Hayallere Kavuşmak ve Başarıya Ulaşmak İçin ATLA!

Seninle bir şey paylaşmak istiyorum. Her başarılı insanın yapması gereken bir şey söyleyeceğim. İnan ya da inanma dünyadaki her başarılı insan ATLAdı.

Bununla ne demek istediğimi anlatacağım. Önünden sonunda atlamak zorundasın. Bu hayatta öylesine var olup gidemezsin. Çıkmayı denemelisin. Eğer uyandığında hayatında daha fazlası olması gerektiğini düşünüyorsan, önce inanmalısın. Tüm kalbinle inanmalısın ama o hayata ulaşmak için atlamak zorundasın.

ATLA!

Peki ne demek bu atlamak? Allah her ruhu bir yetenek ile yarattı. Bunu bahşetmediği hiçbir ruh yok. Koşmak, görmek, çizmek, öğretmek… Çok daha fazla sayabilirsin. Bazıları herkesten daha iyi tavuk kızartır ya da turta pişirir. Kimi iyi saç keser kimi ise çimleri biçmekte iyidir. 4 milyon dolardan fazla kazanan çim biçiciler, 800 bin dolardan fazla kazanan araç temizileyiciler var bu dünyada. Bu onlara bahşedilen yetenekti ve bunda ilerlediler.

Yapmayı sevdikleri işi yaptılar ve başardılar. Sen de bu yeteneği tanımlamalısın.

Şimdi beni iyi dinle. Çevrendeki insanları gözlemlediğinde, hayat uçurumun kenarında gezinip durduklarını görürsün. Bazıları da senin imrendiğin hayatı yaşıyordur. Geziyor, eğleniyor, bolluk, bereket ve refahın tadını çıkarıyordur. Bunu nasıl yaptığını düşündün mü? Yeteneğini tanımlamış ve bu yeteneğinin içinde yaşıyordur.

Yeteneğin sana bu hayatta bir yer açacaktır. Bu tüm kutsal kitaplarda bile yazar. Yeteneğinden bahsediyorum, eğitiminden değil. Eğitim almak tabii ki çok doğru ve güzel bir şey fakat yeteneğini kullanmadığın sürece seni sadece belli bir yere kadar götürecek ve emin ol bu yer sıradanlığın ya da ortalamanın pek dışında bir yer olmayacak.

Asıl Mesele Yeteneğin

Yeteneğini görmenin ve fark etmenin yolu ise atlamak. Yeteneğini paraşütün yapacak, uçurumdan atlayacak ve ipi çekeceksin. Bu yetenek açılır ve sana kaldırma kuvveti sağladığında yükseklerin tadını çıkarabilirsin. Aksi takdirde sadece işe gidersin. Ve her gün nefret ettiğin ya da sevmediğin bir işe gitmek yaşamak değildir emin ol. Bu sadece var olmaktır, ama yaşamak değil…

Yaşamanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek için atlamalısın. Doğruları söylemem gerekirse ilk atladığında yüksek ihtimal ile paraşütün açılmayacak. Çakılacaksın! Yaraların ve kanaman olacak. ama önünden sonunda o paraşüt açılmak zorunda. Bu bir teori değil, SÖZ! Bu sana bahşedilen, senin hayat amacın ve o paraşüt mutlaka açılacak. Yeter ki atlamaya devam et.

Hiç atlamazsan o paraşüt neden açılsın ki? Açılmak zorunda ama önce senin atlaman gerek.

Güvenli Yol

Bunun yanı sıra güvenli yolu da seçebilirsin. Hayatının sonuna kadar o yamacın kenarında dolaşıp durabilirsin. Sana bu konuda da bir söz verebilirim. O yamacın kıyısında durduğun ve atlamadığın sürece o paraşüt asla açılmayacak. Asla bilemeyecek, asla tecrübe edemeyeceksin.

Önünden ne kadar güzel bir hayat var bilemeyeceksin. Bu dünyada senin için ayrılmış ve orada bekleyen ne kadar bolluk ve bereket var bilemeyeceksin. Sadece yamacın kenarından onları tecrübe edenleri seyredeceksin.

Bu o refaha ulaşmanın tek yolu. Atlamak zorundasın. Risk almalısın. Cesaret göstermelisin. Atlamak zorundasın.

Bütün bunları konuşurken aklından neler geçtiğini tahmin edebiliyorum. Borçların var… Faturaların var… Kredilerin var… Ya maaşın?… Şu güvendiğin ve dert ettiğin şeylere bir bakar mısın lütfen. Ben sana sonsuz güçten, yaratandan ve onun seni bırakmayacağından, tutacağından ve düşmene izin vermeyeceğinden bahsederken senin güvenmeyi tercih ettiğin şeylere bir bak…

Kendine bir iyilik yap ve ATLA! Bu dünyadan gitmeden önce ATLA! Ölmeden önce ATLA! Bir kerecik olsun ATLA! Ve korktuğun gibi olmadığını bir kerecik olsun gör. Bir daha ısrar etmeme gerek kalmayacak.

Sadece ATLA!

Para Sorunu Olmadan Bir Yaşam İster Misin?

Gözlerini kapatıp hayal ettiğinde seni en çok mutlu eden, seni en çok heyecanlandıran yaşam şekli nedir? Hayattan beklentin ne?

Zaman zaman geleceğe dönük planlar hakkında konuşulduğunda gelecekte ne yapmak istediğimiz ile ilgili en küçük bir planım, en küçük bir fikrim yok denir. İlk sorulması gereken soru:

“Şayet para sorun olmasaydı nasıl bir yaşam sürmek isterdin?”

Kimileri “ben şair olmak isterdim” der. Bazıları “ben ressam olmak isterdim”… Ben yazar olmak isterdim, atlarla açık havada haşır neşir olduğum bir yaşam tarzı isterdim… Ama biliyoruz ki bu şekilde para kazanılamaz ki.

Onu YAP o zaman. Parayı da dert etme. Çünkü düşünsene, paranın hayatımızın merkezi ve temel hedefi olarak sürdürülen bir yaşam içerisinde, seni çok tatmin etmeyen işlerde, çok tatmin etmeyen şeyleri yaparak harcıyorsun ömrünü.

Aslında dolu dolu ve anlamlı bir şekilde yaşanmış bir ömür, upuzun ama mutsuz yaşanmış bir ömre kıyasla çok daha kıymetli bence. Hem ne yaptığın çok da önemli değil. Bu yaptığın şeyi tutkuyla, ihtirasla, severek yaptığın için, bir süre sonra ustalaştığında, istediğin ücreti de almaya başlayacaksın.

Asıl sorun, yapmaktan tatmin olmadığın işleri yaparak kazandığın paralar ile yaşamaktan mutlu olmadığın bir yaşam tarzını sürdürmeye çabalamak kısır döngüsü. Tatmin dolu ve anlamlı bir yaşam sürmek için bu sorunun cevabını kendi içinde araman lazım:

“Şayet para sorun olmasaydı nasıl bir yaşam sürmek isterdin?”

………………

Para sorunu olmadan bir yaşam ister misin? Sorun etme o zaman…

Başkalarını ve Dediklerini BOŞVER!

Elizabeth Taylor’a bir röportaj esnasında eleştirmenlerin filmleri ya da yaptığı diğer işler hakkında yazdıklarında, olumsuz olanları okuyup okumadığı sorulur. “Hayır, onları okumuyorum” der ve gazeteci neden okumadığını sorar. Cevap mükemmeldir:

“- Çünkü onların yazdıklarına inanmaya başlamak istemiyorum. Öte yandan olumlu olanları da okumuyorum. Çünkü onlara da inanmaya başlamak istemiyorum. ”

Başkaları Ne Der?

Her şeyin başka birisinin bakış açısı ya da fikri olduğunu anlamalısın. Çok fazla insan başkalarının ne düşündüğünü umursayarak çok fazla zihinsel enerji kaybediyor.

Başarısızlıkları yüzünden başkalarının ne düşündüklerini önemsiyorlar. Korkuları yüzünden başkalarının ne düşündüklerini önemsiyorlar. Şunu ya da bunu yapmak istemiyorum çünkü birileri benim hakkımda kötü düşünecek ya da konuşacak diye düşünüyorlar.

Kendi zihnini analiz etmeyi bıraktığında yapmaktan vazgeçtiğin ya da şu anda yapmakta olduğun şeyleri daha iyi yapabildiğine çok ama çok şaşıracaksın. Çünkü bilinçaltında başkalarının hakkında ne düşüneceği konusunda endişeleniyorsun. Ve bu endişelenme büyümeni, ilerlemeni ve yapman gereken şeyleri yapmanı engelliyor.

Kendini Durdurma

Kendini durduruyorsun. Çünkü enerjini kendine değil başkalarına ve onların diyebileceklerine yönlendiriyorsun: “Benim hakkımda ne diyecekler? Ya şöyle derlerse, ya böyle derlerse?…” 

Bu yüzden pek çok insan başarıya giden yolda başarısız oluyorlar. Bunu bir düşün ve başkalarının ne düşündüğü konusuna takılma. Çünkü bu zihninde yer kaplıyor. BOŞVER!

Yeni Bir Başlangıç, Yepyeni Bir Son

Ölüm, insanın en korktuğu şey değildir. Hayatın sonuna geldiğinde sahici bir yaşamının hiç olmadığını fark etmesidir.

Bir hastanede yapılan araştırmada, ölüm döşeğindeki 100 yaşlı insana, hayatlarının “en büyük pişmanlığı” soruldu. Hemen hepsi yaptıklarından değil, “yapamadıklarından” pişman olduğunu söyledi. Alamadıkları riskleri, peşine düşemedikleri hayalleri…

Sana soruyorum: “Son sözlerin ‘keşke’ mi olmalı?” 

Uyan artık! Neden varsın? Hayat çalışmak, hafta sonunu beklemek ve kiranı ödemek değil. Hayır! Her şeyi bilmesem de bunu biliyorum. Bu dünyadaki herkesin bahşedilmiş yetenekleri var.

İnsanlar hayallerini seçmezler. Hayaller insanları seçer. Sorum şu: “Cesaretin var mı seni seçen hayali gerçekleştirmeye? Yoksa onun elinden kaçıp gitmesine izin mi vereceksin?”

Çoğumuz hırsızlıklardan korkarız. Gece gelir her şeyimizi çalarlar. Aslında zihninde de bir hırsız var, hayallerinin peşinde. Onun adı “şüphe (endişe)” ve senin hayal ettiklerinden çok daha fazlasını öldürdü. Onun birçok yüzü var. Bir virüs gibi seni kör eder ve parçalar.

Ve sen “gibi yaparsın.” “Gibi yapmak” yetmez. “Gibi yapmayı” biliyorsun, çok fazla “gibi yapan” insan var. Kariyer değişikliği ister “gibi”… Sürekli 100 almak ister “gibi”… Formda olmak ister “gibi”… Eğer “gibi” yapmak istiyorsan, sonuçları da almış “gibi” yaparsın.

Hayalin ne? Onu tüm kalbinle istemelisin. Çabalaman gerekecek mi? Evet, çabalayacaksın, başka yolu yok. Çok kez tökezleyeceksin, ama olsun. Şunu unutma: “Pürüzsüz bir dağ” diye bir şey yoktur. Eğer zirveye çıkmak istiyorsan, keskin sırtları aşmak zorundasın. Bazı zamanlar strese gireceksin, depresif olacaksın. Sana bir diyeyim: Steven Spielberg, film okullarından tam 3 kez red cevabı aldı, ama O devam etti. Televizyon yöneticileri Oprah Winfrey’i “TV’ye uygun değilsin” diye kovdu, ama O devam etti. Eleştirmenler Beyonce’ye “sen şarkı söyleyemiyorsun” dedi, ama O devam etti.

Mücadele ve eleştiri gelişmek için olmazsa olmaz. Evrenin kuralı böyle ve bu herkes için geçerli. Eğer hayat acı çekmek ise nasıl bir acı olacağını seçebilirsin. İster başarıya giden yolda çekersin acıyı, ister “pişman” olarak.

Bana sorarsan, iki kere düşünme. Bize bir mucize verildi, onun adı “hayat”. Sakın boşa harcama. Sen geçmişinle tanımlanamazsın. Sen aslında her an yeniden doğmaktasın. Sahip çık! ŞİMDİ!

Bazen boşluğa atlamak ve kanatlarını açıp süzülmek zorundasın. İyisi mi kurtul artık şu halinden. Zaman geçiyor ve hayatının tekrarı yok. Eğer sana bahşedileni kullanmazsan, sadece sen değili, bütün dünya bundan “eksik” kalacak. Bu dünyanın şarkısında sen de yer almalısın.

Geçmişe dönüp yeni bir başlangıç yapamazsın. Ama şimdi başlayabilir ve yepyeni bir son yazabilirsin.

Vazgeçme!

Bir dürtüdür, bilinen bir doğrudur.

  • Her şampiyonun hissettiği,
  • her başkanın hissettiği,
  • her kralın hissettiği
  • her cesurun hissettiği,
  • her kazananın hissettiği,
  • her askerin hissettiği,
  • her zafer elde eden kişinin hissettiği,

vazgeçme dürtüsüdür.

Hayallerinden vazgeçme! Varlıksız olman önemli değil. Yardım edilmemesi, Bir ailenin olmaması, alt yapının olmaması, arkadaşlarının olmaması önemli değil.

Hayallerinden vazgeçme! Bırakma onları! Bırakma! Bırakma!

Belki seni iki kat uğraştırır, belki eğitimler ve dersler alman gerekir, belki yeterince hızlı okuyamazsın, belki yeterince hızlı ilerleyemezsin, belki yeterince öğrenmemişsindir, ama asla pes etme! Pes etme! Pes etme!

Senin bir önemin var! Ne kadar güçsüz olursan ol, ne kadar yorgun olursan ol, ne kadar yanlış yaparsan yap, senin bir önemin var! Eğer sen olmazsan, hayatta kaybolacak değerler var. Eğer sen olmazsan, hayatta bir eksiklik olacak. SENİN BİR ÖNEMİN VAR!

Mücadeleye devam et… Bu ringe dönmek isteyen insanların doğasında var. Ne olursa olsun, yapabileceklerinin en iyisini yapmaya çalışırlar. İşte bizi biz yapan bu: yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalışmak.

Takdir edilmiyor, belki ödüllendirilmiyor olabiliriz. Ama zorluklarla mücadele etmeyi öğrenebilirsek, bu bize yeter.

Şu an her şey iyi görünüyor olabilir, ama yataktan çıkmak istemediğin, kıyafetlerimi giymek istemediğin, dişlerimi fırçalamak istemediğin günleri de gördün. Öyle kasvetli günler gördün ki, nereye gideceğimi bilmeden öylece yollarda dolaştığın ve ne olacağını umursamadığın…

O günler geldi ve geçti. Onlar gelip geçiciydiler.

Sen inancımı koru! Bir çok şey kaybettin ama onu korudun. Çok arkadaşını kaybettin, çok güç kaybettin, cesaretini yitirdiğin çok oldu, çok zaman da kaybettin, çok para da kaybettin, ama dizlerinin üzerinde şükür ederek inanmaya devam ettin.

Parasızken inandın, yalnızken inandın, ihanete uğradığında inandın.

  • Eğer işini kaybedersen inanmaya devam et.
  • Eşini kaybettiysen inanmaya devam et.
  • Çocuğunu kaybettiysen inanmaya devam et.
  • İşler kötü gidiyorsa inanmaya devam et.
  • Ailenin yanına taşınmak zorundaysan inanmaya devam et.
  • Elin ayağına dolaşmışsa inanmaya devam et.
  • Otobüsü yakalaman gerekiyorsa inanmaya devam et.
  • Otostop çekeceksen inanmaya devam et.
  • Hasta olduysan inanmaya devam et.
  • Böbreğini kaybettiysen inanmaya devam et.
  • Kalp sorunları yaşadıysan inanmaya devam et.

Belki yeni bir kalbe sahip olamazsın, ama inancını korumak zorundasın.

Tadını Çıkar Hayatın

Günaydın!

Bugün mutlu olacağım!

Tadını çıkaracağım hayatın!

Tüm gün aklımızdan çıkarmaman gereken şeyler şunlar olmalı:

  • Değerliyim, çekiciyim, yetenekliyim, disiplinliyim, ayrıcalıklıyım, kutsanmışım.
  • İyi bir kişiliğim var.
  • İnsanlar etrafımda olmayı seviyor.

Tüm yapman gereken bugünkü tutumunu belirlemek. Olumlu olmayı belirlemek… Dinle! Hayatının tek bir yönde ilerlemesini mi ister misin? Bu yönü düşünmeye başlasan iyi edersin! Hayatını düşündüğün şeylerle alakalı olan bu yola ada.

Düşünceni değiştirdiğinde, tamamen farklı bir yöne gireceksin. Kapılar sana açıldı ve artık ritme göre dans edeceksin! Kendi şarkını, kendi tonundan söyle!

Bende bundan fazlası var. Ben bundan fazlayım!

Bugün için minnettar olabilirsin. Ve vücudun için, elindeki fırsatlar için, ilişkilerin için, yaptığın yardımlar için minnettar olabilirsin ve dahasını da isteyebilirsin.

İyi bir gün geçirmek istersen bunu yapabilirsin! Eğer kötü bir gün geçirmek istemiyorsan başkası da bunu yapamaz zaten. Tutumların senin seçimlerindir. Bugün, tutumunu değiştirmeyi tercih edebilirsin.

Tutumların, geçmişinin arşivcisi, şimdinin konuşmacısı ve geleceğinin önderidir. Tutumların, fırsatlardan, durumlardan ya da üstün yetenekli olmaktan çok hayatındaki başarını ve mutluluğunu belirler. Tutumların hayatını etkiler.

Bu yeni bir başlangıç! Bu yeni bir gün, yeni bir an, yeni herhangi bir şey işte! Geçmişte olup bitenler seni alakadar etmez! Şu anda özgürsün! Kusursuzca ve mükemmel bir şekilde yaratılmışsın.

Sen bir sanat eserisin!

Öngörülü ol!

Coşkulu ol!

Her gün kalk ve büyük düşün!

Büyük hayaller kur!

Ve inanılmaz bir hayatın olsun!

Sabah kalktığında neden aynaya bakıp şunu demiyorsun: Harikasın dostum! Sabah bunu yaparsan, doğru yöne ilerlerken kaydı başlatacaksın.

Hayata evet! Güzelliğe evet! Eğlenceye evet! Sevgiye evet! Bolluğa evet! Refaha evet! Şefkata evet! Hizmete evet!

Merak ediyorum; eğer her gün içindeki kişiyi hazırlamak için 5 dakika ayırsan ne olurdu? Eğer evden çıkmadan önce kendine kim olduğunu hatırlatsan ne olurdu?

iBen

Normal bir insanın hayatının 4 yılını cep telefonuna bakarak geçirdiğini biliyor muydun? Bu çok garip, değil mi?

iMac, iPad ve iPhone’larda da garip bir durum var: “i”… Çok fazla “ben”…Çok fazla özçekim… Ama çok az “biz”.

Teknoloji, bizi hiç olmadığı kadar bencilleştirdi ve uzaklaştırdı birbirimizden. Bizi bağlayacağını beklerken, hiç de buna yaramadı.

Ağzına kadar dolu bir arkadaş listemiz olsa da, çoğumuz yalnızız. Çünkü arkadaşlıklarımız, telefonlarımızın ekranlarından daha kötü durumda.

Kişisel değerimizi evde, bilgisayarın başında oturup, takipçi ve beğeni sayılarına bakarak ölçüyoruz. Bizi gerçekten sevenleri göz ardı ediyoruz. Bize gerçekten sarılabilecek biriyle konuşmaktansa, gönderi paylaşıyoruz.

Rahatsız mı oldun?

Medyanın ele geçirdiği bir dönemdeyiz. Konuşmalar, snapleşmelere döndü. Haberler 140 yazı karakteri oldu. Videolar hızlı çekim, 6 saniye oldu. Ve arkadaş eklemeler telefonlardaki internetten daha hızlı…

Son olarak, evet seçeneğin var. Ama bu, ha deyince düzeltebileceğin bir şey değil. Kendin yapmalısın. Ya kontrol edersin ya da kontrol edilirsin. Bir karar ver. Artık önemli bir anı telefonuna kaydetmekle uğraşarak o anı mahvetme. Bak geç! Yediğin yemeklerin fotoğrafını çekme artık. Ye geç! Yeni uygulamayı, yeni güncellemeyi ya da yeni arayüzü bırak artık.

Bana kızma. Şarjın az kaldığında da mutlu olduğun bir dünya istiyorum. Çünkü bu, insanlığa bir “tık” daha yakınsın demek olacak.