Yapılacaklar Listesi

Hedeflerin yoksa nereye gittiğinin bir önemi yoktur. Önce hedefini belirlemen gerekiyor. Yapman gereken tek şey belki de bu. Onu nasıl gerçekleştireceğine dair herhangi bir fikrin olmasına gerek yok. Ama yapacağını bil. Çoğu insan nasıl yapacağını adım adım bilmek zorunda hisseder ama öyle değil. Sadece bir hedef belirlemen ve kafan koyman gerekiyor. Oraya nasıl gideceğin sonraki bir iş.

İnsanların %99’unun hedefi yok. Ortalama insanların yaptıklarından farklı sonuçlar almak istiyorsan, ortalama insanların yaptıklarından farklı şeyler yapman gerekiyor. O yüzden bir yıl sonra nerede olmak istediğini bir kağıda yazarak belirle. Bir sonraki adımın ne olması gerektiğini düşünmeden sadece hedefini yaz. Sonraki adımlar senin karşına kendisi çıkacaktır. Yapman gereken hedefini yazarak bu ilk adımı atman.

Bu Kadar Basit

Hedefini belirleyerek dünyadaki %2’lik bir kısma girmiş oldun. Başlamak bu kadar basit aslında. Yapmadığın şeyleri yaptığında değişik sonuçlar elde edeceğin kesin bunu unutma.

Amacını Paylaş

Şimdi bu yazarak belirlediğin hedefini paylaşma zamanı. Evet güvendiğin ve sevdiğin arkadaşlarına bu hedefini duyur. Çünkü hedefini yazarak gerçekleşme ihtimalini (istatistiklere göre) %39,5 artırmış oldun. Eğer bunu arkadaşlarına duyurursan bu oran %76,7’ye ulaşacak. Bu senin kontrolü eline alman demek. Bunu bir kere paylaştığında artık geri dönüşü olmayacak ve hedeflerine ve arkadaşlarına karşı kendini sorumlu kılmış olacaksın.

Onay Almana Gerek Yok

Hedefini paylaşırken asla arkadaşlarına ve çevrene hedefin ile ilgili sorular sorma. Buradaki amacın onay almak değil, onay almana gerek olmayan bir hayat standardı oluşturmak. Özgür olacaksan bunu kendin yapacaksın, kimsenin onayına ihtiyacın yok. Birilerinden onay almak ya da birilerine sertifika göstermen gerektiğini düşünüyorsan zaten henüz ücretli kölelik kafasından çıkamamışsın demektir. Önce zihnini değiştir.

Değiştir Şu Kafayı Artık

Zengin olunca rahatlarım diye mi düşünüyorsun. YANLIŞ! Önce zenginliğini hissedeceksin ki sonra bu zenginlik senin hayatının bir parçası haline gelecek.

Önce hak edeyim sonra sahip olurum diye mi düşünüyorsun? YANLIŞ! Şu an da zaten hak ediyorsun ve emin ol herkes hak ediyor.

Önce bolluğu göreyim sonra inanırım mı diyorsun? YANLIŞ! Dünya o kadar bolluk ve bereket içinde ki şaşırırsın. Sen görmüyorsun diye bu yok değil.

Her şey senin beyninde bitiyor. Ben zenginim, ben yaparım, ben hak ediyorum, ben de bu bolluk ve bereket dolu dünyanın bir parçasıyım demedikçe bunlar değişmeyecek. Buna lütfen biraz kafa yor.

Hedefine Ulaşan Sen Olmayacaksın

Artık bir hedefin var ve o yolda ilerliyorsun. Ama oraya ulaştığında artık bugünkü sen olmayacaksın. Daha gelişmiş, daha büyümüş yeni bir sen ile karşılaşacaksın. Bundan üç ya da dört yıl önce paylaştığın fotoğraflarına ve e-postalarına bak lütfen. Ne kadar değiştiğini ve şu anda seninle alakası olmayan neler ile ilgilendiğini fark et.

İşte hedefine ulaştığında da böyle bir değişim geçirmiş olacaksın. O yüzden bundan ders çıkararak şu anda başarıya ulaşmış olanların neler ile uğraştığını neler yaptıklarını takip et.

Yerinde olmak istediğin insanları gözle ve senden neyi farklı yaptıklarını öğren. Muhtemelen ulaşmak istediğin yerde olan insanlar bazı şeylere senden daha fazla önem veriyor ve senden daha fazla zaman ayırıyor. Ve tabii ki senin vakit ayırdığın bir çok şeye onlar vakit ayırmıyorlar. Gözlerini kıs ve ilerideki “sen”e bir göz at.

İşte SIR

Evet, her gün yaptığında seni ummadığın kadar ileri götürecek sırlara geldi sıra. Her gün aynı saatte şunları bir kağıda yaz ve yüksek sesle oku. Sorgulama, sadece inan ve yaz:

  • Emrimde sınırsız güç var.
  • Bütün cevaplar bende mevcut.
  • Bilinçaltım başarıdaki ortağım.
  • Evrensel gücün bir parçasıyım
  • Günde ….. TL kazanıyorum.

Ve teşekkür ederek yazmaya devam et.

  • Hayatım için, 🙂 Teşekkür Ediyorum, Teşekkür Ediyorum, Teşekkür Ediyorum
  • Sağlığım için, 🙂 Teşekkür Ediyorum, Teşekkür Ediyorum, Teşekkür Ediyorum
  • Ailem için, 🙂 Teşekkür Ediyorum, Teşekkür Ediyorum, Teşekkür Ediyorum
  • Olanaklarım için, 🙂 Teşekkür Ediyorum, Teşekkür Ediyorum, Teşekkür Ediyorum
  • Fırsatları görme yeteneğim için, 🙂 Teşekkür Ediyorum, Teşekkür Ediyorum, Teşekkür Ediyorum

Teşekkür ettiğin her şey her gün ama her gün artmaya devam edecek sana söz veriyorum.

Tersine Tersine Git

Mutluluğa dair beklentilerinde hemen herkeste olduğu gibi ters bir yolda ilerliyorsun. Sanıyorsun ki istediklerini aldığında mutlu olacaksın. Ve bu istediklerinin nereden ne şekilde geleceği belirsiz.

Mutluluğun yolu özgürlükten geçiyor. Özgür değilsen mutlu olman mümkün değil. Bu da aslında finansal özgürlükten geçiyor. Çünkü seni özgür kılacak olan şey kimseye bağlı olmamak. Almak istediğin finansal özgürlük ise eğer, 9-6 cenderesinden çıkmak, ücretli kölelikten kurtulmak ise önce vermen gerekmiyor mu sence? Bir şey almak istiyorsan bunun karşılığında ne vermelisin?

İşte bunu bulmalısın. İnsanların, kitlelerin, toplulukların istediği ne verebilirsin? Neler sunabilirsin, sen de insanların istediği ne var? Var mı? Yoksa, o zaman öğrenmen ve yeni yetenekler edinmen gerekiyor demektir. Bu sayede insanların istediği şeyler üretebilir hale gelebilirsin.

Sen de tersine git:

  • İnsanların isteyeceği şeyler üretebilecek yetenekleri geliştirecek şeyler öğren.
  • İnsanların isteyebileceği şeyler üretebilecek duruma gel.
  • İnsanların isteyebileceği şeyler bul ve üret.
  • Onlar bunun karşılığında ihtiyacın olanı sana versinler.
  • Finansal özgürlüğüne kavuş.
  • Kimseden izin alması gerekmeyen özgür biri ol.
  • Ve MUTLUSUN 🙂 

Bir Bilene Sor

Hedefin yolunda tıkandığın durumlar olabilir. Bunun ana sebebi, ne bilmediğini bile bilmiyor olman. Ulaşmak istediğin hedefi daha önce deneyimlemediğin için henüz bilmediğin şeylerin bile ne olduğunu bulamamış olabilirsin. O yüzden bunları o noktaya ulaşmış birilerine sor, sana anlatacaklardır.

Odaklan

Dünyadaki bir çok sanat eseri ve gündelik hayatımızı yöneten icat, ona yoğun olarak odaklanmış, o tek bir işe uzun süreler boyunca konsantre olmuş insanlar tarafından gerçekleştirildi.

Bugün ne yazık ki böyle bir odaklanma çok zor bir hale geldi çünkü zihnin her saniye saldırı altında. Zihnini dinlendiremezsen odaklanma yeteneğini kaybedersin. Uyku ile bedenini dinlendirdiğin gibi zihnini de dinlendirmen gerekiyor.

Mümkünse günde 3 defa, değilse öğlen (gününün tam ortasında) kesinlikle bir defa, kendine sessiz ve sakin bir yer bul. 5 dakika boyunca burnundan nefes alıp ver ve sadece nefesine odaklan. Başka hiç bir şey düşünmemeye çalışarak kendine 5 dakika ayır. Bu her geçen gün daha faydalı ve becerikli duruma geçmeni sağlayacak. Ve (merak ettiğini biliyorum) evet bu kadar basit. Gerçekten bu kadar basit.

Yapılacaklar Listesi

Her şey sırayla ve zamanla unutma:

  • Şu andaki durumunu güzelce analiz et.
  • Sana uygun olup olmadığını samimiyetle kabul et, çünkü muhtemelen değil.
  • Sana uygun olan için ilk adımı at.
  • Başarılı olmuş kişilerin deneyimlerini öğren.
  • Farklı gelir kaynakları üretme olanaklarını araştır.
  • Güçlü ve zayıf yanlarını belirle ve ona göre nasıl hareket etmen gerektiğini belirle.
  • Değerlerini öğren.
  • Değerlerine uygun olan iş / işleri bul.
  • İnsanlara faydalı olabilecek şekilde uygun işinde ilerle.
  • Başarılı OL!

Sen Kendini Ne Sanıyorsun?

Sen nesin? Ne olduğunu düşünüyorsun? Sen olarak isimlendirdiğin ya da özünün merkezinde tanımladığın şey misin gerçekten? Peki, sence gerçekten sen var mısın?

Bundan tam olarak emin değilim. Bunun ne anlama geldiğini tam olarak anlaman gerekiyor. Her birimizde bir öz, bir ruh var. Bu tanımladığın “sen”i asıl tamamlayan şey. Kendini tanımak diye bahsettiğin bir çok şey aslında bu ruh ile ilgili kısımlar.

Burcunu biliyor musun? Çin burçlarını takip ediyor musun? IQ testine girdin mi peki? Ya da karakter testlerinden, duygusal zeka testlerinden birini çözdün mü? Hiçbirini yapmadığını sanıyorsan bile herhangi bir iş başvurusunda, sen farkına varmadan bunlardan birine tabi tutulmuş olabilirsin.

Yaşarken en çok şeyi ruhunda biriktirdin. İyi ya da kötü anıların, gerçekleşmiş ya da ukte kalmış arzuların, ve tabii ki inançların… Hislerin ve deneyimlerin derken bu yaşam tecrübelerinin tümüne sahip olan toplam “sen” diye isimlendirildi.

Benim anlatmak istediğim de bu. Tüm bu duygu, düşünce, deneyimin merkezinde olduğunu sandığın sen diye bir şey yok. Sen varsın ama sandığın gibi tüm bunların merkezinde, tüm bu tecrübelerinden ayrı olarak yoksun.

Yanlış  düşünce şeklin ile şöyle düşünüyorsun: Tam ortada, merkezde sen diye bir şey var ve her yaşam tecrüben bu “sen”e yaşandıkça ve tecrübe edildikçe ekleniyor. Böyle düşündüğün için gelişmek ve değişmek konusunda kendini sınırlandırıyor, yavaşlatıyor ve hatta engelliyorsun.

Benim demek istediğim bütün bunların merkezinde, yaşam tecrübelerinden ayrı bir sen olmadığı. Tam aksine tüm yaşam tecrübelerinin toplamı olarak bir “sen” varlığından söz ediyorum. Çünkü hepsi tek bir beden ve beyine aitler.
Bununla beraber geçmişi hatırladığında kendinle, deneyimlerinle ilgili anlattığın
bir hikaye olarak varlar. Başka şeylerden dolayı bir şeyler yaparsın. İsteklerin, inandıklarının bir sonucu aslında ve hatırladıkların da ne bildiğin hakkında bilgi veriyor. Yani ortada tüm bu inançlar, istekler, duygular, deneyimler var
ve bunların hepsi birbiriyle bağlantılı; bu da “sen”sin.
Bazı açılardan genel kanıyla arasında ufak farklar var ve bazı açılardan da çok büyük.
Bu (fark) kendini, hayattaki bütün deneyimlere sahip bir şey olarak görmek veya hayattaki deneyimlerinin bir derlemesi olarak görmek, arasındaki değişimdir. Parçalarının bir bütünüsün.
Fiziksel parçalar da bu parçalara dahil tabii ki; beyin, vücut ve kollar gibi ama
aslında çok önemli değiller. Eğer kalp nakli geçirirsen halen aynı kişisindir. Peki hafıza nakli geçirsen aynı kişi olur musun? İnanç nakli geçirsen aynı kişi olabilir misin? Kim olduğun, kendini anlama şeklin deneyimleri olan sabit bir varlıktan ibaret değil de
deneyimleri toplayan bir şey olması fikri garip gelebilir. Ama garip gelmemeli bence.
Evrendeki her şey aynı. Ağaçları düşün mesela. Ortada ağaç diye bir nesne var ve yaprakları, dalları, tomurcukları ve gövdeyi buna iliştirmiyoruz. Ağaç dediğimiz şey saydıklarımın bütünü halinde “ağaç” olarak var olmakta.

Neden kendini tüm parçalarının bir bütünü olarak görmezsin de bu parçalara sahip ayrı,
daimi bir varlık olarak görürsün? Sen her şeyin ile bir bütün olarak sensin. Ailen tüm fertleri ile bir bütün olarak bir aile ve toplumdan tut da tüm evrene kadar her şey bir bütün olarak isimlendirildiği şey olarak bir varlık.

“Bir” olmak mutlak bir gerçek iken diğer tüm ayrım ve farklılıklar senin içinden gelen inanç sayesinde oluşturulan bir gerçek.

Her şey aslında BİR ve hepimiz o BİR’in parçaları olarak BİR’iz. Bunu anladığında ve özümsediğinde  açık olarak anlayacaksın ki tüm olumsuzluklar aslında yok sadece BİR olan var ve biz O BİR’iz.

Şimdi tüm kaygılarını bir kenara bırak ve BİR’i düşün, ve BİR’i anla li tüm kaygıların yok olsun.

Kuyu yapanlar suyu büker, ok yapıcılar oku büker, marangozlar odun kütüğü büker, akıllı insanlar kendilerini tasarlar. // Buda

Men Dakka Dukka

Eden bulur!. Atasözü anlamı olarak bu iki kelime ile özetleyebileceğim konu daha derin ama sakın benden sana kötülük edenler ile ilgili bir teskin bekleme. Bu tamamen senin ile alakalı.

 

Suçladığın Şey Seni Suçlayacaktır

Bu değişmez bir yasa. Bu yüzden kimseyi suçlamak ile kendini yıpratma. Eden bulur derken bahsettiğim özne sensin. Bugün kimi ne ile suçlarsan günün birinde ya o seni suçlayacak ya da aynı sebeple sen suçlanacaksın. Maddi bir dünyada yaşadığımızı sandığını biliyorum ama hayatının çok büyük bir kısmı mucize diye tabir edebileceğin kuvvetler ve unsurlar ile şekilleniyor.

 

Yargıladığın Şey İse Bir Gün Kendin Olacaksın

Suçlamanın bir türevi olan yargılama eylemini de bırak artık. Yargılamak bencillik ve kibir olgusudur ve aslında herkesin benim gibi olmasını istiyorum, benim düşündüğüm gibi düşünmesini istiyorum demenin eylemcesidir. Kimse kimseye benzemek zorunda olmadığı gibi aslında kimse yanlış yaptığını düşünmüyor. Buna nice kötü devlet adamları ve terörist gruplarda dahil olmak üzere, hangisine sorarsan sor, yaptıkları işi doğru olduğuna inandıkları için yapıyorlar.

Sen de birilerini yargıladığında günün birinde göreceksin ki o yargıladığın eylemi sen yapıyor, aynı düşünceyi sen benimsiyorsun. Bu büyük şaşkınlığı ve ikilemi yaşamamak adına lütfen yargılamayı bırak.

Doğru olduğunu düşündüğün eylem ve inancı kendinde uygula ve benimse. Sorarlarsa anlat ama senden başka bir şekilde yaşayan ve düşünenleri yargılama. Yargılarsan O olacaksın.

 

Öğrenilmiş Suçluluk

Suçlu olma hali (tüm korkular gibi) öğrenilmiş bir reaksiyondur. Bebekler doğduklarında bunu henüz öğrenmedikleri için özgür ve samimidirler. Bulunduğun kültür ve çevre sana neler karşısında kendini kötü hissetmen gerektiğini öğretti ve bunlar başına geldiğinde kendini suçlu hissediyorsun.

Buna uymak zorunda değilsin. Kendinden ve duygularından emin isen seni suçlayanların değer ve yargılarını benimsemek zorunda değilsin. Dolayısı ile suçluluk aslında çevrene karşı değil ancak kendine karşı hissedebildiğin zaman verimli bir duygudur. Kendine verdiğin sözleri, kendin için istediğin durumları yerine getiremediğinde hissettiğin suçluluk samimi ve yararlı olabilir belki. Ama çevrene ve bulunduğun ortama karşı bir suçluluk hissetmen o değer yargılarını kabul etmen ve (bir nev’i) kendine ihanetin anlamına gelir ki ilerlemenin ve kişisel gelişimin için çok büyük bir engeldir.

Seni suçlayanları boşver, onları dinlemek, onların dediklerinden etkilenmek ve onlara karşılık vermek zorunda değilsin. Özüne bak ve ne hissettiğini önemse.

 

Ruh Bildiklerini Deneyimlemek İster

Senin derdin kendinle olmalı. Bu sebeple bakacağın yer her zaman kendi içinde. Ruhun bildiklerini ve inandıklarını deneyimlemek istiyor. Fakat sen bunu yapabiliyor musun?

Yoksa çevrenin ve öğrendiklerinin etkisinde, inandıkların dışında başkalarının uygun bulduğu bir hayat mı yaşıyorsun. İşte o zaman ruhunu çiğniyor ve eziyorsun. Korkularının, endişelerinin, “ama”larının (ki bunlar da aslında yok, hepsini sen yarattın) altında ruhunu yok sayıyor ve ölümüne sebep oluyorsun.

Sonra ben mutsuzum, ben başarısızım… Güldürme beni 🙂

 

İyi ve Özel Bir Duygu Olarak Başarmak

Başarma duygusu, herkesin kendini iyi ve özel hissettiği bir duygudur. Ve bunu hissetmen için her zaman ortada belirli bir başarı olması da gerekmez. Başardığını hissetmen, o güzel hissi yaşaman için yeterlidir.

Peki sen en son ne zaman hayal kurdun. Hep hesap, hep kitap. Böyle yapa yapa tadını da kokusunu da unuttun başarının. Rica ediyorum,  daha önce (özellikle çocukluğunda) yaşadığın başarılı anlarının bir listesini yap ve onları hatırlamak, o anı ve duyguyu tekrar yaşayabilmek için hayal kurmaya özel bir vakit ayır. O güzel anları hatırladıktan sonra şu anda başarmak istediklerini tamamladığında neler hissedeceğini göster kendine. O hissi yakalamak için ruhuna izin ver.

Bunu düzenli olarak yaptığında şu anki çabalarının da başarıya ulaşmasında “inanılmaz” yardımların ve koşulların senin ayağına geleceğini garanti edebilirim. İşte bu yüzden eden bulur diyorum sana. Hesap kitap yapmaya devam edersen sürekli plan yapman gereken bir öykün olacak. Ama hayal kurmaya devam edersen hayallerin sana gelecek. Bunlar hep seninle alakalı. Aklına gelen hep başına geliyor 🙂 .

Atasözleri ve deyişler kuşağımıza devam ediyoruz 🙂 :

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır. — / Yunus Emre

 

Asıl Mesele

Evet, asıl mesele kimin konuştuğu değil, kimin dinlediği.

Kendinle konuştuğunu biliyorum. Ama söz ile ama düşüncelerin ile. Bazen duyguların bazen davranışların ile… Konuşuyorsun ama kendini dinliyor musun? Dinle! Artık kendini dinle ve önemse lütfen. Bunu yaptığında her şey kendiliğinden yoluna girmeye başlayacak.

 

BEN!

En sevecen insan BEN merkezci insandır. Sen kendini sevmezsen başkasını da sevemezsin. Kendini sevmezsen başkasına sevgi ve mutluluk da veremezsin. Ve emin ol o zaman seni seven de bulamazsın.

Bunun bencillik ya da kibir ile ilgisi yok. Bu bir farkındalıktır.

Sen kendinin farkında değilsen, kime ne faydan dokunabilir ki?

 

 

 

 

Rasyonel

Bazen her şeyin istediği gibi gitmediğini biliyorum. Bu normal olduğu kadar olması gereken bir şey aslında. Bu yüzden istemediğin durumlar ile karşılaştığında serinliğini ve sükunetini muhafaza et lütfen.

 

Her deneyim bir hazine

Ne yaşarsan yaşa, başına umduğun ya da ummadığın, planladığın ya da planlamadığın ne gelirse gelsin her birinin kıymetini bil. Hoşnut olmasan da yaşadığın şey senin deneyimin ve emin ol bir  hazine kadar kıymetli.

Ve aslında asıl konu şu ki sen kendin için çizdiğin yolda (bir yol çizmiş olduğuna inanmak istiyorum) istikrar ile yürümeye devam ediyorsan bil ki bu başına gelen bir şeylerin daha iyi olması için gelmiştir.

Bunu şöyle düşünebilirsin. Karın ağrısını sevmiyor olabilirsin ama karnının ağrıması sindirim sistemini rahatlatman gerektiğini anlatan bir sorundur ve sana bir şeylerin değişmesi gerektiğini anlatan bir uyarıdır. O uyarıyı dikkate aldığında bir sonraki aşamada daha sağlıklı ve rahat duruma geçmeni sağlar.

Evet farkındayım- baya baya bok üzerinden felsefe yaptım 🙂

Başka bir örnekle, bir dostun seni hayal kırıklığına mı uğrattı? Bu yolun bundan sonraki kısmında onunla ilerlememen için sana verilen bir uyarıdır ve sen bunu değerlendirebilirsen artık daha becerikli bir duruma girmişsin demektir. Bunun bedeli sana ağır gelmiş olabilir ama unutma ki her ders getirisi kadar kıymetlidir ve bedelini ödemeseydin zaten o dersi alamamış olacaktın. Sızlanmak yerine sevinmelisin kendi adına.

 

Her şey mükemmel, KAÇ ORADAN!

Federico Fellini’nin çok güzel bir sözü var: “İyi bir filmin kusurları olması gerekir. Hayat gibi, insanlar gibi…”

Hayat dediğin yolculuk içinde insan olduğu için kusurlu olmasıyla güzel. Zira çeşitlilik ve ilişkiler bu sayede şekilleniyor. Bu yüzden sen de her şeyin mikron hassasiyetinde olması için kendini zorlama.

Bir de Paulo Coelho’da bir nasihat: “Hayat bir koşu değil, hedefi vurmaktır. Önemli olan zamandan tasarruf etmek değil, kendine bir hedef bulmaktır.”

Ara sıra beni pek sallamıyorsun diye hissediyorum, o yüzden bu büyük amcaların laflarını araya sıkıştırayım dedim 🙂

Bu sebeple eğer sana her şey mükemmel görünüyor ve sanki hiç ama hiç bir sorun yokmuş gibi geliyorsa -kuvvetle muhtemel- senin farketmediğin bir sorun patlamak için bir kenarda besleniyordur. Ya da sen o sorunun farkındasındır ama her şey yolunda gibi görmek ve göstermek istediğin için gözardı ediyorsundur. Yapma!

 

Rasyonel

Bir çok zaman gerçek ve gerçeklik anlamında kullandığın rasyonel kelimesi ne demek biliyor musun? Rational… Kelime kökü ise Ratio…

Oran / Orantı / Orantılı … Bunu biraz düşün. O zaman her şey anlam kazanmaya başlayacak aslında.

 

Rahat rahatsızdır

Her şey yolunda mı? O zaman hayatında değişen, yenilenen, gelişen bir şey yok demektir. Şu dünyada yaratıcılığa tehdit olarak “rahat”tan daha kötü bir düşman bulamazsın.

Asıl rahatsız olan, senin de rahatsız olman gereken şey rahatın ta kendisi. Olması gereken şeyler olmuyor, değişmesi gereken durumlar değişmiyor, düzelmesi gereken aksaklıklar düzelmiyor demektir rahat.

Eğer rahatını kaçıran bir şey yok ise çok dikkatli davran ve içinde bulunduğun işleyişi kontrol et lütfen. Eğer seni rahatsız eden bir şey oldu ise çok iyi değerlendir ve ondan faydalan. O sana gönderilen bir hediye idi.

ŞakŞakçı

Ne olacak bu iş dünyasının hali 🙂

Dalkavukların ve menfaatlari doğrultusunda (şaşılacak şekilde) çok hızlı karakter değiştirenlerin önlenemez yükselişi… önlenemiyor 🙂 Durduramıyoruz efendim, yükseliyorlar ve her yerdeler 🙂

 

Şakşakçılık müessesesi

Ben de ilk duyduğumda çok şaşırmıştım ama böyle bir iş kolu (yanılmıyorsam) 1800’ler Fransa’sında gerçekten varmış. Bu zat-ı şahaneler belirli cemiyetlerde bazen alkış, bazen ağıt, kimi zaman iltifat kimi zaman ağlamak şeklinde para karşılığı görevlerini yerine getiriyorlarmış.

Hayır, bu nasıl bir kariyerdir Allah aşkına:

“- Mesleğiniz nedir acaba?”

“- Şakşakçıyım ben. Evet, ben O’yum.”

Rica ediyorum bunlardan biri olma. “Asla!” diyebilirsin ama zaman zaman sahip oldukları imkanlar ve konumları cezbedebilir, kendini kaptırma 🙂 .

 

HAYIR!

İşte (ve de iş de) dünyanın en önemli ve kıymetli kelimelerinden biri… Şu ana kadar yaptığın, tamamlayarak gurur duyduğun bir çok işin olmuştur. Bu çok güzel bir şey. Ama lütfen yapmayarak ve hayır diyerek de gurur duyduğun şeyler olsun bu hayatta.

  • İnanmadığın, doğru olmadığını veya işe yaramaz olduğunu bildiğin, patron istiyor diye yapmadığın şeyler olsun mesela.
  • Ya da uyarıldığın, eleştirildiğin ama seni sen yapan, vazgeçmediğin özelliklerin olsun. Seni tarif ederken, anlatırlarken bir kaç alamet-i farika olsun sana dair.
  • Dostların olsun mesela, iş uğruna, kariyer uğruna satmayacağın ve arkasına duracağın.
  • Ve meslek onurun olsun. Bile bile yanlış iş yapmayacağın, işgüzarların sana işini öğretmesine izin vermeyeceğin. Egoist olmakla, aykırı olmakla, dik başlı, laf dinlemez, dediğim dedik, kaprisli olmakla suçlanabileceğin bir meslek onurun olsun.

UYARI! UYARI! UYARI!

Bu saydıklarım ve benzeri davranışlar (özellikle) ücretli bir çalışan için yüksek dozda kovulma riski ihtiva eder. Yan etkilerinin neler olacağı tahmin bile edilemez. Sorumluluk kabul etmediğimi bildirmek isterim. 🙂

 

CESARETİN VARSA! PAÇAN SIKIYORSA! GÖTÜN YİYORSA!

Bu saydıklarım ve benzeri davranışlar (hemen hemen) herkes için limitsiz boyutlarda yenilikçilik, mutluluk, öz güven ve insanlık ihtiva eder. Zırnık yan etkisi yoktur. Tüm teşekkürleri memnuniyetle kabul ederim. 🙂

 

Tahmini yetkili

İş dünyasında kariyer ve terfi konularının aslında çok basit olduğunu benim kadar sen de ok iyi biliyorsun. Burada dikkat etmen ve bozmaman gereken tek kural söz dinlemek.  Sana söyleneni söylendiği gibi yap yeter. Biraz robot gibi yani.

Fakat bunun dezavantajı aksi durumlar ve kriz anlarında kendini gösteriyor. Kurallar değil kuralların arkasında yatan sebeplerdir gerçek olan. Bu gerçek sebepleri anlamadan at gözlüğü ile bunlara uyan kariyosapien (kariyer yapan insan 🙂 ) tahmini bir beceri ve yetki sahibi olarak çok verimli halde devam eder iş hayatına. Ta ki ona öğretilenin dışında bir sorunla ya da aksaklıkla karşılaşana kadar. İşte (ve tabii ki iş de 🙂 ) tam o anda savunmasızdır arık. Durumun ne kadar sarpa saracağı tümüyle kader kısmet işidir.

 

Yüce Kurumsal ve “evetçi”ler

Tüm bu anlattıklarıma ve aslında bu anlattıklarımın kariyer konusunda uzman bir çok kişi ve yetkili kurum tarafından bilinmesine rağmen firmalar neden mesaili ve robotik çalışma sisteminden vazgeçmezler biliyor musun?

Sanki biliyorum desen konuşmaya devam etmeyeceğim. Ama olsun nezaket iyidir. Seviyorum seni 🙂

Çünkü iş dünyasında herkesin varmak istediği nirvana kurumsallıktır. O mertebede Yüce kurumsal oturur ve o der ki: Her şeyin bir yeri, her şeyin bir zamanı vardır.

Hödü, hödö, hödö…

Yüce kurumsala göre kutsal olan sonuçlar değil süreçtir. O süreç kutsaldır ve ille de öyle yapılması gerekir. İşte bu sebeple şirketler çoğu zaman bir işi başka bir yol ile yapmanın avantajlarından haberdar olsalar bile değişiklik yapma kabiliyetleri yoktur. Çünkü Yüce Kurumsal bunu yasaklamıştır.

Cıssss, tü-kaka, günah…

İşte bu yüzden şirketlerde gruplar ve “evetçi”ler şeklinde iki değişik evrim çıkar karşına.

Gruplar:

Bunlar beraber gezerler, beraber yerler, beraber çalışırlar, iş çıkışı bile beraber takılırlar. İyidirler, hoşturlar ama sıkıcıdırlar. Üstün yetenekleri ise grup olarak düşünürler. Hepsi aynı konuda aynı şeyi düşünürler. Aynı şeyi düşündükleri ve işi grup olarak yaptıkları için çok verimlidirler ve Yüce Kurumsal tarafından çok sevilirler.

“Evetçi”ler

Her zaman ama her zaman en sevilen ve en hızlı (ışık hızına yakın, tüm bilinen fizik kurallarını alt üst ederek) şekilde yükselen kariyosapien türüdür. Üstün yetenekleri falan yoktur. Aslına bakarsan hiçbir yetenekleri yoktur. Tek bir özellikleri vardır, patron ne derse desin “evet” derler. Mesela bir toplantı esnasında, patron henüz belli olmayan bir konu hakkında 25 defa fikir değiştirir ve bu yaratık her defasında “evet” diyerek patronu onaylar.

25 sayısı abartı değil. Ben bunu bizzat yaşadım ve her seferinde “evet” diyen o yaratık ile bir müddet aynı firmada çalışma bahtsızlığını deneyimledim. Allah bi’ daha göstermesin. Ne çektim ben yaa… 🙂

Peki sürekli fikir değiştirebilen yani aslen herhangi bir fikre sahip olma kabiliyetinde bir beyne sahip olmayan bu yaratık nasıl olur da patron tarafından çok sevilir ve el üstünde tutulur? Çünkü EGO CANDIR, CAN! 🙂

 

İçimdeki “daha iyisi mümkün” sesi

İçinde bu sesi susturamayanlardan isen öncelikle şunu belirtmek isterim: Tıbbın yapacağı hiçbir şey yok. Kurumsal dünyada barınamazsın, yaşayamazsın, sevilemezsin. Tek bir ilacı var: Ender Ol!

Ender olan kıymetlidir. Az bulunan bir şeyler olsun sende. Herkesin yapamadığı şeyleri yapabilir ol. Öğrenmeye ve kendini geliştir ki ender ve dolayısı ile kıymetli ol.

Bu durumda sen kurumsallar ile yapamazsın belki ama onlar da sensiz yapamazlar. İhtiyaçları gereğince girer çıkarsın ve seni bozamayacaklarını bilirler.

Ve bu var ya, öyle eğlencelidir ki, Oh beee! 

 

Bir Fil Nasıl Yenir?

Yaptığın işten, iş yerinden, çalışma arkadaşlarından, mesai saatlerinden memnun musun?

Olmadığını biliyorum. Bu saydıklarımın hepsinden mutlu olduğunu düşünüyorsan, sanırım ya hiç düşünmüyorsun ya da iş dışında başka bir hayatı kalmamış zavallılardan biri haline gelmişsin demektir. Zavallı derken, seni aşağılamak değil amacım bana kızma. Bu içinde bulunduğumuz durum gerçekten acınacak bir hal ve ben buna dikkatini çekmek istiyorum.

 

İleri sarma düğmesi takılı kalmış

Her gün biraz daha hızlanıyoruz ana nedense her gün daha az yetişebilir oluyoruz. Hiçbir iş zamanında bitmiyor ve hiç kimsenin beklemeye tahammülü kalmadı. Bir iş vaktinde -ki bu vakit genelde o işin hak ettiğinden çok daha kısa bir süre olarak başlangıçta belirleniyor- bitmediğinde hemen nezaketimizi kaybediyor, işi beklediğimiz kişiye karşı abartılı bir kabalığa bürünüyoruz.

Unutanlar için hatırlatma:

nezaket
/.–./
ad
1. başkalarına karşı incelikli ve saygılı davranma, incelik, naziklik.
2. (bir durum ya da iş için) dikkatli, özenli davranmayı gerektirme, önemli olma, önemlilik.

 

Bu noktada sadece birkaç soru sormak istiyorum, elektrikler kesilince ne yapıyorsun? Enerji kesintisi yaşandığında yarım kalmayan bir işin var mı? Aslında durabiliyorsun değil mi? Aslında acele kavramı, senin tanımladığın ve yarattığın bir şey… Ne acı.

 

Ortalama

Bir çok kaynakta belirtildiği ve açık bir şekilde tecrübe ettiğin gibi insan en çok zaman harcadığı, en fazla vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasından oluşuyor. Dolayısı ile vaktinin ne kadarını nasıl insanlar ile nasıl bir ortamda geçirdiğin senin nasıl bir insana dönüştüğünü belirliyor.

Bu benzeşme utanılacak ya da yadırganacak bir durum değil. Sen de her canlı gibi içinde yaşadığın habitata uyum sağlıyorsun. Haris, habis ve menfaatleri doğrultusunda yapamayacağı şey kalmamış, kariyer sapığı haline gelmiş işkoliklerin ve başarıyı saplantı haline getirmiş megaloman egoist amir ve patronların arasında, onlara yaklaşıyor ve onlara benziyorsun.

Evindekiler ile mutlu olmak istiyorsun ama en az onlar ile vakit geçirdiğin için artık onlara benzemeyen, onların seni tanıyamadıkları biri haline geliyorsun. Bu sebeple paylaşımlarınız azalıyor, suskunluklarınız ve televizyon izleme süreleriniz artıyor.

Bu sarmaldan kurtulmadığın sürece kaçınılmaz sondan kurtulma olasılığın çok düşük. Bağların inceldiği, kavgaların ve birbirinden sıkılmaların çoğaldığı, tahammülsüzlük dolu bir rotaya ilerliyorsun. Bundan kurtulabilirsin ve bunu sadece sen, istersen yapabilirsin.

 

Küçük lokmalar

İlk duyduğumda içime umut ve mutluluk salan bir anekdot var, paylaşmak istiyorum:

  • Soru : Bir fil nasıl yenir?
  • Cevap : Küçük Lokmalar halinde.

Bu soru-cevap ikilisi üstesinden gelebilme imkanının bulunmadığı tüm büyük sorunların için anahtar niteliğinde. Aklına ne gelirse gelsin, eğer tek seferde çözemeyeceğin, değiştiremeyeceğin bir sorunun varsa küçük lokmalar halinde başla. Sen her lokma aldığında o daha küçülmüş bir sorun haline gelecek. Ve bu durum öncelikle o sorunun çözülemeyecek kadar büyük bir sorun olmadığını anlamanı sağlayacak ki bu da o sorunu çözebilmen için en önemli adım.

Şu ana kadar anlatıklarım sırasında çalışmadan nasıl geçinileceğini, düzenli ödemeler ve ihtiyaçlar arasında sıkışmış bir yaşam biçimi içinde nasıl hayatını devam ettirebileceğini düşünerek konuştuklarıma karşı çıkma eğiliminde olduğunu tahmin edebiliyorum. Buna karşı çıkmadığımı ve sana hak verdiğimi bilmeni isterim.

Benim demek istediğim şu: Bu mecburi sisteme muhtaç olmak halini zayıflatacak ufak ufak neler yapabilirsin onları düşün. Belki tasarrufların, belki harcamalarını sadeleştirmen… Ne bileyim belki evinde kazanca çevirebileceğin bir hobin ya da ek gelir imkanları. Bu kişiden kişiye değişir ve bunu kendin için en iyi sen bilebilirsin. Bunu bir düşün ve küçük lokmalar almaya başla.

 

Ufak bir tavsiye

Bir çok ekonomistin değindiği bilinen bir yasa var:

Karnınız açken alışverişe çıkmayın 🙂

Lütfen sen de aklında borçların, ihtiyaçların, gelir ihtiyacın ve o inanılmaz kariyer hedeflerin aklındayken anlattıklarımı düşünme. Sana inandırıcı gelemeyebilirim. Sakin ve tarafsız olarak değerlendirebileceğin bir anda söylediklerime kulak verirsen daha iyi anlayabileceğini düşünüyorum.

 

Epidemik yalnızlık

Farkında olmadığımız bir hastalıktan bahsetmek istiyorum. Salgın bir hastalık : yalnızlık. Ve biz 21. yüzyıl insanları olarak bu salgının ilk hastalarıyız.

Konuşmamızın başından beri yerdiğim sürekli ve çok çalışma halini bize daha çekilebilir kılmak için (çok çalışmamızı isteyenler) hepimize yeni bir virüs bulaştırdılar. Bunu bir panzehir, bir ilaç gibi sundular çünkü çok çalışmayı çoktan kabul ettirmişlerdi. Ama aslında bir virüs, bir zehirdi bu: Sosyal Medya

Çok çalışmamız gerekiyordu, sürekli iş başında olmamız gerekiyordu ama (onlara göre ne yazık ki) yaradılışımız gereği sosyal bir varlıktık. Hala… Bu sebeple iş başından ayrılmadan, çok çalışmamızı engellemeden sosyalleştirdiler bizi.

Bu sayede yüz yüze görüşmemize gerek kalmadı sosyal medyadan görüştük. Birbirimizi dürttük, el salladık, beğendik ve hemen kaldığımız yerden çalışmaya devam ettik. Artık arkadaşımızın doğum gününe gitmek için izin almamıza gerek yoktu. Afili bir mesaj ve mumlu pasta emojisi ile bu sorunu halledip hemen kaldığımız yerden çalışmaya devam ettik. Yakınlarımızın özel anları ve sıkıntıları için, bayramlar, kandiller, yıl dönümleri ve benzeri her şey için çalışmamızı aksatmadan, o ekranın başından kalkmadan hemen kaldığımız yerden işimize devam edebilirdik. Öyle de yaptık.

Bu hastalığa iyice kaptırınca kendimizi, bu iptiladan da faydalandılar ve iş konuşulabilen yeni yeni sosyal medyalar yaptılar bizim için.  Yani yine çok çalıştık.

Biz hep daha çok çalıştık ama nedense hep daha çok kazanan onlar oldu.

N’oluyo yaa…

 

Akıldışı ama öngörülebilir.

Kendini daha kötü hissetmene sebep olmadan susmak istiyorum artık. Akla mantığa çok uygun olmadığını düşüneceğini bildiğim ama benim inandığım bir şeyden bahsedip susuyorum:

Öğleden sonra yapılan işlerin hemen hepsi ya eksik ya da yanlıştır. Sadece öğlene kadar çalışıp öğleden sonra organik ilişkilere ve kendi gelişimine ayırabileceğin bir hayat hem mümkün hem de mutluluktur.

Bunu bir düşün…

 

BÖÖÖ!

Bööö! Korkutabildim mi seni? 🙂 Benden korkmadığın gibi hiçbir şeyden korkmana gerek yok. Çünkü korkacak hiçbir şey yok. Çünkü korku diye bir şey yok!

 

Zorluklar iyidir, onları kullan.

Çoğu zaman bunlar neden benim başıma geliyor bunlar dediğin zamanlar oluyor biliyorum. İşte cevabı: Şimdi bir şeyleri değiştirme zamanı. Yanlış ya da eksik olan bir şeyler vardır ki başına hoşnut olmadığın durumlar gelmiş demektir. Bu hoşnutsuzlukların sana bir şeyleri düzeltmen ve bundan sonraki hayatını daha iyi hale getirebilmen için verilen kutlu uyarılar. Hayıflanmayı bırakır bunlar ile ilgilenirsen bu hediyelerin hakkını verebilirsin. Şimdi onları kullan, değerlendir, düzelt ve gelişim sürecinde bir adım daha yukarı çıkar kendini.

 

Kendi hakkında ne düşünüyorsun?

İşte tam da O’sun. Dolayısı ile kendini vezir eden de rezil eden de sendin. Kendine biçtiğin değerin ve inancın konusunda tüm sonuçları sen yaratıyorsun. Olmuş bitmiş yani değiştiremeyeceğin ya da olması muhtemel yani aslında olmamış tüm kaygıların konusunda sorumlu olan sensin. Daha önce böyle olmuştu yine aynısı olur dersen evet olur, haklısın. Piyasalar bozuk, ülkenin durumu şöyle de böyle de yine olmayacak dersen, evet haklısın olmayacak. Başarı dediğin şey kişisel seçimlerin bir sonucudur. Sen kendini nasıl tanımlıyorsan tamamen O’sun. Şimdi bu anksiyete bozukluğunu bir kenara bırak ve kendinin hakkını ver.

 

Hayal gücünü korku ve kaygıların için değil, ilham ve önsezi için kullan.

Senin peri sandığın ilham ve önsezi her gün yüzlerce defa yanından hem de çok yakınından geçip duruyor. Onu yakalayabilmek için tek aracın hayal gücün. Sen ise bu en önemli özelliğini korkuların için harcıyorsun. Ne düşlersen bundan sonraki hayatın için onun hayalini kur. Hülyalara dal demiyorum. Buna gerçekten vakit ayır ve en detaylı biçimde, içinde kendini de resmederek olmak istediğin seni, yaşamak istediğin hayatı canlandır sürekli zihninde. Sadece bunu bile düzenli olarak yapsan fırsatların, mucizelerin, fikirlerin kendiliğinden nasıl da ayağına kadar geldiğine şaşıracaksın. Zor bir şey istemiyorum senden, sevdiğin bir müziği al kulaklarına, gözlerini kapat, istediğin hayatı tüm detaylarını tek tek görerek hayal et. Sonra gerçek olacak, SÖZ!

 

Korku diye bir şey yok

Az önce söz verdiğim gelecek hayallerin gibi korkuların için de söz verebilirim. Neyden korkuyorsan başına gelecek. Hepsini bir bir yaşayacaksın. Her birini tecrübe edeceksin. Bunu daha önce mutlaka deneyimlemişsindir zaten. Korktukların daha önce de başına geldi ama sen de biliyorsun ki hiçbiri senin korktuğun kadar olmadı. Bir şekilde geçti, bitti ya da çözümlendi. Onları sanki ölecekmiş, hayatını sonlandırabilecekmiş gibi büyüten sendin. Neyi beslersen o büyüyecek ve gerçek olacak. Buna sen karar vereceksin; hayallerin mi? korkuların mı?

 

Israrsı ol! Bunalt Hayatı 🙂

Yeterince aradığın her şeyi bulacaksın. Yeterince çaldığın kapı mutlaka açılacak. Yeterince istediğin her şeye sahip olacaksın. Sadece ısrarcı ol. İstemekten, hayal etmekten, arzularından tek bir gün bile vazgeçme. Hayat verecek, ikinci bir seçenek yok. Şimdiye kadar ısrar eden herkese verdi. Sana da verecek.

 

Önce OL! Yapman gereken sana gelecek

Sürekli hayal etmenden ve istemenden bahsettiğim için kendini o koltuğa hapsedip kalma.

Şampiyon olmak için önce şampiyon gibi davranmalısın.

Her ne konuda her ne istiyorsan şunu düşün: Gerçekleştiğinde nasıl biri olacağım? Mesleğinde başarılı mı olmak istiyorsun, çok kazanan ve çok aranan biri? Bence çok başarılı biri olmuş olsan masan tertemiz ve düzenli olur mesela. Senin masan öyle mi? Değilse öyle OL! Güzel giyinirsin bence, temiz, gündelik ve gıcır. Öyle misin? Öyle OL! Konuşman düzgün, yerinde nüktedan ve doğru dil bilgisi ile olur başarılı olduğunda bana göre. Nasıl konuşuyorsun? Öyle OL! Disiplinli, istikrarlı ve dürüst biri olarak tanırsın çevrende. Seni nasıl tanıyorlar? Öyle OL!

Önce OLduğun zaman neler yapman gerekir, nasıl ilerlemen gerekir, bunlar hepsi kendisi sana gelecek. Mucizevi bir dünyada yaşıyoruz, önce sen OL! Gerisi senin için OLdurulacak. Yeter ki sen OL!

 

Yaşasın her şey ters gidiyor

Sakın şaşırma. İşlerin ters gitmesi o kadar kötü bir şey değildir her zaman. Eğer ters giden bir şeyler varsa, eğer başarısız olduğunu düşünüyorsan hele bir de çok sıkıntılı bir duruma girdiysen çok daha büyük bir mükafatın yola çıktığına emin olabilirsin. Bu ille de pozitif düşünme hastalığı ya da çok bilinen ismi ile Polyanna oyunu değil. Seni rahatsız eden durum eğer ona sahip çıkar ve ilgilenirsen kendisinden çok daha büyük bir başarının başlangıcıdır sadece. Burada tek yapman gereken bu negatif durumun sana ait olduğunu tam anlamı ile kabullenmen ve çözüm için gerekenleri yapman.

Eğer borçların ise başına gelen şu andakinden çok daha fazla kazanmanın yolunu bulacaksın demektir. Borçlarını ödediğinde artık yaşam standardı yükselmiş biri olacaksın, sevinebilirsin. Eğer hastalık ise başına gelen daha sağlıklı ve dirençli biri olmanın yolunu bulacaksın demektir. Hastalığından kurtulduğunda sapasağlam biri olarak aktivite kaliteni artırmış olarak hayatına devam edeceksin, sevinebilirsin. İlişkisel bir çıkmaz ise başına gelen çok daha iyi ve belki de daha doğru bir ilişkinin yolu açılmış demektir. Bunu çözdüğünde çok daha mutlu ve esenlik içinde biri olacaksın, sevinebilirsin.

 

Edep, başkasını mutlu etmek için kendine olan sevginden vazgeçmen değildir.

Saygılı olmak konusunda bu yanlış anlaşılmadan uzak dur lütfen. Saygılı olman başkaları için kendi hayatını istediğin gibi yaşamana engel olmalarına izin vermek değildir hiçbir zaman. Sen hedeflerine her şeye ve herkese rağmen koşacaksın.

Hiç kimseyi kendinden çok sevme, kendinden çok değerli bulma. Sen kendini sevdikçe başkalarını sevebilir, kendini mutlu ettikçe başkalarına mutluluk verebilirsin. Bu kendini beğenme hali bir bencillik değil “farkındalık” halidir.

 

Hedeflerin kesin ve sıralı olsun. Birini başar ve sonra diğerine geç

Korkularına ayıracağın vakit ve enerjini bir liste yapmak için harca. Bu muhtemelen hayatının en büyük yatırımı olacak. Sonra o listeye sadık kalarak, öncelikle o listeye sadık kalmaktan başka hiçbir şey düşünmeyerek, hiçbir şeyi o listeden önceye koymayarak ve asla ama asla aksatmayarak o listede yapman gerekenleri yap. Tüm fırsatlar kendi kendine oluşacak.

Güvenebileceğin tek fırsat kendi yarattığın fırsattır.

İstikrar ve kararlılık ile devam ettiğinde artık sen de hayata ve zorluklara şöyle seslenebilirsin:

BÖÖÖ!