Anahtar

Başarılı olmak için süper bir formül, şahane bir yöntem, kesin sonuç veren bir öğreti mi arıyorsun. Bir hap yada bir anahtar…

Sana güzel bir haberim var. Öyle bir anahtar yok. Birden çok var.

İşte birinci anahtar: YAP! Ne yapman gerekiyorsa onu yap.

İşte ikinci anahtar: ÇALIŞ! Özverili ve sıkı çalış. Diğerleri uyurken çalış. Başkaları dinlenirken çalış. Ötekiler eğlenirken çalış.

İşte üçüncü anahtar: İNAN! Kimse sana inanmazken inan. Herkes karşı çıkarken inan. Başkalarına değil her zaman önce kendine inan.

İşte dördüncü anahtar: ZORLA! Kendini zorla. İstemesen de yap, çalış ve inan ve tüm sınırlarını zorla. Özdisiplinini öyle geliştir ki taş gibi olsun ve hiçbir koşulda sarsılmasın, kırılmasın.

İşte beşinci anahtar: GELİŞ! Her gün geliştir kendini. Her gün bir adım, hiç durmadan, hep ileri… Kişisel gelişimine dört elle sarıl ve bundan asla ödün verme. Araştır, izle, dinle ve en önemlisi OKU!

İşte altıncı anahtar: GÜÇLÜ OL! Başına ne gelirse gelsin, her birinin seni güçlendirdiğini unutma. Acılarını, üzüntülerini ve tüm yorgunluklarını kendine yakıt yap ve her yenilgide daha da güçlen. Henüz başaramadıysan yeteri kadar başarısız olmamışsın demektir.

İşte yedinci anahtar: HAYAL ET! Bundan asla vazgeçme. Bunu boş zamanlarında yapma, bunun için kendine özel bir vakit ayır. Gözlerin kapalıyken gördüklerinin, gözlerini açtığında tadını çıkaracaksın.

İşte sekizinci anahtar: SORUMLULUK AL! Endişelerini ve korkularını çöpe at. Hiçbiri gerçek değil. Başarmak için gerekli olan tüm sorumluluğu al. O sana ait. Asla başkasına bırakma. Unutma sorumluluğu alan kişi hazineyi bulacak. Sorumluluğu başkasına bırakır, suçu başkasına atarsan, kavuşmak istediğin hazine de onun olacak.

Ne olmak istiyorsan, koşulsuz şartsız hemen OL! Önce ol, sonra ne yapman gerekiyorsa YAP! Ve tabii ki bütün bunlara adım atmadan, önce kendini, sonra her şeyi SEV!

Philippe Starck ile Dahilik ve Delilik Arasında

En lüks yatlardan bir limon sıkacağı gibi genel amaçlı kullanım alanlarına ait tasarımları bulunan ünlü fransız tasarımcı Philippe Starck.

Uzun zamandır yeni şeyler üretiyorsunuz ancak hala yeni fikirleriniz varmış hissine kapılıyoruz. Gerçekten böyle mi?

Fikir üretmek için bir çok şeyin bir araya gelmesi gerekiyor.  Fakat bana sorarsanız bu bir delilik işi. Son zamanlarda gelişen beyin taramalarından da anlayabileceğimiz üzere, beynimizin mimarisi, snapsları ve kafamızın içindeki değişik oluşumlar yüzünden deli oluyorsunuz. Sanırım deliliğimin fikir ürettiği gerçeği hiçbir zaman kabul görmeyecek gibi duruyor.

Genç iken kendinizi ifade etmek, yaşamak, var olmak istersiniz. Bunları zamanında çok yaşadım ama şu anda genç değilim. Bugüne kadar var oldum ve var olmaya devam edeceğim. Var oluşu hak etmek için size verilen görev hizmet etmektir. 

Peki kime hizmet ediyorsunuz? 

Kendi kendime. Herkesin kendine ait bir hedef kitlesi var. Herkes bir topluluğa mensup. Hiçbir zaman başkaları için düşünmemeniz gerekiyor. Kendiniz, karınız, kızınız, arkadaşlarınız için düşünmelisiniz. O zaman pazarlamaya aykırı olarak hareket etmiş, hakikat ve dürüstlük adına bu işi icra etmiş olursunuz. Her topluluğun kendine özgü bir tasarımcısı var. Başkalarının tasarımcısı olmayı denememelisiniz. 

Daha önce rüyalardan ilham aldığınızı söylediniz. Bu doğru mu?

Kısmen de olsa ben bir otizm hastasıyım. Ama sonuç olarak otistiğim yani. 

Bunu nasıl biliyorsunuz?

Kimse ile konuşmadığınızda, başkalarını ziyaret etmediğinizde, televizyon izlemediğinizde, size anlatılanları anlamadığınızda, başkaları ile zaman geçirmektense kendi başınıza kalmayı tercih ettiğinizde hasta olduğunuzu anlıyorsunuz. Hatta hastalık hakkındaki bazı önemli noktaları idrak edebiliyorsunuz. Otizm beni kendi kendine yeterli kılıyor. Dış dünya ile tamamen bağlarım kesilmiş durumda. Bu soruya cevap vermek gerekirse, insanoğluna karşı derin bir aşk ve var oluşumuza dair derin bir merak besliyorum. 

Peki, herkesten uzak kalarak insanoğlunun sırrını nasıl çözeceksiniz?

Çünkü insanoğlu biziz. Sizin varlığınız bile bana insanoğlu ile ilgili bazı noktaları kavramamı sağlıyor. Size toplum tarafından verilen bazı sinyaller var. Bilinçaltına gönderilen küçük sinyaller. İnsanoğlunu onlar sayesinde anlıyorsunuz. Böyle çalışmamın nedeni ayrı düşünce yapılarına sahip olmamızdan kaynaklanıyor. 

Kariyeriniz boyunca hangi engellerle karşı karşıya geldiniz ve bulunduğunuz noktaya nasıl ulaştınız?

Önünüzde bir engel yok. Buraya adım adım geliyorsunuz. İlk önce sınıfta resim yaparak başlarsınız. Hoca da çalışmadığınızdan ötürü sizi sınıftan çıkarır. Bir şey öğrenme kapasitem olmadığından dolayı hiç sınava girmedim. Bir gün hocanız yaptığınız resmi ilginç buluyor ve ilk ticari hamlenizi orada gerçekleştirmiş oluyorsunuz. Hocaya çizdiklerinizi verin O da sizi rahat bıraksın. Beş yaşımdan beri çizimlerim ve icatlarım sayesinde geçiniyorum. Sonrasında bunu kademeli bir biçimde arkadaşlarınız için, sonrasında köyünüz için ve en sonunda ülkeniz için yapıyorsunuz. Dünyanın öbür ucundan biri sizi fark ediyor ve sizin yaptığınız işleri beğeniyor. Siz de devam ediyorsunuz. O yüzden dürüstlük buradaki en önemli nokta. İyi bir şey icra etmediğiniz anda bu hemen göze batıyor. Çalışmalarınızda bir çok faktörü göz önünde bulundurmanız gerekiyor. Bu etkenlerden bazıları dürüstlük, kişisel çaba, yaratıcılık, başkalarını gözlemleme ve elinizden geldiğince bilgi edinme. Bunların hepsi bir bütün. Kısacası önünüzde hiçbir engel yok. 

Sizce Fransa ya da Avrupa küçük bir tasarım şirketi açmak isteyen gençlere yeterli yardımda bulunuyor mu?

Burada önemli olan konu tasarım değil. Tasarım yapıp yapmamaları umrumuzda değil. Size bir şey söyleyeyim: Her şeyi her yerde yapabilirsiniz. Toplama kamplarında insanlar ellerindeki patatesler ile bir telsiz sistemi yapmışlardı. İnsanlar kamptan kaçabilmek için sistemler geliştiriyorlardı. Bir maden ocağına ya da deliğe kafa üstü düştünüz diyelim. Oradan hala çıkma şansınız var. Hangi durumda olursanız olun bir şey üretebilirsiniz. Bunun heyecan verici ve güzel tarafı burada. Kolay olan bir şeyi neden yapalım ki? Bir şeyi yaratmak basit bir iş olsa evimizde otururduk. 

Ana akıma ait değilim cümlesi size ait. Yalnız şu anda jet sosyeteye mensup tasarımcılardan bir tanesi de sizsiniz. Size yapıştırılan bu etiket sizi rahatsız etmiyor mu? Yoksa bundan memnun musunuz?

Kamuoyunuzdaki imaj ile kişisel imajı karşılaştırmamak gerekiyor. İnsanlara bir şeyler anlatmak ve ilgisini çekebilmek için medya kuruluşlarının jet sosyeteye ve kamuoyu imajına ihtiyacı var. Ancak hakkında yazılan insanlar gerçekte jet sosyete olmayabiliyor. Gazetelere baktığınızda eşim ve beni çok göremezsiniz. Arada sırada aptal olmayan bir programda, güzel şeylerin konuşulabileceği formatlarda ben ve eşime rastlayabilirsiniz. Yani sosyeteye mensup değiliz. Adeta bir keşiş gibi yaşıyoruz. Size biraz garip gelebilir ama lüksü seven ve işinde  fazlası ile düzenli olan keşişler gibi hayatımızı sürdürüyoruz. 

İnsanları iki safha mı bölüyorsunuz? 

Kesinlikle. Bundan adım gibi eminim. İnsanların beni ne kadar çok sevdiklerini görmek inanılmaz bir şey. Bazı insanlar benim tanrı olduğumu düşünüyor. Bu tamamen saçmalık. Bazı insanlar ise bana baktıktan sonra ağlamaya başlıyor. Bazılarıysa düğünlerine gelmezsem evlenmeyeceklerini söylüyor. Bu bir delilik. Tamamen akılsızca. Hatta fazlasıyla utanç verici. Öte yandan bazı insanlar benden çok açık bir şekilde nefret ediyor. Anlamadığım bir şekilde diğer çevre ise beni öldürmeye hazır durumda. İçinde kötülük barındırmayan birisi olduğumdan ötürü onları anlamakta zorlanıyorum. 

Bazı çevreler daha ılımlı davranıp sizin çelişkili biri olduğunuzu söylüyor. Ekoloji hakkında çokça yorumda bulunuyorsunuz. Ancak tasarladığınız bir çok ürününüzde plastik kullanıyorsunuz. Bunu nasıl açıklayacaksınız?

Kendi ile çelişmeyen tek insan varsa o da benim. Bazen plastik kullamak inekleri öldürmekten ve ağaçları kesmekten daha çevreci bir hareket. Asıl olay daha çok üretimi kiminle ve nasıl yaptığınızla ilgili. Her zaman plastiği övmüşümdür. Tabii ki yenilen plastikten bahsetmiyorum. Bugünlerde bio-plastik adı verilen bir madde sayesinde istediğim alaşımı kullanıp doğayı koruyabiliyorum. Günümüzde moda olan ani yorumlardan kaçınmak gerekiyor. 

Tasarımlarınızın çevre ile ilgili ve sosyal alanlarda yaratabileceği zararları hesaplıyor musunuz? 

Kesinlikle. Ömrümüz bunu yapmakla geçiyor. O yüzden geçtiğimiz senelerde mobilyaların satılması yerine kiralanmasını öngörmüştük. Fakat malesef işe yaramadı. Kimse bunu yapmaz. Kimse mobilyalarını ikinci kere taşımaz. Senelerdir plastik sonrası çağından örnekler ile çalışıyorum. Petrol bitince plastik gibi konforlu bir madde dünya üzerinden yok olmuş olacak. Üçüncü dünya ülkelerinin yüzde sekseni plastiğe ihtiyaç duyuyor. Eşyalar çevre kirliliği yaratmıyor. Asıl o eşyaları satın alınca çevre kirleniyor. Çevrecinin ilk refleksi beni buna ihtiyacım var mı demek olmalı. Bunu herkes yapabilir. Buna ben de dahilim. Herkes kendi kendine bu soruyu sorabilir. 

Şu anda konuk olduğum ihtişamlı ve şahane evden bahsedelim. Tasarım ve inşa süreci uzun ve sancılıydı. Evinizi gördükçe ve içinde dolaştıkça kendinizi mutlu hissediyor musunuz?

Mutlu olduğumuzu bilmeden önce hedefime vardım mı sorusunu cevaplamalıyım. Amacım 30 yıldır süren bir takıntıyı sonlandırmaktı. İnşaatı bitmiş ve döşenmiş pahalı bir ev için fiyatı bir hayli uygun. Her zaman riskleri ortadan kaldırmak istemişimdir. 35 değişik tasarımdan oluşan, harcadığı enerjiden daha fazlasını üreten, ekolojiyi bozmayan ve insanların benimsemesi için sadelik içinde çizilmiş olan evler sunuyoruz. Bu evin özelliklerini barındıran bir ev tasarlamak benim sunma istediğim bir hizmetti. Evler makul bir fiyatla satılıyor ancak sistemimiz hala oturmuş durumda değil. Eğer iyi bir sanayileşme örneği gösterilirse evlerin fiyatları araba fiyatları kadar olabilir. 

Sizin için en önemli faktör estetik mi yoksa işlevsellik mi? 

Bu sorunun 18. yüzyıldan geldiğini düşünüyorum. İşlevselliğin her yerde olması gerekiyor. Şiirlerin bile bir işlevselliği var. Bir şiirde kullanılan kafiyeler ve onun verdiği ritim eseri güzel kılar.  Kullanılan kelimeler sizde görüntüler canladıracak ve fikir verecektir. En sonunda şiiri okuduğunuz kız kollarına düşecektir. Böylece işlevsellik kavramına uyulmuş olunur. Güzel olan her şeyin bir işlevsellik taşıması gerekir. 

İşlevsellik kelimesi ile devam edelim. Bu ev için Rico ile beraber çalıştınız. Ve projelerinizde işbirliği yaptığınız bir çok isim var. Bunlardan en tanınmışı da Steve Jobs. Gemisinin yapımı için beraber çalışmıştınız. Peki size nasıl geldi? İş ortamı nasıldı? 

Bunun hakkında konuşmayı pek sevmiyorum. Çünkü bu proje Steve Jobs’un kendi özel projesi. Kendisi sır saklamayı severdi ve benim bunun hakkında konuşmam doğru olmaz. İşin özü günün birinde kendisi için bir gemi istediğine karar verdi. Başta gemi fikrine sıcak bakmasa da bir gün fikrini değiştirip kendisine bir gemi hediye etmek istedi. Çünkü O da hayatı boyunca sıkı çalışan bir isimdi. Dünyayı tarayıp kendi felsefesine uygun, muhatap olacağı bir tasarımcı aradı ve görünüşe bakılırsa o insan bendim. Gemiyi ben çizdim. Tasarlayan kendisi değil. Jobs gerçeği çarpıtması ile ünlüdür. Gemiyi bir buçuk – iki saatte çizdim. Ve önüne maketi koydum. Hayallerindeki gemiden daha güzel olduğunu söyledi ve yedi sene boyunca ona dokunmadık. Steve ile tüm detayların üzerinden geçtik. Kendisi mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olduğundan ötürü çok yorucu ve efor gerektiren bir iş oldu. Steve mükemmeliyetçiliğin, düzenin ve takıntının tanrısıydı. Ve ben de kralıydım. Gerçekten felsefi bir ortak çalışmamız oldu. 

Bir alıntıya yorumda bulunmanızı istiyorum: “Bir daha bu kalitede bir gemi olmayacak. Çünkü bu iki dahi böylesine zor bir çalışmayı tamamlamak için bir daha bir araya gelmeyecek.” Bu doğru mu?

Doğru. Bu imkansız. İki kişi arasında geçen bir akıl oyunuydu ve kimse bir daha bunu yapamayacak. Steve ile ben bir olmuştuk. Ortak bir vizyon, deneysellik ve değişiklik arayışı… Maddiyatı reddetme anlayışı idi bu. Maddiyatı reddeden anlayışta bir tekne yaratmak gerçekten büyük bir paradoks teşkil ediyor. Ama biz yine de başardık. Bu soruyu benimseyen bir anlayışta olan, bu felsefeyi benimsemiş başka bir kişinin olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca harcadığımız zaman ve beyin gücü paha biçilemezdi. Bu geminin bir eşi benzeri daha olmayacak. 

Geminin dizaynını üstlendiği için buruk bir şekilde ayrıldığınızı söylediniz. Aranızda kırgınlık olmadan bu sorunu atlattınız mı?

Bu soruyu cevaplamayacağım. Dedikodu ile ilgilenmiyorum. 

O zaman çalıştığınız başka bir proje olan Virgin Galactic’ten bahsedelim. Elinizde uzaya yapılacak ilk turizm yolculuklarından birine ait olan bir biletiniz var. Bilinmeyene doğru olan yolculuğa bakış açınız nedir? 

Virgin Galactic’e göre ben bir tapınak muhafızı gibi bir şeydim. Bu projenin tapınak muhafızıydım. Çünkü bir çok insan bana bunun zenginlerin özel zevki olduğunu söyledi. Rolls Royce’dan sonra yata, yattan sonra jete, jetten sonra uzaya para harcayacağız. Bu hem doğru bir fikir hem de yanlış. Uzayın fethi, uzayı sahiplenmek bizim işimiz değil. Ordunun işi. Ve ben geleceğimi, büyük büyük çocuklarımın geleceğini orduya emanet etmek istemiyorum. Uzayı özelleştirmek, fiyatları düşürerek uzayı ulaşılabilir hale getirmek ilk etap. Bu bir son değil. İleriye yönelik bir hareket. 

Uzaya yolculuk hakkında nasıl hissediyorsunuz? 

Açıkçası Virgin’e yazıldığım zaman ile bu zamanım arasında ufak sorunlarım oldu. Şimdilerde klostrofobi krizleri geçiriyorum. Santrifüj eğitimine girerken de sorunlar yaşadım. Uzaya gidebilecek miyim, bilmiyorum. Çünkü sorunlar bir türlü çözülmek bilmiyor. 

Bu projenin sanat yönetmeniydiniz. Uzay giysilerini siz tasarladınız. Ancak okuduğuma göre insanların uzaya çıplak olarak gitmelerini istiyordunuz. Bu doğru mu? 

Hayır. Bu bir şaka. Bunu ne zaman söylediğimi bilmiyorum. Ama görünüşe bakılırsa tam da benim tarzımı yansıtan bir şaka. Evet, bunu söylemiştim. Bunu söylerken, insanların uzaya çıkarken onlara engel olan bir şeyin olmamasını istemiştim. Bir kural vardır, bilir misiniz? Ne kadar çok madde varsa o kadar az insana ait olan şey vardır. Bu yüzlerce muhteşem insan için bir yolculuk. O sırada kendilerini rahatsız hissetmemeleri gerekiyor. Giysilerin dikişlerinden rahatsız olmamak, pantolonun kemerinin rahatsız etmemesi gibi şeyler. Rüya ile temas halinde olmak. O yüzden yolcuların çıplak olmasını istedim. Gerçi uzay giysileri minimal bir şekilde tasarlandı. Onları rahatsız etmez. 

En çok hangi tasarımınız ile gurur duyuyorsunuz? 

Hayatımdan ve eşimden tabii. İnsani açıdan baktığım zaman kendimle gurur duymuyorum. Hatta sıklıkla, düşündüğüm kadar iyi olmadığım için kendimden utanıyorum. Aynı zamanda da yaşlıyım. Önümde en fazla 15 yıl var diyebilirim. Ve 15 sene sonra yakılmak ve küllerim ile dürüst bir insan olduğumun yazılmasını arzu ediyorum. 

Philippe Starck, bana mutluluğun resmini çizebilir misiniz? 

Biliyor musunuz, insanlar mutluluğa fazlasıyla takıntılı. Hayat zorunlu olarak mutluluk üzerine kurulmuş, hayatın amacı mutlulukmuş gibi algılanıyor. 

Ama onu arıyoruz.

Ben aramıyorum. Hatta bunu aramanın ahmakça olduğunu düşünüyorum. İlk başta hayatınızdaki rolü benimsemeniz lazım. Biz bir halatız. Her insan o halatın içindeki bir ip. Doğduğunuzda aileniz, toplum ve insanlık size halatta yer alması gereken bir ip veriyorlar. Bu ipleri bir halatın oluşması için hepimizin kullanması lazım. Bize verilen en büyük görev ailelerimizden gelen halatı sıkılaştırmak ve daha sonra onu gelecek nesillere daha sağlam bir şekilde devredebilmek. Benim yaptığım en iyi şey buydu.

Mirasınızı en güzel, en mutlu, en düzenli, en dürüst ve bol mizahla çocuklarınıza devredebilmek. İşte bu güzel bir şey. 

Teşekkürler Philippe Starck. Felsefi bir tartışmaydı.

Sandalyeden konuşmaktansa bundan konuşalım. 🙂

Para Üzerine Bir İnceleme

Para Üzerine Bir İnceleme, John Maynard Keynes, İş Bankası Yayınları

Kitap Notları

  • Alışverişte sadece uygun bir mübadele aracı olarak kullanılan bir şeyin para olmaya yaklaşması, genel satın alma gücünü temsil edebilmesine dayanır.
  • Para ve hesap parası arasındaki ayrıma, ikincinin tanım yahut ad, ilkinin ise o tanımı karşılayan şey olduğunu söyleyerek açıklık getirebiliriz.
  • Çartalizm : Paranın Devlete özgü bir yaratış olduğu doktrini.
  • Çartalist ya da Devlet kökenli para çağına da, Devletin, hesap parasına karşılık gelecek şeyin ne olacağını açıklama hakkını –yani kitabı sadece uygulamayı değil, yazmayı da– istemesiyle ulaşılır. Bugün çağdaş paraların tümü, tartışmasız, çartalisttir.
  • Düz para ( money proper ) olmadığını akıldan çıkarmaksızın, banka parası basit olarak bir kişiye özel borç ikrarıdır.
  • Bir kimse, parayı para olduğu için değil, fakat paranın –satın alabilecekleri demek olan– satın alma gücü için tutar.
  • Satın alma gücü için yeterli endeksler konusunda son derece ciddi bir eksiklik söz konusudur. Bugüne kadar hiçbir makam, satın alma gücü endeksi demeye layık bir endeks derlemiş değildir.
  • Paranın Emek Gücü yahut Kazanç Standardı : Bu standardı hesap etme yolundaki başlıca engel, farklı türden insan çabalarını kıyaslamaya yönelik bir ortak birim bulmanın güçlüğüdür.
  • Kredi çevrimini , yatırım maliyetinin tasarruf hacmine göre fazla ve noksan olması şeklindeki gelgitleri ile, paranın satın alma gücünün bunlardan ileri gelen iniş-çıkışları olarak tanımlıyoruz. Bununla birlikte verili şartlar altında üretim maliyetinin bir kredi çevrimi içinde istikrarını sürdürmesi pek olası değildir.
  • Dış yatırım artışı eşliğinde ticaret hadlerinde ortaya çıkan değişmenin sebebi, borç veren ülkenin faktörleriyle üretilen çıktının, borçlanan ülkedekilerle üretilene kıyasla (hem teknik verimlilik hem de ilgili muhtelif talep esneklikleri açısından) değişim öncesine göre daha verimsiz üretilen türden bir çıktıya dönüşmek zorunda kalmış olmasıdır.
  • Modası geçmiş bir uluslararası altın standardında, sadece bir çare olarak değil, fakat uluslararası dengenin yeniden tesisi yönünde bir uyaran olarak –hem altın kaybeden ülke üzerinde hem de altın kazanan ülke üzerinde, herhangi bir zorunlu değişikliğin yükünü her ikisine de paylaştıran – altın hareketlerinin meziyeti, bahsedilen duble etkisi nedeniyle, haklı olarak yüceltilmiştir.

 

NOT : Kitabın büyük çoğunluğundan (teknik anlatım ve formüllere dayalı olmasından dolayı) hiçbir halt anlamadım. Anladığım şey şu : Bu para işi yaz-çiz-boz. Külliyen yalan. Yine aynı noktaya geliyoruz, para diye bir şey yok aslında 🙂 .

 

Men Dakka Dukka

Eden bulur!. Atasözü anlamı olarak bu iki kelime ile özetleyebileceğim konu daha derin ama sakın benden sana kötülük edenler ile ilgili bir teskin bekleme. Bu tamamen senin ile alakalı.

 

Suçladığın Şey Seni Suçlayacaktır

Bu değişmez bir yasa. Bu yüzden kimseyi suçlamak ile kendini yıpratma. Eden bulur derken bahsettiğim özne sensin. Bugün kimi ne ile suçlarsan günün birinde ya o seni suçlayacak ya da aynı sebeple sen suçlanacaksın. Maddi bir dünyada yaşadığımızı sandığını biliyorum ama hayatının çok büyük bir kısmı mucize diye tabir edebileceğin kuvvetler ve unsurlar ile şekilleniyor.

 

Yargıladığın Şey İse Bir Gün Kendin Olacaksın

Suçlamanın bir türevi olan yargılama eylemini de bırak artık. Yargılamak bencillik ve kibir olgusudur ve aslında herkesin benim gibi olmasını istiyorum, benim düşündüğüm gibi düşünmesini istiyorum demenin eylemcesidir. Kimse kimseye benzemek zorunda olmadığı gibi aslında kimse yanlış yaptığını düşünmüyor. Buna nice kötü devlet adamları ve terörist gruplarda dahil olmak üzere, hangisine sorarsan sor, yaptıkları işi doğru olduğuna inandıkları için yapıyorlar.

Sen de birilerini yargıladığında günün birinde göreceksin ki o yargıladığın eylemi sen yapıyor, aynı düşünceyi sen benimsiyorsun. Bu büyük şaşkınlığı ve ikilemi yaşamamak adına lütfen yargılamayı bırak.

Doğru olduğunu düşündüğün eylem ve inancı kendinde uygula ve benimse. Sorarlarsa anlat ama senden başka bir şekilde yaşayan ve düşünenleri yargılama. Yargılarsan O olacaksın.

 

Öğrenilmiş Suçluluk

Suçlu olma hali (tüm korkular gibi) öğrenilmiş bir reaksiyondur. Bebekler doğduklarında bunu henüz öğrenmedikleri için özgür ve samimidirler. Bulunduğun kültür ve çevre sana neler karşısında kendini kötü hissetmen gerektiğini öğretti ve bunlar başına geldiğinde kendini suçlu hissediyorsun.

Buna uymak zorunda değilsin. Kendinden ve duygularından emin isen seni suçlayanların değer ve yargılarını benimsemek zorunda değilsin. Dolayısı ile suçluluk aslında çevrene karşı değil ancak kendine karşı hissedebildiğin zaman verimli bir duygudur. Kendine verdiğin sözleri, kendin için istediğin durumları yerine getiremediğinde hissettiğin suçluluk samimi ve yararlı olabilir belki. Ama çevrene ve bulunduğun ortama karşı bir suçluluk hissetmen o değer yargılarını kabul etmen ve (bir nev’i) kendine ihanetin anlamına gelir ki ilerlemenin ve kişisel gelişimin için çok büyük bir engeldir.

Seni suçlayanları boşver, onları dinlemek, onların dediklerinden etkilenmek ve onlara karşılık vermek zorunda değilsin. Özüne bak ve ne hissettiğini önemse.

 

Ruh Bildiklerini Deneyimlemek İster

Senin derdin kendinle olmalı. Bu sebeple bakacağın yer her zaman kendi içinde. Ruhun bildiklerini ve inandıklarını deneyimlemek istiyor. Fakat sen bunu yapabiliyor musun?

Yoksa çevrenin ve öğrendiklerinin etkisinde, inandıkların dışında başkalarının uygun bulduğu bir hayat mı yaşıyorsun. İşte o zaman ruhunu çiğniyor ve eziyorsun. Korkularının, endişelerinin, “ama”larının (ki bunlar da aslında yok, hepsini sen yarattın) altında ruhunu yok sayıyor ve ölümüne sebep oluyorsun.

Sonra ben mutsuzum, ben başarısızım… Güldürme beni 🙂

 

İyi ve Özel Bir Duygu Olarak Başarmak

Başarma duygusu, herkesin kendini iyi ve özel hissettiği bir duygudur. Ve bunu hissetmen için her zaman ortada belirli bir başarı olması da gerekmez. Başardığını hissetmen, o güzel hissi yaşaman için yeterlidir.

Peki sen en son ne zaman hayal kurdun. Hep hesap, hep kitap. Böyle yapa yapa tadını da kokusunu da unuttun başarının. Rica ediyorum,  daha önce (özellikle çocukluğunda) yaşadığın başarılı anlarının bir listesini yap ve onları hatırlamak, o anı ve duyguyu tekrar yaşayabilmek için hayal kurmaya özel bir vakit ayır. O güzel anları hatırladıktan sonra şu anda başarmak istediklerini tamamladığında neler hissedeceğini göster kendine. O hissi yakalamak için ruhuna izin ver.

Bunu düzenli olarak yaptığında şu anki çabalarının da başarıya ulaşmasında “inanılmaz” yardımların ve koşulların senin ayağına geleceğini garanti edebilirim. İşte bu yüzden eden bulur diyorum sana. Hesap kitap yapmaya devam edersen sürekli plan yapman gereken bir öykün olacak. Ama hayal kurmaya devam edersen hayallerin sana gelecek. Bunlar hep seninle alakalı. Aklına gelen hep başına geliyor 🙂 .

Atasözleri ve deyişler kuşağımıza devam ediyoruz 🙂 :

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır. — / Yunus Emre

 

Asıl Mesele

Evet, asıl mesele kimin konuştuğu değil, kimin dinlediği.

Kendinle konuştuğunu biliyorum. Ama söz ile ama düşüncelerin ile. Bazen duyguların bazen davranışların ile… Konuşuyorsun ama kendini dinliyor musun? Dinle! Artık kendini dinle ve önemse lütfen. Bunu yaptığında her şey kendiliğinden yoluna girmeye başlayacak.

 

BEN!

En sevecen insan BEN merkezci insandır. Sen kendini sevmezsen başkasını da sevemezsin. Kendini sevmezsen başkasına sevgi ve mutluluk da veremezsin. Ve emin ol o zaman seni seven de bulamazsın.

Bunun bencillik ya da kibir ile ilgisi yok. Bu bir farkındalıktır.

Sen kendinin farkında değilsen, kime ne faydan dokunabilir ki?

 

 

 

 

Bırak Gitsin

Bırak gitsin! Geçmişte yaşadığın olaylar, şu anda olacak diye bir şey yok.

Bırak gitsin!

  • Özgür olmak istiyorsan, geçmişe saplanmayı bırakmalısın.
  • Işığı istiyorsan, gölgelerde durmayı bırakmalısın.
  • İlerlemek istiyorsan, yüklerinden kurtulmasın.

İlerle!

Neşeni çalacak, aklına girecek ve orada yaşayacak fikirlere, niçin izin veriyorsun? Bırak gitsin! Aklında yaşamalarına izin verme. Günlük eğlence ve rutinine engel olmalarına izin verme.

Birisi sana yanlış mı yaptı. Bırak gitsin! En güzel intikam her zaman hayatına devam etmektir. Hayatından keyif alman için ve hayatını tam yaşaman için, güçlü olduğunu göster. Ne olduğunu umursamadan, kimin doğru olduğunu umursamadan yaşa.

Hayatın planladığın gibi gitmiyor mu? Hiç kimseninki gitmiyor 🙂 . Sen devam et. İyi şeylere odaklan. Çok iyi hayatlara sahip olanlar şansla olmadılar, işleri yolunda gitmediğinde onlar devam ettiler ve yapmaları gereken şeylere odaklandılar. Onlar olumsuz olayları hızlıca geride bıraktılar, bugün daha iyi ne yapabiliriz diye odaklandılar.

Ailelerinden ve arkadaşlarından övgü almadılar. Hayatlarındaki iyi şeylere odaklandılar, ve olumsuz her şeyi hayatlarından çıkardılar. Geçmişinle geleceğini yargılama. Geçmiş, geçmiştir. Geleceğine bak ve daha güçlü, sağlıklı bir şekilde geleceğine odaklan.

Geçmişine kinlendiğinde ve öç almaya çalıştığında, en çok acı çeken sen olursun. Eğer yoluna devam edersen, kazanan sen olursun.

Egon her şey mükemmel olduğunda mutlu olacağını sanabilir, ama ruhun mutlu olduğunda her şeyin mükemmel olacağını bilir. Hayatının hiçbir dönemi mükemmel olmayabilir. Ama sen doğru pencereden bakabilirsen, ancak o zaman her şeyin bir nedenden ibaret olduğunu anlayabilirsin.

Mutlu ol. Mutlu olman için ne gerekiyorsa onu yap. Her şey iyi olduğu için değil, her şeyde iyiliği gördüğün için mutlu olursun. Her şey mucizevi olduğu için değil, sen hayattaki mucizeleri gördüğün için mutlu olursun.

Mucize sensin!

 

Evrenden Torpilim Var

Evrenden Torpilim Var, Aykut Oğut, Dharma Yayınları
Kitap Notları:

  • Hayatın tek amacı deneyimlemek ve keyif almaktır.
  • Evrene rüşvet veremezsiniz.
  • Su uyur, ego uyumaz 🙂 .
  • Egonuz siz değilsiniz. Ego sizin küçük yaşlardaki haliniz.
  • İnternetten sipariş vermek ve restoranda yemek ısmarlamak ile yaşam arasında fark yoktur. Siz ne ısmarlarsanız, o servis edilecektir.
  • “Kendiniz” için isteyin.
  • Aldığınız kararların sonuçlarını yaşayacaksınız.
  • Gülümse – Odaklan – Değiştir.
  • Sahip olmak istediğiniz her neyse A noktasından B noktasına sıçramaya çalışırken düşüp kafanızı gözünüzü yardığınızı görmek egonun en keyif aldığı oyunlardan biridir. Daha yakın mesafeler seçerek ilerleyin.
  • Ego eşittir çocuklukta alınan kararlar.
  • Evren size, aldığınız kararlara uygun bir gerçeklik hazırlayacak.
  • Herkesin sizi onaylamasını, sevmesini istiyorsanız, iyi şanslar çünkü öyle bir şey yok.
  • Mükemmel ve kusursuz olmasına rağmen Allah’ı bile sevmeyenler var. O bile herkesin onayını alamıyorken siz neden herkesin onayını alma hayali ile yaşıyorsunuz?
  • Size garanti ediyorum, ağsınızdan her çıkanın doğru olması dünyanın en güzel duygusu.
  • Sinir ve öfke, korkunun şekil değiştirmiş halidir.
  • Hayatı tek bir formüle koyup herkese uygulamak mümkün değil.
  • Kafanız her karıştığında, size en doğru cevabı verebilecek kişi, her sabah aynaya baktığınızda gördüğünüz kişidir.
  • Evrene dair güzel olan şey: bütün insanlara yetip de artmasıdır.
  • Geciktirme! Sorgulama! Kuşku duyma! OL! YAP!

Rasyonel

Bazen her şeyin istediği gibi gitmediğini biliyorum. Bu normal olduğu kadar olması gereken bir şey aslında. Bu yüzden istemediğin durumlar ile karşılaştığında serinliğini ve sükunetini muhafaza et lütfen.

 

Her deneyim bir hazine

Ne yaşarsan yaşa, başına umduğun ya da ummadığın, planladığın ya da planlamadığın ne gelirse gelsin her birinin kıymetini bil. Hoşnut olmasan da yaşadığın şey senin deneyimin ve emin ol bir  hazine kadar kıymetli.

Ve aslında asıl konu şu ki sen kendin için çizdiğin yolda (bir yol çizmiş olduğuna inanmak istiyorum) istikrar ile yürümeye devam ediyorsan bil ki bu başına gelen bir şeylerin daha iyi olması için gelmiştir.

Bunu şöyle düşünebilirsin. Karın ağrısını sevmiyor olabilirsin ama karnının ağrıması sindirim sistemini rahatlatman gerektiğini anlatan bir sorundur ve sana bir şeylerin değişmesi gerektiğini anlatan bir uyarıdır. O uyarıyı dikkate aldığında bir sonraki aşamada daha sağlıklı ve rahat duruma geçmeni sağlar.

Evet farkındayım- baya baya bok üzerinden felsefe yaptım 🙂

Başka bir örnekle, bir dostun seni hayal kırıklığına mı uğrattı? Bu yolun bundan sonraki kısmında onunla ilerlememen için sana verilen bir uyarıdır ve sen bunu değerlendirebilirsen artık daha becerikli bir duruma girmişsin demektir. Bunun bedeli sana ağır gelmiş olabilir ama unutma ki her ders getirisi kadar kıymetlidir ve bedelini ödemeseydin zaten o dersi alamamış olacaktın. Sızlanmak yerine sevinmelisin kendi adına.

 

Her şey mükemmel, KAÇ ORADAN!

Federico Fellini’nin çok güzel bir sözü var: “İyi bir filmin kusurları olması gerekir. Hayat gibi, insanlar gibi…”

Hayat dediğin yolculuk içinde insan olduğu için kusurlu olmasıyla güzel. Zira çeşitlilik ve ilişkiler bu sayede şekilleniyor. Bu yüzden sen de her şeyin mikron hassasiyetinde olması için kendini zorlama.

Bir de Paulo Coelho’da bir nasihat: “Hayat bir koşu değil, hedefi vurmaktır. Önemli olan zamandan tasarruf etmek değil, kendine bir hedef bulmaktır.”

Ara sıra beni pek sallamıyorsun diye hissediyorum, o yüzden bu büyük amcaların laflarını araya sıkıştırayım dedim 🙂

Bu sebeple eğer sana her şey mükemmel görünüyor ve sanki hiç ama hiç bir sorun yokmuş gibi geliyorsa -kuvvetle muhtemel- senin farketmediğin bir sorun patlamak için bir kenarda besleniyordur. Ya da sen o sorunun farkındasındır ama her şey yolunda gibi görmek ve göstermek istediğin için gözardı ediyorsundur. Yapma!

 

Rasyonel

Bir çok zaman gerçek ve gerçeklik anlamında kullandığın rasyonel kelimesi ne demek biliyor musun? Rational… Kelime kökü ise Ratio…

Oran / Orantı / Orantılı … Bunu biraz düşün. O zaman her şey anlam kazanmaya başlayacak aslında.

 

Rahat rahatsızdır

Her şey yolunda mı? O zaman hayatında değişen, yenilenen, gelişen bir şey yok demektir. Şu dünyada yaratıcılığa tehdit olarak “rahat”tan daha kötü bir düşman bulamazsın.

Asıl rahatsız olan, senin de rahatsız olman gereken şey rahatın ta kendisi. Olması gereken şeyler olmuyor, değişmesi gereken durumlar değişmiyor, düzelmesi gereken aksaklıklar düzelmiyor demektir rahat.

Eğer rahatını kaçıran bir şey yok ise çok dikkatli davran ve içinde bulunduğun işleyişi kontrol et lütfen. Eğer seni rahatsız eden bir şey oldu ise çok iyi değerlendir ve ondan faydalan. O sana gönderilen bir hediye idi.