Basit Olan Satar

İnsanlar bunalmış durumda. Teknolojinin hem çok fazla hem de çok hızlı olduğu hissindeler. Tasarımlar gösterişli, kolay ve kullanışlı ama fazla.

Yıllar geçtikçe hem teknolojik ürünlerin hem de yazılım arayüzlerinin kalitesi ve görsel albenisi arttıkça arttı. Fakat her yenilik ve güzellikle birlikte, sıradan kullanıcı için işler zorlaşmaya başladı. Önceleri alışmak olarak sarfedilen çaba yıllar geçtikçe öğrenmek ve hatta eğitim almak gerekir hale geldi.

Artık yardım metinlerinin yerini yardım sayfaları, online teknik destek ve konuşmaları ve soruları, sosyal medyada komedi malzemesi haline gelen müşteri destek hatları aldı.

Para vererek aldığımız ürünleri kullanamıyor ve bunlar için tekrar belirli bir masraf yaparak öğrenmek için zaman harcıyoruz. İşin en garip taraflarından biri de hep daha çok para ödediğimiz ürünler her seferinde daha küçük hale geliyor. Teknolojik aletler küçülürken, ne kadar gariptir ki elimiz, gözlerimiz ve parmaklarımız hala aynı boyda.

Ve tabii ki güncelleme meselesini unutmamak lazım. 3000 TL ödeyerek satın aldığımız bir yazılım için nedense her yıl bir de 500 TL daha ödüyoruz. Ve bunu her sene ödesek bile aslında hala 3 yıl önce yazılımı aldığımız zamanki özelliklerinden başkasını kullanmıyoruz. Kullanmıyoruz ama başka bir girişimci sadece bizim kullandığımız özelliklere sahip küçük bir yazılımı uygun fiyata piyasaya sürdüğünde satın almayı bırakın, kendi yazılımımız ile kıyaslayıp küçümseyerek kötülüyoruz.

Bu noktada üreticileri yanıltan durum şu ki, biz çok işlevli olduğu için değil çok kulanışsız olduğu için zorluk ve sıkıntı çekiyoruz. Bize işe yaramaz versiyonlar vermek yerine çok daha fazla işe yarayan ama daha kolay kullanılan şeyler satmak zorundalar. Eğer bir şeyler satmak istiyorlarsa.

Burada örnek alınması gerekenler:

  • Sadece arama boşluğu ve ARA butonundan ibaret olan google.com
  • Tek tuşa sahip bir çok Apple ürünü

Her zaman her yerde duyabileceğiniz gibi: Basit Olan Satar!

 

Toplum ve Kültürlerin Sporu Tasarım

Vücudunuzu geliştirmek, kuvvetlendirmek için spor yaptığını bir düşün. Peki bu spor yapmaktaki amacın nedir? Saymaya kalktığında bir çok neden sayabilirsin. Daha fit görünmek, daha seksi görünmek, daha sağlıklı olmak ve daha kuvvetli olmak gibi… Her ne sebep ile olursa olsun bu istediklerin aslında kendini daha faydalı ve daha işe yarar hale getirmek adınadır. Karşı cinse karşı daha işe yarar, hayat kaliten adına daha işe yarar ya da çeşitli iş dallarındaki performansın adına daha işe yarar olmak…

Ayrıca beden gelişimi dışında zihnin için de aynı amaçla bir şeyler yapabilirsin. Bu kez yaptığın eylemin adı spor değil egzersiz olacaktır. Ve tabii ruhun ve manevi tarafın için aynı amaçla yola çıktığında bu kez meditasyon dediğimiz ruh sporunu yapacaksın.

Tüm bu gelişme ve geliştirme çabalarını düşündüğünde toplum ve kültürü daha işe yarar bir hale getirmek için ne yapılacağını düşündüğünde karşına cevap olarak çıkacak tek bir genel sözcük var : tasarım.

İster şiir, ister edebi herhangi bir tür, ister mekanik ya da endüstriyel, ister lüks ya da elit; herhangi bir yenilik ve yaratıcılık unsuru genel bağlamda tasarımdır.

Çok uzun bir yoldan gelen bir tür olarak insan, bilinç sahibi olma ve bilgiyi aktarabilme yeteneği ile yaşantısı ve çevresini daha işe yarar hale getirebilmek adına sürekli tasarım yaparak bugüne gelmiştir. Bundan 12 bin yıl önce taşlara kendisini kötü güçlerden korumak için tanrı figürleri çizen, bize göre ilkel ve cahil insanların yaptığı çalışmalar bugünkü heykel sanatının ilk birikimleri idi ve hiçbir şekilde gereksiz ve boşa değildi.

Şunu unutma lütfen, 12 bin yıl önceki insanların bizimle ve geleceğimiz seviye ile ilgili zerre kadar fikirleri yoktu. Dolayısı ile ne yaptılar ise kendileri ve kendi ihtiyaçları için yaptılar ve birikim olarak bize kadar aktara aktara gelişime katkıda bulundular. Aynı şekilde düşünürsen bizimde bundan 12 bin yıl sonraki insanoğlu için zerre kadar fikrimiz yok. Bu sebeple herhangi bir sanat ve tasarım dalı gereksiz ve boşa olmanın tam aksine gelişimin en önemli unsurudur.

Bu sebeple hiçbir yenilik ve yaratıcılık içeren olguyu ve özellikle hiçbir bilgi kırıntısını küçümsemeden sev. Sana lüks, gereksiz, israf ya da saçma gelebilir ama sanat ve tasarımın her türü bizi, toplumumuzu ve kültürümüzü daha işe yarar hale getiren şeylerdir.

Sevmediğin hiç bir şeyden fayda sağlayamayacak, ondaki hayrı ve karı kendi adına elde edemeyeceksin. Sevmek her zaman iyidir, SEV!

Yazılmamış Satırlara Selam

En güzeli henüz yazılmamış olan. Bir insanın en güzel özelliği belki de merak. Yeni ya da gerçekleşmemiş olan duyulan o büyük ilgi kainattaki tüm yenilik, yaratıcılık ve gelişmeye açılan kutlu bir yol. Ve bilgi ile gelen o daha büyük merak…

O yazılmamış satırlar, yazılır yazılmaz en iyiler listesinde ikinci sıraya düşecek. Çünkü her zaman en iyisi yazılmamış olan. Bunu bilmek bizi hayatta tutan heyecan.

En güzel yazı henüz yazılmayan, en iyi zaman hnüz yaşanmamış, en büyük hedef henüz varılmamış, en uzun yol henüz çıkılmamış olan… Süreci var eden, anın kıymetini var eden yüce merak…

Bu merak en çok sahip çıkman gereken şey. Ancak bu merak sayesinde yönünü bulabiir ve değiştirebilirsin.

İnan, bıkma, cesur davran, geri adım atma ve her ne kadar olursa olsun devam et. Bu sayede daha iyi, daha gelişmiş, daha yeni olabileceksin.

Senin de en iyi halin henüz yaşamamış olan sensin, unutma…

Acı Çekmek ve Yazmak Arasındaki Anlamsız İlişki

Var mı böyle bir ilişki yoksa sadece var olması istendiği için mi yakıştırılıyor? Sanatçı, yazar dediğin kişi ille de farklı mı olmalı? Hani böyle biraz “cool”, biraz nev-i şahsına münhasır… “Neler görmüş, neler yaşamış be!” diyemediğimiz insandan yazar olamaz mı?

Bu soruların cevabını verme yetkisine sahip olan kim? Bu soruları cevaplama yetkisini veren kim? Hepsinden öte cevapların doğruluğuna kim karar verecek ki? Ne biçim paradoks…

Düzenli Yazar

Sanat ile duygu arasındaki ilişkiden ötürü yazmak işi de yoğun duygu yaşanmışlığı ve acı olmadan olmazmış gibi kabul ediliyor. Bu anlamsız kabul, insanın empati ve hayal gücünü yok sayan bir dogma gibi. Her gün belli bir saatte ya da belli kelime aralığında düzenli yazan bir yazar düşünmek istemiyor… İstenmiyor…

Ama tüm masalların aslında anlatıldığı gibi olamayacağı, o şarkı sözünü yazanın aslında o acıları çekmediği, çok beğenilen hikayedeki macerayı yazanın hepsini masa başında kurguladığını bal gibi biliyoruz.

Bence çok kasma, hayal gücü gibisi yoktur. Hayal gücüne saygı göster ve tadını çıkar.

Entelektüel Bir Süreç Olarak Tasarım

Tasarımın ana meselesi iletişim aslında. her ne kadar konular ve olgular hakkında yeni ve farklı bir üslup olarak anlaşılsa da toplum ve kültür arasındaki ilişkiye bir köprü olması dolayısı ile entelektüel bir hal. İşte bu hal ile hallenen tasarımcı da sadece yaptıklarından dolayı değil kişiliğinden ötürü de tasarımcı.

İletişimin ana meselesi ise bilgi iletmek. Bu noktada tasarım yazı, görüntü, ses gibi ortamların destekleri ile bilginin taşınmasında bir katalizör olarak var olmakta. Son dönemlerde iletişim tasarımı kavramını çokça duymamızın haklı nedeni de bu.

Akl-ı selim bir bakış açısı ile okumayanın yazamayacağı, yazamayanın kelimeleri ve bu kelimelerin ifadesi olan görüntü ve sesleri layığı ile üretemeyeceği göz önüne alındığında tasarımın entelektüel bir iş olduğu aşikardır.

İletişimde bilgiyi gönderen üretici ile bilgiyi alan kullanıcı arasındaki bağlantıyı organize eden tasarımcı bilgideki doğruluk, anlaşılırlık, öğrenilebilirlik ve kalıcılık kalitelerinden sorumlu olan taraf olarak çok ciddi bir öneme sahip konumdadır.

90’ların başından itibaren, özellikle bilgisayar ve internet teknolojilerindeki gelişmeler, özgürlükçü bir tasarım anlayışını beraberinde getirmiştir. İlk aşamada kalite seviyesinde ciddi kaygılar uyandırsa da bu özgürlük uzun vadede demokratikleşmenin önünü açmıştır.

Artık tasarım büyük ajansların tekelinde değilken, tasarımcı da evetçi kültürün ve grupça düşünmenin kölesi değildir. Talep mercii ile tasarımcı arasında kalkan engeller, tasarımın ve tasarımcının zorlam bir yaratıcılık yaftasından kurtulmasına olanak sağlamıştır. Bir tasarımın ya da tasarımcının yaratıcı olmadan da iyi olabileceği ortaya çıkan tasarımlar ile kendini göstermiş ve yaratıcı olmayan ama iyi tasarımlar iletişim kalitesinde önemli rol alabilmiştir.

Yaratıcı olmayan ama iyi tasarımcı ise ancak ve ancak entelektüel seviyenin kalitesi ile doğru orantılıdır.

Son olarak tekrar etek isterim:

  • Okumayan yazamaz,
  • Yazamayan imgeleyemez,
  • İmgeleyemeyen iletişemez,
  • İletişim becerisinden yoksun olandan tasarımcı olamaz.

Hayal Et ve Mutluluğa “Dönüştür”

Hayal edebilmek yaşantını güzelleştirmek ve iyileştirebilmenin en etkili unsuru. İyi bir yaşam kalitesi, huzurlu bir ev, gıcır bir araba, sohbeti keyifli kılan dostlar, belki bir bahçe, bir kedi ya da bir köpek…

Hayal etmeyi bırakma. Hayatı güzelleştiren bütün tasarımlar hep hayallerden doğdu, bunu unutma.

İstediklerini gerçeğin haline dönüştürebileceğin birçok yarım parçalar öylece etrafında seni bekliyor. Bunları değerlendirebilmek için kendine doğru soruları sormalısın. Nelerden hoşlanıyorsun? Nelerin yaşamında kalmasını istiyorsun? Neler ya da kimler mutlu ediyor seni? Bunlara cevap verirken ilk dikkat etmen gereken ve çıkış noktan içinden geldiği gibi davranmak olmalı.

Aldığın kahvaltılık çikolata ya da hazır kahve kavanozunu çok mu beğendin? Bu kavanoz yüzünde bir gülümseme mi oluşturdu? O zaman onu hayatına dahil et. Tükendiğinde atma, bir reçel kavanozu yap. Reçel yapmayı öğrenmek 5 dakika… Çocuğunun eskimiş oyuncaklarından hoşuna giden bir kumaş parçası vardı hatırladın mı? Onu da çöpe atmadan reçel kavanozuna şapka yap. Kırtasiyeden bozuk para ile bile alabileceğin bir kaç sticker al ve kendi el yazın ile yaz mesela: “Benim ayva reçelim :)”

Bu seni çok mutlu edecektir. Geri dönüşüm ve emek içeren her unsur kendi yaşamına ve bu dünyaya bir “+” (artı) demektir. Ekonomin için bir artı, sağlığın için bir artı, vaktin için bir artı…

Ve biliyorum ki her “+” (artı) seni bir adım daha yaklaştıracak, daha iyi, daha mutlu ve yeni bir “sana”.

 

Leonardo Da Vinci ve Monalisa

Da Vinci, Monalisa tablosunun yapımına 1503 yılında başlamıştı. Tablonun tamamlanmasının 4 yılı bulduğu düşünülür. Başka bir rivayete göre Da Vinci, günde 1 milimetre kare çalıştığı için 10 yıl sürdüğü de düşünülür. Tablo şu anda Louvre Müzesi‘nde sergilenmektedir.

Monalisa’nın en büyük özelliği gülümsemesidir. Bazılarına göre bu gülümseme bir göz yanılgısından ibaret fakat sonrasında yapılan araştırmalar bundan daha fazlasını bize söylemekte. Öncelikle söz konusu Leonardo Da Vinci olduğunda tabii ki tüm yüz ve ifadeler de altın oran olduğunu söylemeye gerek bile yok.

Da Vinci tek bir surat ifadesinde 4 duyguyu resmedebilen belki de tek ressamdır. Monalisa’nın yüzünde sırasıyla

  • %83 mutluluk
  • %9 küçümseme
  • %6 korku
  • %2 öfke

bulunmaktadır.

Kim Bu Monalisa

Da Vinci, kendisine yardımcı olarak, yetiştirme amaçlı 10 yaşında bir çocuk almıştır. Fakat bu çocuk hem yaramaz hem de hırsızlık yapan bir çocuktur ama Da Vinci çocuğun bu kötü tarafları ile hiç ilgilenmez. Aksine bu çocuğun masum bakışlarına, duru güzelliğine ve kıvırcık saçlarına hayranlığını dile getirir durur.

Tüm bu kötü huylarından dolayı Da Vinci çocuğa Salai adını verir. Bu kelime “küçük pislik” ve “şeytan” anlamlarında kullanılan bir sözcüktür. Da Vinci de bu çocuğa MON SALAI (Benim Şeytanım) diye seslenmektedir.

Söylentilere göre bu çocuk Da Vinci’nin sevgilisidir. Ve tabii ki anlaşıldığı üzere Salai erkek bir çocuktur.

Çok tartışılan bir rivayete göre MONA LISA aslında MON SALAI‘nin ta kendisidir. Da Vinci gizlemek adına başka bir kadının hatları ile Salai’nin karışımı bir tablo yapmıştır. Tabloya yakından bakıldığında Monalisa’nın gözlerinde L ve S harflerinin bulunduğu görülmekte ve bunların Leonardo’nun L’si ve Salai’nin S’si olduğu düşünülmektedir. Bunun dışında resmin sağ üst köşesine doğru, arka planda yer alan Bobio Köprüsü’nün “Şeytan Köprüsü” olarak bilinmesi de resmin Salai’nin olduğu fikrini güçlendirmektedir.

Bunun dışında Monalisa’nın devrin önemli kişilerinden Francesco Del Giovanni‘nin eşi ya da aslında Da Vinci’nin kendi otoportresi olduğu da düşünülmekte ise de bunlar ile ilgili somut kanıtlar bulunmamakta.