin bir meslek onurun olsun.

UYARI! UYARI! UYARI!

Bu saydıklarım ve benzeri davranışlar (özellikle) ücretli bir çalışan için yüksek dozda kovulma riski ihtiva eder. Yan etkilerinin neler olacağı tahmin bile edilemez. Sorumluluk kabul etmediğimi bildirmek isterim. 🙂

 

CESARETİN VARSA! PAÇAN SIKIYORSA! GÖTÜN YİYORSA!

Bu saydıklarım ve benzeri davranışlar (hemen hemen) herkes için limitsiz boyutlarda yenilikçilik, mutluluk, öz güven ve insanlık ihtiva eder. Zırnık yan etkisi yoktur. Tüm teşekkürleri memnuniyetle kabul ederim. 🙂

 

Tahmini yetkili

İş dünyasında kariyer ve terfi konularının aslında çok basit olduğunu benim kadar sen de ok iyi biliyorsun. Burada dikkat etmen ve bozmaman gereken tek kural söz dinlemek.  Sana söyleneni söylendiği gibi yap yeter. Biraz robot gibi yani.

Fakat bunun dezavantajı aksi durumlar ve kriz anlarında kendini gösteriyor. Kurallar değil kuralların arkasında yatan sebeplerdir gerçek olan. Bu gerçek sebepleri anlamadan at gözlüğü ile bunlara uyan kariyosapien (kariyer yapan insan 🙂 ) tahmini bir beceri ve yetki sahibi olarak çok verimli halde devam eder iş hayatına. Ta ki ona öğretilenin dışında bir sorunla ya da aksaklıkla karşılaşana kadar. İşte (ve tabii ki iş de 🙂 ) tam o anda savunmasızdır arık. Durumun ne kadar sarpa saracağı tümüyle kader kısmet işidir.

 

Yüce Kurumsal ve “evetçi”ler

Tüm bu anlattıklarıma ve aslında bu anlattıklarımın kariyer konusunda uzman bir çok kişi ve yetkili kurum tarafından bilinmesine rağmen firmalar neden mesaili ve robotik çalışma sisteminden vazgeçmezler biliyor musun?

Sanki biliyorum desen konuşmaya devam etmeyeceğim. Ama olsun nezaket iyidir. Seviyorum seni 🙂

Çünkü iş dünyasında herkesin varmak istediği nirvana kurumsallıktır. O mertebede Yüce kurumsal oturur ve o der ki: Her şeyin bir yeri, her şeyin bir zamanı vardır.

Hödü, hödö, hödö…

Yüce kurumsala göre kutsal olan sonuçlar değil süreçtir. O süreç kutsaldır ve ille de öyle yapılması gerekir. İşte bu sebeple şirketler çoğu zaman bir işi başka bir yol ile yapmanın avantajlarından haberdar olsalar bile değişiklik yapma kabiliyetleri yoktur. Çünkü Yüce Kurumsal bunu yasaklamıştır.

Cıssss, tü-kaka, günah…

İşte bu yüzden şirketlerde gruplar ve “evetçi”ler şeklinde iki değişik evrim çıkar karşına.

Gruplar:

Bunlar beraber gezerler, beraber yerler, beraber çalışırlar, iş çıkışı bile beraber takılırlar. İyidirler, hoşturlar ama sıkıcıdırlar. Üstün yetenekleri ise grup olarak düşünürler. Hepsi aynı konuda aynı şeyi düşünürler. Aynı şeyi düşündükleri ve işi grup olarak yaptıkları için çok verimlidirler ve Yüce Kurumsal tarafından çok sevilirler.

“Evetçi”ler

Her zaman ama her zaman en sevilen ve en hızlı (ışık hızına yakın, tüm bilinen fizik kurallarını alt üst ederek) şekilde yükselen kariyosapien türüdür. Üstün yetenekleri falan yoktur. Aslına bakarsan hiçbir yetenekleri yoktur. Tek bir özellikleri vardır, patron ne derse desin “evet” derler. Mesela bir toplantı esnasında, patron henüz belli olmayan bir konu hakkında 25 defa fikir değiştirir ve bu yaratık her defasında “evet” diyerek patronu onaylar.

25 sayısı abartı değil. Ben bunu bizzat yaşadım ve her seferinde “evet” diyen o yaratık ile bir müddet aynı firmada çalışma bahtsızlığını deneyimledim. Allah bi’ daha göstermesin. Ne çektim ben yaa… 🙂

Peki sürekli fikir değiştirebilen yani aslen herhangi bir fikre sahip olma kabiliyetinde bir beyne sahip olmayan bu yaratık nasıl olur da patron tarafından çok sevilir ve el üstünde tutulur? Çünkü EGO CANDIR, CAN! 🙂

 

İçimdeki “daha iyisi mümkün” sesi

İçinde bu sesi susturamayanlardan isen öncelikle şunu belirtmek isterim: Tıbbın yapacağı hiçbir şey yok. Kurumsal dünyada barınamazsın, yaşayamazsın, sevilemezsin. Tek bir ilacı var: Ender Ol!

Ender olan kıymetlidir. Az bulunan bir şeyler olsun sende. Herkesin yapamadığı şeyleri yapabilir ol. Öğrenmeye ve kendini geliştir ki ender ve dolayısı ile kıymetli ol.

Bu durumda sen kurumsallar ile yapamazsın belki ama onlar da sensiz yapamazlar. İhtiyaçları gereğince girer çıkarsın ve seni bozamayacaklarını bilirler.

Ve bu var ya, öyle eğlencelidir ki, Oh beee! 

 

Bir Fil Nasıl Yenir?

Yaptığın işten, iş yerinden, çalışma arkadaşlarından, mesai saatlerinden memnun musun?

Olmadığını biliyorum. Bu saydıklarımın hepsinden mutlu olduğunu düşünüyorsan, sanırım ya hiç düşünmüyorsun ya da iş dışında başka bir hayatı kalmamış zavallılardan biri haline gelmişsin demektir. Zavallı derken, seni aşağılamak değil amacım bana kızma. Bu içinde bulunduğumuz durum gerçekten acınacak bir hal ve ben buna dikkatini çekmek istiyorum.

 

İleri sarma düğmesi takılı kalmış

Her gün biraz daha hızlanıyoruz ana nedense her gün daha az yetişebilir oluyoruz. Hiçbir iş zamanında bitmiyor ve hiç kimsenin beklemeye tahammülü kalmadı. Bir iş vaktinde -ki bu vakit genelde o işin hak ettiğinden çok daha kısa bir süre olarak başlangıçta belirleniyor- bitmediğinde hemen nezaketimizi kaybediyor, işi beklediğimiz kişiye karşı abartılı bir kabalığa bürünüyoruz.

Unutanlar için hatırlatma:

nezaket
/.–./
ad
1. başkalarına karşı incelikli ve saygılı davranma, incelik, naziklik.
2. (bir durum ya da iş için) dikkatli, özenli davranmayı gerektirme, önemli olma, önemlilik.

 

Bu noktada sadece birkaç soru sormak istiyorum, elektrikler kesilince ne yapıyorsun? Enerji kesintisi yaşandığında yarım kalmayan bir işin var mı? Aslında durabiliyorsun değil mi? Aslında acele kavramı, senin tanımladığın ve yarattığın bir şey… Ne acı.

 

Ortalama

Bir çok kaynakta belirtildiği ve açık bir şekilde tecrübe ettiğin gibi insan en çok zaman harcadığı, en fazla vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasından oluşuyor. Dolayısı ile vaktinin ne kadarını nasıl insanlar ile nasıl bir ortamda geçirdiğin senin nasıl bir insana dönüştüğünü belirliyor.

Bu benzeşme utanılacak ya da yadırganacak bir durum değil. Sen de her canlı gibi içinde yaşadığın habitata uyum sağlıyorsun. Haris, habis ve menfaatleri doğrultusunda yapamayacağı şey kalmamış, kariyer sapığı haline gelmiş işkoliklerin ve başarıyı saplantı haline getirmiş megaloman egoist amir ve patronların arasında, onlara yaklaşıyor ve onlara benziyorsun.

Evindekiler ile mutlu olmak istiyorsun ama en az onlar ile vakit geçirdiğin için artık onlara benzemeyen, onların seni tanıyamadıkları biri haline geliyorsun. Bu sebeple paylaşımlarınız azalıyor, suskunluklarınız ve televizyon izleme süreleriniz artıyor.

Bu sarmaldan kurtulmadığın sürece kaçınılmaz sondan kurtulma olasılığın çok düşük. Bağların inceldiği, kavgaların ve birbirinden sıkılmaların çoğaldığı, tahammülsüzlük dolu bir rotaya ilerliyorsun. Bundan kurtulabilirsin ve bunu sadece sen, istersen yapabilirsin.

 

Küçük lokmalar

İlk duyduğumda içime umut ve mutluluk salan bir anekdot var, paylaşmak istiyorum:

  • Soru : Bir fil nasıl yenir?
  • Cevap : Küçük Lokmalar halinde.

Bu soru-cevap ikilisi üstesinden gelebilme imkanının bulunmadığı tüm büyük sorunların için anahtar niteliğinde. Aklına ne gelirse gelsin, eğer tek seferde çözemeyeceğin, değiştiremeyeceğin bir sorunun varsa küçük lokmalar halinde başla. Sen her lokma aldığında o daha küçülmüş bir sorun haline gelecek. Ve bu durum öncelikle o sorunun çözülemeyecek kadar büyük bir sorun olmadığını anlamanı sağlayacak ki bu da o sorunu çözebilmen için en önemli adım.

Şu ana kadar anlatıklarım sırasında çalışmadan nasıl geçinileceğini, düzenli ödemeler ve ihtiyaçlar arasında sıkışmış bir yaşam biçimi içinde nasıl hayatını devam ettirebileceğini düşünerek konuştuklarıma karşı çıkma eğiliminde olduğunu tahmin edebiliyorum. Buna karşı çıkmadığımı ve sana hak verdiğimi bilmeni isterim.

Benim demek istediğim şu: Bu mecburi sisteme muhtaç olmak halini zayıflatacak ufak ufak neler yapabilirsin onları düşün. Belki tasarrufların, belki harcamalarını sadeleştirmen… Ne bileyim belki evinde kazanca çevirebileceğin bir hobin ya da ek gelir imkanları. Bu kişiden kişiye değişir ve bunu kendin için en iyi sen bilebilirsin. Bunu bir düşün ve küçük lokmalar almaya başla.

 

Ufak bir tavsiye

Bir çok ekonomistin değindiği bilinen bir yasa var:

Karnınız açken alışverişe çıkmayın 🙂

Lütfen sen de aklında borçların, ihtiyaçların, gelir ihtiyacın ve o inanılmaz kariyer hedeflerin aklındayken anlattıklarımı düşünme. Sana inandırıcı gelemeyebilirim. Sakin ve tarafsız olarak değerlendirebileceğin bir anda söylediklerime kulak verirsen daha iyi anlayabileceğini düşünüyorum.

 

Epidemik yalnızlık

Farkında olmadığımız bir hastalıktan bahsetmek istiyorum. Salgın bir hastalık : yalnızlık. Ve biz 21. yüzyıl insanları olarak bu salgının ilk hastalarıyız.

Konuşmamızın başından beri yerdiğim sürekli ve çok çalışma halini bize daha çekilebilir kılmak için (çok çalışmamızı isteyenler) hepimize yeni bir virüs bulaştırdılar. Bunu bir panzehir, bir ilaç gibi sundular çünkü çok çalışmayı çoktan kabul ettirmişlerdi. Ama aslında bir virüs, bir zehirdi bu: Sosyal Medya

Çok çalışmamız gerekiyordu, sürekli iş başında olmamız gerekiyordu ama (onlara göre ne yazık ki) yaradılışımız gereği sosyal bir varlıktık. Hala… Bu sebeple iş başından ayrılmadan, çok çalışmamızı engellemeden sosyalleştirdiler bizi.

Bu sayede yüz yüze görüşmemize gerek kalmadı sosyal medyadan görüştük. Birbirimizi dürttük, el salladık, beğendik ve hemen kaldığımız yerden çalışmaya devam ettik. Artık arkadaşımızın doğum gününe gitmek için izin almamıza gerek yoktu. Afili bir mesaj ve mumlu pasta emojisi ile bu sorunu halledip hemen kaldığımız yerden çalışmaya devam ettik. Yakınlarımızın özel anları ve sıkıntıları için, bayramlar, kandiller, yıl dönümleri ve benzeri her şey için çalışmamızı aksatmadan, o ekranın başından kalkmadan hemen kaldığımız yerden işimize devam edebilirdik. Öyle de yaptık.

Bu hastalığa iyice kaptırınca kendimizi, bu iptiladan da faydalandılar ve iş konuşulabilen yeni yeni sosyal medyalar yaptılar bizim için.  Yani yine çok çalıştık.

Biz hep daha çok çalıştık ama nedense hep daha çok kazanan onlar oldu.

N’oluyo yaa…

 

Akıldışı ama öngörülebilir.

Kendini daha kötü hissetmene sebep olmadan susmak istiyorum artık. Akla mantığa çok uygun olmadığını düşüneceğini bildiğim ama benim inandığım bir şeyden bahsedip susuyorum:

Öğleden sonra yapılan işlerin hemen hepsi ya eksik ya da yanlıştır. Sadece öğlene kadar çalışıp öğleden sonra organik ilişkilere ve kendi gelişimine ayırabileceğin bir hayat hem mümkün hem de mutluluktur.

Bunu bir düşün…

 

BÖÖÖ!

Bööö! Korkutabildim mi seni? 🙂 Benden korkmadığın gibi hiçbir şeyden korkmana gerek yok. Çünkü korkacak hiçbir şey yok. Çünkü korku diye bir şey yok!

 

Zorluklar iyidir, onları kullan.

Çoğu zaman bunlar neden benim başıma geliyor bunlar dediğin zamanlar oluyor biliyorum. İşte cevabı: Şimdi bir şeyleri değiştirme zamanı. Yanlış ya da eksik olan bir şeyler vardır ki başına hoşnut olmadığın durumlar gelmiş demektir. Bu hoşnutsuzlukların sana bir şeyleri düzeltmen ve bundan sonraki hayatını daha iyi hale getirebilmen için verilen kutlu uyarılar. Hayıflanmayı bırakır bunlar ile ilgilenirsen bu hediyelerin hakkını verebilirsin. Şimdi onları kullan, değerlendir, düzelt ve gelişim sürecinde bir adım daha yukarı çıkar kendini.

 

Kendi hakkında ne düşünüyorsun?

İşte tam da O’sun. Dolayısı ile kendini vezir eden de rezil eden de sendin. Kendine biçtiğin değerin ve inancın konusunda tüm sonuçları sen yaratıyorsun. Olmuş bitmiş yani değiştiremeyeceğin ya da olması muhtemel yani aslında olmamış tüm kaygıların konusunda sorumlu olan sensin. Daha önce böyle olmuştu yine aynısı olur dersen evet olur, haklısın. Piyasalar bozuk, ülkenin durumu şöyle de böyle de yine olmayacak dersen, evet haklısın olmayacak. Başarı dediğin şey kişisel seçimlerin bir sonucudur. Sen kendini nasıl tanımlıyorsan tamamen O’sun. Şimdi bu anksiyete bozukluğunu bir kenara bırak ve kendinin hakkını ver.

 

Hayal gücünü korku ve kaygıların için değil, ilham ve önsezi için kullan.

Senin peri sandığın ilham ve önsezi her gün yüzlerce defa yanından hem de çok yakınından geçip duruyor. Onu yakalayabilmek için tek aracın hayal gücün. Sen ise bu en önemli özelliğini korkuların için harcıyorsun. Ne düşlersen bundan sonraki hayatın için onun hayalini kur. Hülyalara dal demiyorum. Buna gerçekten vakit ayır ve en detaylı biçimde, içinde kendini de resmederek olmak istediğin seni, yaşamak istediğin hayatı canlandır sürekli zihninde. Sadece bunu bile düzenli olarak yapsan fırsatların, mucizelerin, fikirlerin kendiliğinden nasıl da ayağına kadar geldiğine şaşıracaksın. Zor bir şey istemiyorum senden, sevdiğin bir müziği al kulaklarına, gözlerini kapat, istediğin hayatı tüm detaylarını tek tek görerek hayal et. Sonra gerçek olacak, SÖZ!

 

Korku diye bir şey yok

Az önce söz verdiğim gelecek hayallerin gibi korkuların için de söz verebilirim. Neyden korkuyorsan başına gelecek. Hepsini bir bir yaşayacaksın. Her birini tecrübe edeceksin. Bunu daha önce mutlaka deneyimlemişsindir zaten. Korktukların daha önce de başına geldi ama sen de biliyorsun ki hiçbiri senin korktuğun kadar olmadı. Bir şekilde geçti, bitti ya da çözümlendi. Onları sanki ölecekmiş, hayatını sonlandırabilecekmiş gibi büyüten sendin. Neyi beslersen o büyüyecek ve gerçek olacak. Buna sen karar vereceksin; hayallerin mi? korkuların mı?

 

Israrsı ol! Bunalt Hayatı 🙂

Yeterince aradığın her şeyi bulacaksın. Yeterince çaldığın kapı mutlaka açılacak. Yeterince istediğin her şeye sahip olacaksın. Sadece ısrarcı ol. İstemekten, hayal etmekten, arzularından tek bir gün bile vazgeçme. Hayat verecek, ikinci bir seçenek yok. Şimdiye kadar ısrar eden herkese verdi. Sana da verecek.

 

Önce OL! Yapman gereken sana gelecek

Sürekli hayal etmenden ve istemenden bahsettiğim için kendini o koltuğa hapsedip kalma.

Şampiyon olmak için önce şampiyon gibi davranmalısın.

Her ne konuda her ne istiyorsan şunu düşün: Gerçekleştiğinde nasıl biri olacağım? Mesleğinde başarılı mı olmak istiyorsun, çok kazanan ve çok aranan biri? Bence çok başarılı biri olmuş olsan masan tertemiz ve düzenli olur mesela. Senin masan öyle mi? Değilse öyle OL! Güzel giyinirsin bence, temiz, gündelik ve gıcır. Öyle misin? Öyle OL! Konuşman düzgün, yerinde nüktedan ve doğru dil bilgisi ile olur başarılı olduğunda bana göre. Nasıl konuşuyorsun? Öyle OL! Disiplinli, istikrarlı ve dürüst biri olarak tanırsın çevrende. Seni nasıl tanıyorlar? Öyle OL!

Önce OLduğun zaman neler yapman gerekir, nasıl ilerlemen gerekir, bunlar hepsi kendisi sana gelecek. Mucizevi bir dünyada yaşıyoruz, önce sen OL! Gerisi senin için OLdurulacak. Yeter ki sen OL!

 

Yaşasın her şey ters gidiyor

Sakın şaşırma. İşlerin ters gitmesi o kadar kötü bir şey değildir her zaman. Eğer ters giden bir şeyler varsa, eğer başarısız olduğunu düşünüyorsan hele bir de çok sıkıntılı bir duruma girdiysen çok daha büyük bir mükafatın yola çıktığına emin olabilirsin. Bu ille de pozitif düşünme hastalığı ya da çok bilinen ismi ile Polyanna oyunu değil. Seni rahatsız eden durum eğer ona sahip çıkar ve ilgilenirsen kendisinden çok daha büyük bir başarının başlangıcıdır sadece. Burada tek yapman gereken bu negatif durumun sana ait olduğunu tam anlamı ile kabullenmen ve çözüm için gerekenleri yapman.

Eğer borçların ise başına gelen şu andakinden çok daha fazla kazanmanın yolunu bulacaksın demektir. Borçlarını ödediğinde artık yaşam standardı yükselmiş biri olacaksın, sevinebilirsin. Eğer hastalık ise başına gelen daha sağlıklı ve dirençli biri olmanın yolunu bulacaksın demektir. Hastalığından kurtulduğunda sapasağlam biri olarak aktivite kaliteni artırmış olarak hayatına devam edeceksin, sevinebilirsin. İlişkisel bir çıkmaz ise başına gelen çok daha iyi ve belki de daha doğru bir ilişkinin yolu açılmış demektir. Bunu çözdüğünde çok daha mutlu ve esenlik içinde biri olacaksın, sevinebilirsin.

 

Edep, başkasını mutlu etmek için kendine olan sevginden vazgeçmen değildir.

Saygılı olmak konusunda bu yanlış anlaşılmadan uzak dur lütfen. Saygılı olman başkaları için kendi hayatını istediğin gibi yaşamana engel olmalarına izin vermek değildir hiçbir zaman. Sen hedeflerine her şeye ve herkese rağmen koşacaksın.

Hiç kimseyi kendinden çok sevme, kendinden çok değerli bulma. Sen kendini sevdikçe başkalarını sevebilir, kendini mutlu ettikçe başkalarına mutluluk verebilirsin. Bu kendini beğenme hali bir bencillik değil “farkındalık” halidir.

 

Hedeflerin kesin ve sıralı olsun. Birini başar ve sonra diğerine geç

Korkularına ayıracağın vakit ve enerjini bir liste yapmak için harca. Bu muhtemelen hayatının en büyük yatırımı olacak. Sonra o listeye sadık kalarak, öncelikle o listeye sadık kalmaktan başka hiçbir şey düşünmeyerek, hiçbir şeyi o listeden önceye koymayarak ve asla ama asla aksatmayarak o listede yapman gerekenleri yap. Tüm fırsatlar kendi kendine oluşacak.

Güvenebileceğin tek fırsat kendi yarattığın fırsattır.

İstikrar ve kararlılık ile devam ettiğinde artık sen de hayata ve zorluklara şöyle seslenebilirsin:

BÖÖÖ!

Benden Bi’ Bok Olmaz!

Zaman zaman böyle düşünebiliyor insan. Utanıp sıkılacak bir durum yok rahat olabilirsin.

İşin garibi böyle hissettiğinde onaylanmak ister insan. Mazoşist bir tavır olarak o an, kendine yaptığı hakaret konusunda desteklenmek arzusunda olur.

Bu sebeple sadık bir dostun olarak seni onaylamaktan gurur duyarım: “Senden bi’ bok olmaz!” 🙂

Kendine olan öfkeni bir nebze olsun dindirebildiysem ne mutlu bana. Eğer kurban psikolojisinden çıktıysan konunun özüne dönebilirim artık.

Bu düşünce tarzının tamamen boşa vakit kaybı olduğu gerçeğini kabul etsen iyi olur başlangıç olarak. Kendini yerin dibine sokma eylemin aslında tembellik yapmak için bir ön hazırlık. Bundan sonra bir şey yapmak istemiyorum, yoruldum, vazgeçtim demenin kurnazcası.

 

Başarı açıklama gerektirmez. Başarısızlık da bahaneye izin vermez.

Her ne için varsan onun için yaşıyor olman gerekiyor. En azından bunu şu anda ben hatırlatmış oldum sana. Eğer şu ana kadar bir şeyler yolunda gitmediyse, kendini bu kadar kötü hissetmene sebebiyet verecek bir duruma geldiysen, belki de yolundan şaştığın içindir ne dersin?

Genel serzeniştir zaten bu: “Ben böyle adam değildim. N’oldu bana?” E, tamam da bunu yapan da sen değil misin? Bu memnun olmadığın hale gelmen için neler yaptıysan sen yapmadın mı?

Şunu kabul et artık. Eğer her ne istiyorsan başarmış olsaydın, arzu ettiğin olumlu ve saygın duruma varmış olsaydın, zaten halinden her şey belli olacaktı ve kimseye açıklama yapmak zorunda kalmayacaktın. Olduğun halinle, vardığın başarın ile ortada olacaktın ve bu açık ve net olarak herkes tarafından görünür olacaktı.

Peki neden başaramadığında, işler istediğin gibi olmadığında bir şeyler açıklamaya çaba sarfediyorsun. Her olumlu durum gibi yaşadığın olumsuz durumda senin ve sana ait. Onu kabullen, sahip çık ve devam et.

 

Doğru yönde başarıyı yakalayana kadar çalışmaktan vazgeçme. Hazır hale geldiğinde fırsatları başkalarına bırakmayacaksın.

Yapman gereken tek şey kaldığın yerden devam etmek. Her gün ilerlediğin zaman varış muhakkak. Bazen yavaş, bazen zor ama her gün bir adım da olsa ileri. Bu konuda sana güzel bir haberim var. Eğer ilerliyorsan yaklaşıyorsun demektir. Her geçen gün daha az kalıyor demektir hedefine.

İrdeleme, karamsarlığa düşme ve asla erteleme. Korkularına yenik düşerek asla ve asla durma. Vakit kaybettiğinin farkında değil misin? Öncelikle hem de her şeyden önce yapman gereken ilerlemek.

Yoluna çık ve hemen çık. Emin ol ihtiyacın olan her şey o yolda mevcut. Tüm gereksinimlerin o yolun belli duraklarında alman için seni bekliyor. O duraklara vardığında her birini alabileceksin. Ama bunun için yola çıkman ve onlara doğru ilerlemen gerekiyor.

Eğer yola çıkmaz, ilerlemez ve sana ait olması gereken bu süreci yaşamazsan aynı hedefler için yola çıkan başkaları o duraklarda hediyeleri toplayacaklar.

 

B planı A planından vazgeçmenin hazırlığı ve bahanesidir.

Hayatın sana öğrettiği en büyük korkulardan biridir B planı. A planının olmama olasılığını baştan kabul etmendir. Etme!

Sen ne istediğini biliyorsun ve ona ulaşmalısın. Kendi kendine engel olma. Alternatif ya da kötüye hazırlıklı olmak adına avunduğun her B planı, A planının olmaması halini onaylaman demek.

A planını başaramadıysan önünde tek seçeneğin var: A planını başarmak. Nerede yanlış ya da eksik yaptıysan bulmak, tamamlamak ve tekrar başlayıp A planını başarmak.

 

Sorumluluk sende. Kimseye suç atma. Bahane uydurma.

Gölgelerin gücü adına!… Güç bende artık!… HE-MAN…

Zaten iş güce geldi mi herkes kendisinde olsun istiyor. Ama bir hata varsa ortada…

  • O yaptı. Ben söyledim, uyardım ama beni dinleyen mi var abi…
  • Vallahi benlik bir şey yok. Nereden bileyim ben doların iki katına çıkacağını.
  • Kandırdılar ya beni. Ben canım dedim, kardeşim dedim, sırtımdan bıçakladılar.

He he 🙂 … Çok tanıdık geliyor, o yüzden gülüyorum. Şimdi müsadenle bu 3 cümlenin derin manalarını anlatayım.

  • Ben aslında biraz eziğim. Aslında baya eziğim. Vallahi ne yalan söyleyeyim bildiğin eziğin tekiyim. Bu sebeple yaptığı yanlış konusunda iş arkadaşıma yeteri kadar ısrarcı ve ikna edici olamadım. Şimdi de bu yanlışın parası benden kesilir diye o kadar korkuyorum ki, suçu bi’ güzel onun üzerine atıyorum. Benden para kesemezsiniz. Yani kesmemelisiniz… Kesmezseniz sevinirim… Lütfen kesmeyin, n’olur!… Yaa, kesecekseniz bile az kesin, en çok ondan kesin, benden çok kesmeyin, n’olur, n’olur, n’olur!… Suçlu olan o, valla!
  • Ya, ben biliyordum aslında doların fırlayacağını. Etrafta bir söylenti dolanıyordu ama hemen de bu ay çıkacak hali yok dedim kendi kendime. İş de çok karlı gözükünce risk alayım dedim fena mı? … Fena, çok fena … Sıçtık yemin ederim! Ben bu zararın altından kalkamam, bunun net olarak farkındayım. Bu yüzden senden biraz daha para koparabilirim diye ağlanayım karşında dedim. Yeterli mi devam etmemi ister misin? Ha, dur bi’ de zılgıt çekeyim iyi gider… LE,le, le,le,le,le!…
  • O şerefsizin beni kazıklayacağı, ortada bırakacağı belliydi aslında. Beni çok defa uyarmışlardı da ben dinlemedim. Adamın muhabbeti iyiydi biliyor musun? Severdim de herifi. Açıkçası başarısız olmak ve yalnız kalmaktan öyle korkuyordum ki, özgüvensizliğim ekşi ekşi kabarıyordu midemde. Kazık ye bastırır dediler, yedim. Taş gibi oturdu şimdi, iyi böyle 🙂 . Şimdi de, işler kötüye gidince işler ile birlikte herif de s*ktir oldu gitti. Ben de yalnız kaldım yine, insanlar acısın istiyorum biraz… 

Çok güzel. Ve gelelim doğru dürüst adamın vereceği cevaplara:

  • Söz konusu hata hususunda çalışma arkadaşımı uyarmış  olsam da olumsuz neticenin sorumluluğunda benim de payım var. Dolayısı ile uygun görülen ceza-i şartın sorumluluğunu da çalışma arkadaşımla paylaşabilirim.
  • Risk aldığım için bu negatif sonuç ile karşılaşma ihtimalimin farkındaydım. Bunu telafi etmek için elimden geleni yapacağım. Bilerek aldığım riskten dolayı sorumluluğun bende olduğunun bilincindeyim.
  • Hayatıma ve işimin içine benim dahil ettiğim bu kötü insan yüzünden yaşanan rahatsızlık ya da aksaklık sizi ilgilendiren bir konu değildir. Dolayısı ile bunun etkilerinden siz sorumlu olmayacaksınız. Bunun üstesinden gelmek benim görevim.

Net anlaşıldım sanırım. Az önce de söyledim, boşa vakit harcama. İyi ya da kötü sahip çık ki bir sonraki adıma kendin karar verebilesin. İnsan sadece sahip olduğu şeyi yönetebilir, ancak sahip olduğu şeyden vazgeçebilir. Sana ait olmayan bir şey konusunda kararlar alamaz, uygulayamazsın. Başkasının doğrularını boşver, “kendi güzel hatalarının” kıymetini bil artık.

 

Karşılaştığın bütün zorluklar, kendilerinden binlerce kat daha büyük kazançlara dönüşebilecek birer tohumdur. Onlara iyi bak.

İşte sana güzel haber. Kıymetini bil, sahip çık diye söylenip durduğum tüm o olumsuzluklar senin elinde birer tohum. Eğer dediğimi yapıp onlara sahip çıkarsan, onları kabul eder sorumluluğunu alırsan her biri sana kötü hissettirdiklerinin 10 belki de 100 katı kadar mutluluk ve kazanç ile geri dönecek.

Bunun için yapman gereken her ne ise sorunun, onu kabul edip onu çözmek için ilgilenmen. Onu çözer ve iyileştirirken içindeki gizli fırsat ve kazançlar ortaya çıkacak. Ve sen onu kabul edip sahip çıktığın için ondan gelen tüm kazançlar da sana ait olacak.

Aslında çok basit, hemen işe koyulman yeterli. İlerledikçe hep daha kolay olacak. Tek uyman gereken kural vazgeçmemek. Vazgeçmediğin sürece hep ilerleyeceksin. Gerçekten çok basit.

Erteleme, hemen başla… YAP! Hiçbir sebebi ve alternatifi önüne koyma, sadece YAP!. Tüm başarı kriterin devamlılık. Durmadan devam ettiğin sürece başarı kesin olarak ileride bir yerde. Kararlı ve devamlı. Gerisi çorap söküğü 🙂 .

 

Kimse kendi vazgeçene kadar yenilmez.

Bu yolculukta kendine tek engel olabilecek yine kendinsin. Her şey olabilir, bazen bütün terslikler üst üste gelebilir. Planların yanlış olabilir, öngörülerinde haksız çıkabilir ya da yanılabilirsin. Olsun, senin yanılgın, senin tersliklerin. Düzelt, düzenle tekrar devam et. Durmak yok!.

Şimdi sana burada, efendim Edisson 9999 defa denemiş de, olmamış da 10.000’nci denemesinde ampulü icat edebilmiş falan yaptırma bana. Ayrıca neden 10.000. Nasıl bir tesadüftür bu acaba? Bi’ de kim saymış? Sayan adama ayrıca para verilmiş mi? 9999 kere olmadı diyeceğine bi’ işin ucundan tutsaymış daha iyi olmaz mıymış? 🙂

Şaka bir yana, tüm insanlık tarihi boyunca tekerrürlerden ortaya çıkan aforizmik kaide şudur ki: kazananlar asla vazgeçmeyenlerdi. Vazgeçenler de asla kazanamadı.

 

Her şeyden vazgeçene kadar, hiçbir şeye sahip olamazsın.

Şaşırdın mı? Vazgeçme, vazgeçme deyip dururken şimdi de her şeyden vazgeç. Burada bahsedilen her şey, seni yolundan alıkoyacak olan her şey.

Az uyu mesela, hedeflerin için uykundan biraz çalıp verimli vaktini artır. Televizyondan, bilgisayar oyunlarından, sosyal medya gezintilerinden ve aklına gelen tüm boş uğraşlarından vazgeç. Vazgeçebileceklerinin bir listesini yap, bu liste ne kadar uzun ise o kadar sevin. Sonra hepsinden vazgeç ve onlar için harcadığın tüm vakit ve enerjini hedefine yönlendir.

Ve… konuşmanın başından beri beklettiğim son vazgeçişe geldik.

Hani sümük kılıklı, her halta yorum yapanlar var ya işte onlardan vazgeç. Anlasa da anlamasa da her konuda görüşü olan amipler var ya işte onlardan vazgeç. 

Onun bunu görüşü, olmazcılığı lazım değil sana. Herkeste var o görüş dediğin şeyden. Bulup bulabileceğin en ucuz şeydir o görüş dedikleri. Karar verirken başkalarının görüşlerinden etkilenirsen hiçbir işte başarılı olamazsın.

Sana sen lazım, sen yetersin. Sen tamamsan herşey tastamam olacaktır. Ve sen her bir adım attığında yaklaşmakta olan 10 adımla sana gelecek. İyi yolculuklar… 🙂

 

Para Para Para

Hemen herkesin olduğu gibi benim de odak noktamın en kıymetli, kontrastı en yüksek ve en HD yerinde parasal mevzular var.

Bir kaç satır bir şeyler yazmak için notlarıma baktığımda, aslında bu konuda zorlanmamızın en büyük sebebi kendini ele verdi. Evet, para konusunda beceriksiz olmanın sırrını açıklıyorum! Tek sebep: PARA… 🙂

Evet komik ama şaka yapmıyorum. Tüm sorun paraya odaklanıyor olmakmış. Çıkar şu parayı aklından 🙂 .

 

Zenginlik utangaç ve çekingendir. Bir şeyin onu çekmesi gerekmektedir.

İlk farkındalığı burada oluşturmak gerekiyor. Sürekli paraya odaklanmakta olmana rağmen aslında istediğin paranın kendisi değil. Para dediğin şey semboller ile belirli bir anlam kazanmış olan kağıt parçalarından başka bir şey değil. Dolayısı ile senin asıl istediğin paranın kendisi değil, onunla yapabileceklerin.

Bu farkındalığa ulaştığında zenginlik kavramının anlamı daha doğru olarak karşına çıkıyor. Bizler istedikleri doğrultusunda hareket eden, eylemlerini arzularına göre düzenleyebilen yaratıklarız.

İşte zenginliğin çağrılması, çekilmesi dediğim şey hayallerin ve arzularına olan yoğunluğun ile ortaya çıkan bir olgu. Kısaca; araba almak için para biriktirmeye odaklanırsan biriktiremezsin, ama o arabayı çok istersen o parayı da bulursun. Yani senin imgelemini birikmesi gereken kağıt parçaları dolduruyorsa sürekli çeşitli aksilikler çıkar o kağıtlar bir türlü birikmez. Ama sen o araba ile çıkacağın yolculukları, o direksiyonun başına geçtiğinde hissedeceğin mutluluğu ya da aile bireylerinin mutluluğundan duyacağın gururu hayal ediyorsan, koşa koşa sana gelecektir.

 

Tasarruf en kuvvetli kalendir. Kazandıklarından bir kısmını her zaman biriktir.

İşte sana gayet net ve açık bir zengin olma formülü. Her ne kaynağı araştırırsan araştır karşına çıkacak birinci tavsiye tasarruf olacak. Biriktir, belirli bir oranda her kazancından bir kenara ayır ve biriktir.

Bu birikim bundan sonra hiçbir zaman param “yok” cümlesini kuramayacaksın demektir. Yok diyemezsen var demektir. Ve bir süre sonra var demeye alışır, varlık bilincini güçlendirmiş olursun.

Sonrası çorap söküğü gibi gelmeye başlar zaten. Umulmadık yerden gelen paralar, hediyeler, kolayca kazanılan işler, v.s.

 

Para parayı kazandırır söylemi tembellerin işidir. Parayı kazandıran fikir ve plandır.

Bu san inandırıcı gelmediyse bir saksıya para dikmeyi dene. Güzelce ve aksatmadan her gün sula. Bakalım paradan para çıkacak mı? 🙂 … Çıkmayacak… Tüh! Keşke söylemeseydim de bi’ deneseydin 🙂 .

Para kazandıran şey para olsaydı son yüzyılın zenginlerinin sadece Asya ve Ortadoğu’daki zenginlerden çıkması gerekirdi. Ama ikimizin de çok iyi bildiği gibi, her sohbet arasında ağzımıza pelesenk ettiğimiz dünyayı yöneten amcaların çoğu Amerika’dan.

Çünkü gündeliğimizin vazgeçilmezi haline gelmiş olan hemen tüm yeni fikirlerin menşei Amerika. Bu sayede de hepsini bize sattılar ve satmaya devam ediyorlar ve zengin olan onlar.

Öylesine sağlam bir fikrim yok falan deme asla. Herkes dahi olacak diye bir şart yok. Hem emin ol herkes dahi olsaydı sadece sıradan fikirler çok satar olurdu.

Becerebildiğini ve iyi olduğunu düşündüğün bir şeyler mutlaka vardır. Bu iş ya da disiplinin seni heyecanlandırıyor olması da önemli tabii ki. O zaman ona karar ver ve çalışmaya başla. Başarı kaçınılmaz merak etme. Sadece her gün bir adım, hiç durmadan, hep ileri… (Yapıştırdım mottoyu 😀 )

 

Para tek başına hareket edemez, düşünemez ve konuşamaz. Ama onu arzu edenin kendisini çağırdığını duyar.

Evet, yanlış duymadın, paranın kulakları var. Burada bilmen gereken o kulaklar sesleri ve sözcükleri duymaz. Duyduğu şey duygularındır.

Bu genel geçer bir durum ve aslında bildiğin her şey için geçerli. Kulağa mucizevi bir şeymiş gibi gelse de tüm hayatının bu şekilde çalıştığını anlamak çok zor değil.

Hangi iş ile yoğun olarak ilgileniyorsan o konuda ilerlemen ve o konu ile ilgili fırsat ve haberlerin sana gelmesi çok normal bir durum. Şaşılacak bir şey yok aslına bakarsan.

Örneğin antika meraklısı biri olduğunu düşünelim. Antikaları biriktiriyorsun, onlar ile ilgileniyorsun, onların anlamları ve tarihleri hakkında bir çok bilgiye sahipsin. Ve tabii ki çevrendeki insanlar ile de bu konularda bol bol konuşuyorsun. Onlar da antikalar hususunda merak ettikleri ya da ilgi duydukları şeyleri seninle paylaşıyor veya danışıyorlar.

Gelelim konunun matematiğine. Şimdi cep telefonunun kişiler listesine bakarsan yakından tanıdığını söyleyebileceğin en az 100 kişi vardır. O yüz kişinin de aynı şekilde yakından tanıdığını söyleyebileceği en az 100 kişi vardır.

100 X 100 = 10.000

Ve tabii ki onlarında aynı şekilde yakından tanıdığını söyleyebileceği en az 100 kişi vardır.

10.000 X 100 = 1.000.000

BİR MİLYON… Farkındaysan sadece tanıdıklarının tanıdıklarından yola çıkarak bir milyon kişiye kadar konu ile ilgilendiğini bilmesi pek muhtemel büyük bir çevreye ulaşmış olduk. Sen gerçekten antika işi ile severek, bu konuda çevreni ikna edecek bir samimiyet ve arzu ile, ve de bugün beves edip yarın bırakmadan istikrar ile ilgilenirsen, bahsettiğim bu bir milyon kişiden herhangi birinde bulunan antikanın haberi ya da kendisinin sana ulaşması çok zor bir şey midir? Bence değil. Hem unutma ki; Evren yaratıldığı andan beri kablosuz iletişim kullanıyor 🙂 .

” Farkındaysan Stephen Hawking gibi adamım. Çekim yasasını matematiğe döktüm az önce. Kıymetimi bil artık. 😀 “

 

Hem yoksulluk hem de zenginlik inancın sonucudur.

Bir rivayete göre Mark Twain söylemiş. Başka bir rivayete göre Ford söylemiş.

Başka bir rivayete göre, ikisi de ozanmış, ara sıra sazı ellerine alıp atışırlarmış karşılıklı :). 

Neyse, cümle şu: “Başarabileceğinize mi inanıyorsunuz? Evet, haklısınız. Başaramayacağınıza mı inanıyorsunuz? Evet, haklısınız.” E, ben de bi’ şey söylemeyeyim artık. Ya da dur söyleyeyim, neyim eksik?: İnancın, zenginliği elde etmenin ve artırmanın başlangıç noktasıdır.”

Nerede benim sazım? 🙂

 

Mutlu olmak parayı hayatına çekmenin en hızlı yoludur.

Evet, cemaat-i müslimin, para üzerinden hayatın anlamlarına yürüdüğümüz sohbetimizin sonuna geliyoruz artık 🙂

Mutlu olmak konusunu kendi içinde pek abartma. Bahsettiğim şey bir “heyyooo” ya da “yuppii” durumu değil. Bu kadar coşkulu da hissedebilirsin tabii ki sorun değil, hatta sevindirici, ama zorlamana gerek yok.

Burada vermek istediği anahtar kelime kendini iyi hissetmek. Her ne yapıyorsan, her ne için çabalıyorsan dikkat etmen gereken bu. Eğer kendini iyi hissediyorsan bir şeyler yolunda gidiyor demektir. DEVAM ET!

Kendini iyi hissetmeyi sürdürdüğün sürece bazı sorunların kendiliğinden çözüldüğünü, bazılarının ortadan kalktığını, bir çok zor sandığın eylemin çok kolay ve hızlı gerçekleştirilebileceğini göreceksin.

 

Tüm başarıları, bütün kazanılmış zenginlikleri elde edenler her şeye bir fikirle başladılar.

Son olarak fikir konusuna dönerek konuşmayı tamamlamak istedim. lafı çok uzatmayacağım. Sadece bir örnek vermek ve bunun hakkında düşünmeni istiyorum.

Seni mutlu eden, bildiğin, sevdiğin ve anladığın bir işi seç aklından. Şunu yaparak para kazansam çok mutlu olurum dediğin şeyden bahsediyorum.

Diyelim ki benim bir zaman makinem var ve seni bundan 5 yıl sonrasına götürdüm. O işi yaparak zengin ve mutlu olduğun bir geleceğe. Çok keyiflisin, çok mutlusun. Paran cebinde, sevdiklerin yanında, mutlu olduğun iş ile ilgili saygın bir çevren var… Daha önce hiç olmadığın kadar sevgi ve özgüven dolusun.

Evet, soruyorum; seni tam da tarif ettiğim gibi kendi gözlerinle görebileceğin bir geleceğe götürsem elinden geleni yapar mısın seni mutlu edecek o iş için?

Cevabın “Evet” ise, az önce yaptım zaten. Götürdüm ve şimdi tekrar buradasın. Hiç vakit kaybetme, hemen başla.

Unutma; her gün bir adım, hiç durmadan, hep ileri…