Para Sorunu Olmadan Bir Yaşam İster Misin?

Gözlerini kapatıp hayal ettiğinde seni en çok mutlu eden, seni en çok heyecanlandıran yaşam şekli nedir? Hayattan beklentin ne?

Zaman zaman geleceğe dönük planlar hakkında konuşulduğunda gelecekte ne yapmak istediğimiz ile ilgili en küçük bir planım, en küçük bir fikrim yok denir. İlk sorulması gereken soru:

“Şayet para sorun olmasaydı nasıl bir yaşam sürmek isterdin?”

Kimileri “ben şair olmak isterdim” der. Bazıları “ben ressam olmak isterdim”… Ben yazar olmak isterdim, atlarla açık havada haşır neşir olduğum bir yaşam tarzı isterdim… Ama biliyoruz ki bu şekilde para kazanılamaz ki.

Onu YAP o zaman. Parayı da dert etme. Çünkü düşünsene, paranın hayatımızın merkezi ve temel hedefi olarak sürdürülen bir yaşam içerisinde, seni çok tatmin etmeyen işlerde, çok tatmin etmeyen şeyleri yaparak harcıyorsun ömrünü.

Aslında dolu dolu ve anlamlı bir şekilde yaşanmış bir ömür, upuzun ama mutsuz yaşanmış bir ömre kıyasla çok daha kıymetli bence. Hem ne yaptığın çok da önemli değil. Bu yaptığın şeyi tutkuyla, ihtirasla, severek yaptığın için, bir süre sonra ustalaştığında, istediğin ücreti de almaya başlayacaksın.

Asıl sorun, yapmaktan tatmin olmadığın işleri yaparak kazandığın paralar ile yaşamaktan mutlu olmadığın bir yaşam tarzını sürdürmeye çabalamak kısır döngüsü. Tatmin dolu ve anlamlı bir yaşam sürmek için bu sorunun cevabını kendi içinde araman lazım:

“Şayet para sorun olmasaydı nasıl bir yaşam sürmek isterdin?”

………………

Para sorunu olmadan bir yaşam ister misin? Sorun etme o zaman…

Başkalarını ve Dediklerini BOŞVER!

Elizabeth Taylor’a bir röportaj esnasında eleştirmenlerin filmleri ya da yaptığı diğer işler hakkında yazdıklarında, olumsuz olanları okuyup okumadığı sorulur. “Hayır, onları okumuyorum” der ve gazeteci neden okumadığını sorar. Cevap mükemmeldir:

“- Çünkü onların yazdıklarına inanmaya başlamak istemiyorum. Öte yandan olumlu olanları da okumuyorum. Çünkü onlara da inanmaya başlamak istemiyorum. ”

Başkaları Ne Der?

Her şeyin başka birisinin bakış açısı ya da fikri olduğunu anlamalısın. Çok fazla insan başkalarının ne düşündüğünü umursayarak çok fazla zihinsel enerji kaybediyor.

Başarısızlıkları yüzünden başkalarının ne düşündüklerini önemsiyorlar. Korkuları yüzünden başkalarının ne düşündüklerini önemsiyorlar. Şunu ya da bunu yapmak istemiyorum çünkü birileri benim hakkımda kötü düşünecek ya da konuşacak diye düşünüyorlar.

Kendi zihnini analiz etmeyi bıraktığında yapmaktan vazgeçtiğin ya da şu anda yapmakta olduğun şeyleri daha iyi yapabildiğine çok ama çok şaşıracaksın. Çünkü bilinçaltında başkalarının hakkında ne düşüneceği konusunda endişeleniyorsun. Ve bu endişelenme büyümeni, ilerlemeni ve yapman gereken şeyleri yapmanı engelliyor.

Kendini Durdurma

Kendini durduruyorsun. Çünkü enerjini kendine değil başkalarına ve onların diyebileceklerine yönlendiriyorsun: “Benim hakkımda ne diyecekler? Ya şöyle derlerse, ya böyle derlerse?…” 

Bu yüzden pek çok insan başarıya giden yolda başarısız oluyorlar. Bunu bir düşün ve başkalarının ne düşündüğü konusuna takılma. Çünkü bu zihninde yer kaplıyor. BOŞVER!

Yeni Bir Başlangıç, Yepyeni Bir Son

Ölüm, insanın en korktuğu şey değildir. Hayatın sonuna geldiğinde sahici bir yaşamının hiç olmadığını fark etmesidir.

Bir hastanede yapılan araştırmada, ölüm döşeğindeki 100 yaşlı insana, hayatlarının “en büyük pişmanlığı” soruldu. Hemen hepsi yaptıklarından değil, “yapamadıklarından” pişman olduğunu söyledi. Alamadıkları riskleri, peşine düşemedikleri hayalleri…

Sana soruyorum: “Son sözlerin ‘keşke’ mi olmalı?” 

Uyan artık! Neden varsın? Hayat çalışmak, hafta sonunu beklemek ve kiranı ödemek değil. Hayır! Her şeyi bilmesem de bunu biliyorum. Bu dünyadaki herkesin bahşedilmiş yetenekleri var.

İnsanlar hayallerini seçmezler. Hayaller insanları seçer. Sorum şu: “Cesaretin var mı seni seçen hayali gerçekleştirmeye? Yoksa onun elinden kaçıp gitmesine izin mi vereceksin?”

Çoğumuz hırsızlıklardan korkarız. Gece gelir her şeyimizi çalarlar. Aslında zihninde de bir hırsız var, hayallerinin peşinde. Onun adı “şüphe (endişe)” ve senin hayal ettiklerinden çok daha fazlasını öldürdü. Onun birçok yüzü var. Bir virüs gibi seni kör eder ve parçalar.

Ve sen “gibi yaparsın.” “Gibi yapmak” yetmez. “Gibi yapmayı” biliyorsun, çok fazla “gibi yapan” insan var. Kariyer değişikliği ister “gibi”… Sürekli 100 almak ister “gibi”… Formda olmak ister “gibi”… Eğer “gibi” yapmak istiyorsan, sonuçları da almış “gibi” yaparsın.

Hayalin ne? Onu tüm kalbinle istemelisin. Çabalaman gerekecek mi? Evet, çabalayacaksın, başka yolu yok. Çok kez tökezleyeceksin, ama olsun. Şunu unutma: “Pürüzsüz bir dağ” diye bir şey yoktur. Eğer zirveye çıkmak istiyorsan, keskin sırtları aşmak zorundasın. Bazı zamanlar strese gireceksin, depresif olacaksın. Sana bir diyeyim: Steven Spielberg, film okullarından tam 3 kez red cevabı aldı, ama O devam etti. Televizyon yöneticileri Oprah Winfrey’i “TV’ye uygun değilsin” diye kovdu, ama O devam etti. Eleştirmenler Beyonce’ye “sen şarkı söyleyemiyorsun” dedi, ama O devam etti.

Mücadele ve eleştiri gelişmek için olmazsa olmaz. Evrenin kuralı böyle ve bu herkes için geçerli. Eğer hayat acı çekmek ise nasıl bir acı olacağını seçebilirsin. İster başarıya giden yolda çekersin acıyı, ister “pişman” olarak.

Bana sorarsan, iki kere düşünme. Bize bir mucize verildi, onun adı “hayat”. Sakın boşa harcama. Sen geçmişinle tanımlanamazsın. Sen aslında her an yeniden doğmaktasın. Sahip çık! ŞİMDİ!

Bazen boşluğa atlamak ve kanatlarını açıp süzülmek zorundasın. İyisi mi kurtul artık şu halinden. Zaman geçiyor ve hayatının tekrarı yok. Eğer sana bahşedileni kullanmazsan, sadece sen değili, bütün dünya bundan “eksik” kalacak. Bu dünyanın şarkısında sen de yer almalısın.

Geçmişe dönüp yeni bir başlangıç yapamazsın. Ama şimdi başlayabilir ve yepyeni bir son yazabilirsin.

Sonsuz Bilinç

Şu an bilgisayarın ve cep telefonunda birçok yazılım ve sembol (icon) var. Herhangi bir sembole tıkladığında seni hemen yeni bir dünyaya taşıyacaktır. Taze ve kısmi bir gerçeklik ile karşılaşacaksın.

Cihazın içinde neler oluyor? Birçoğumuz cihazın parçalarını bilmiyoruz ve aslında bu umurumuzda da değil. Tüm istediğimiz o kısmi gerçekliğin, aradığımız dünyanın algısal deneyimi. Tıklıyor ve kullanıyorsun. Sadece bu kadar.

Eğer teknik bir altyapısı olan bilgisayar mühendisi ya da yazılımcı isen cihazın içinde neler olduğu konusunda bazı bilgilerinde olabilir. Çeşitli matematiksel işlemler, 1 ve 0 dizilimleri, aç-kapa’lar (ON / OFF)… Kavramsal bilimin lisanı ile, algısal dünyaları uyandıran AÇ (ON) ve KAPA (OFF) işlemlerini tetikleyen sembol ve yazılımları kullanan bir bilinçsindir aslında.

Daha da derine gidelim. Her birimiz, tüm yaşayan türler, böceklerden bal arılarına ve yunuslara kadar hepimiz, algısal organlarımız ve beynimizi kullanan bilinçleriz. Daha derindeki, algısal deneyimleme olarak açığa çıkan, mekansız sanal olabilirlik alanı ile karşılıklı iletişim halindeyiz. Bilinçlerimizin yol açtığı sayısız algısal gerçeklik var.

İşte sonsuz bilinç, sınırsız potansiyelde var olan bütün bu algısal gerçekliklerin yeridir. Gördüğün gerçek olan değildir. Algısal gerçekliğin var olan gerçeklik değildir. Kendine bir sor: “Kim bakıyor?” Sen ve ben, evrenin belirli bakış açısıyla kendine bakan gözleriz.

İşte Allah burada ve tüm var oluşun kendi özünce manalarını seyrediyor. Dünyanın belirli bir gerçek görünüşü yoktur. Sadece farklı resimler ve farklı bakış açıları vardır.

Kaynak Hakkında

Bilimsel eğitim almış insanların çoğu bugün, dışarıda bir varlık olan, geleneksel, dini tanrı imajına inanmakta güçlük çekiyorlar. Yine de bu varlık gizemi her zamankinden çok önem taşımaktadır.

Tüm galaksileriyle ve milyarlarca yıldızı ile görünen evrenin, aslında var olanın binde birinden bile daha azını oluşturduğunu biliyor olsak da, neden ve nasıl var olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok.

Neden hiçbir şeyi olmaması değil de bir şeyleri olması söz konusu?

bugün madde ve enerjinin ayrılamaz olduklarını biliyoruz. Bu enerjinin kaynağı nedir? Büyük patlamadan önce ne vardı? Eğer 13,8 milyar yıl önce gerçekleştiyse, neden daha önce ya da daha sonra olmadı? Aslında büyük patlamadan önce dün ya da zaman gibi kavramlar yoksa “daha önce” demekle ne demek istiyor olabiliriz?

Tüm bunlara ek olarak, bildiğimiz yaşamın neden var olduğu hakkında bir fikrimiz yok. Evrim yaşamın kaynaklarını değil, başka türlere dönüşümünü açıklar. Nöro bilimdeki ilerlemelere rağmen, renk, tat, ses, koku, şekil, yapı ya da hafızayı nasıl deneyimlediğimizi bilemiyoruz. Beyindeki bir elektrik sinyali nasıl oluyor da soğan kokusunu, sarımsak tadını, ilk görüşte aşkı ve huşu duygusunu oluşturuyor.

Bunlar bilimde “zor problemler” olarak kabul edilir.

Önde gelen bazı bilim insanlarının, filozofların, geleceği görenlerin zihninde yeni bir fikir ortaya çıkmakta. Sınırsız (mutlak) bilinç evrenin temelidir. Ne bir madde ne de bir enerjidir. Nedensel bir olasılıklar ve potansiyeller alanıdır. Bu yüzden de uzay, zaman, enerji ve maddenin kaynağıdır. Hem gözleyen hem de gözlenen olarak açığa çıkan temel durumdur. Başka bir deyişle, evrenin temel durumu olduğu için bizim de temel durumumuzdur. Çünkü biz evrenin bir aktivitesiyiz.

Eğer tüm etiketlerden, tanımlamalardan, algılamalardan, kişilik analizlerimizden oluşan kabuğu soyup çıkarırsak, geriye kalan mutlak (sınırsız) yapı ya da bilinç olacaktır. Sen ve ben tüm etiketlerimiz çıktıktan sonra, kaynağız… Bundan daha aşağısı, olayı olduğundan daha düşük seviyeye koymaktır.

Yalnız Olmamız Mümkün mü?

Evrende yalnız mıyız? Yalnız olmamız da yalnız olmamamız da kulağa muhteşem geliyor. Son elde edebildiğimiz bilgiler evrende yaklaşık 100 milyar galaksi olduğunu öngörüyor. 100 milyar yıldızı 100 milyar galaksi ile çarptığında hesaplanması ya da okunması pek de mümkün olmayan sayılarla karşılaşırsın. Ve tabii ki bu kadar yıldızın yanında trilyon üssü trilyon kadar gezegen ile…

Bildiğimiz yaşam türüne benzer yaşamların başka yerlerde de var olma olasılığı istatistiksel olarak çok güçlüdür. Unutma ki sadece bizim evrenimizden yani atomlardan oluşan bir evrenden bahsediyoruz. Bu atomik maddenin çoğunluğu hidrojen ve helyumdan oluşmaktadır. Geriye kalanı yıldızlararası uzayda henüz madde ya da yıldızla kaynaşmamış sadece yıldız tozu…

Kozmologlar, milyarlarca galaksiden, milyarlarca kere milyarlarca yıldızdan ve trilyonlarca kere trilyonlarca gezegenden oluştuğunu bildiğimiz evrenin, tüm kozmosun binde birinden bile daha azını oluşturduğunu tahmin ediyorlar.

Geri kalanı bilinmiyor. Bilinmemesinin nedeni de, kozmik ufkun öte ucunda, 47 milyar ışık yılı uzaklıkta galaksiler, bilinmez hale dönmektedir.

Bilinmiyor, çünkü ışık kozmik ufuktan bizim yerkiremize ulaşana dek, galaksimizdeki yıldızlar ve güneş sistemi termonükleer enerjilerini tüketmiş ve mutlak sıfırın ısıl dengeliliğinde yok olacaklardır.

Süper string ve çoklu evren teorisyenleri matematik olarak sayısız evrenler tahmin etmektedirler. Yaklaşık olarak 10 üzeri 500 evren…

Farklı uzay ve zaman boyutlarında ve muhtemelen farklı kozmolojik sabitlerden ve doğa kanunlarından oluşan evrenler. Eğer bu evrenlerde varlıklar varsa, bunu şimdi bilemiyoruz. Ve mevcut duyusal algılarımızla ve bunların uzantısı olan bilimsel araçlarımızla da muhtemelen daha sonra da bilemeyeceğiz.

Ama esas olan evrenin ya da diğer olası evrenlerin varlığı değildir. Önemli olan tüm bunların farkında olmamız, bu soruları sorabiliyor olmamızdır. bu bizim türümüze, insanoğluna özgü bir şey. En azından bilebildiğimiz kadarı ile…

 

Ölüm ve Doğum

Ölüm yaşama olanak sağlar.  Ölüm yaşamın zıttı değildir. Ölüm, doğumun zıttıdır.  Ve yaşam tüm yaradılışa olanak sağlayan, ölümsüz dansı birlikte oluşturan, doğum ve ölümün sürekliliğidir.

Dünyaya baktığımızda algısal süreklilik deneyimlesek bile, öyle bir şey yoktur. Kozmos ve içindeki her şey, başlar ve biter.

Bunun gibi vücudundaki hücreler de faklı zaman ölçeklerinde ölürler. Cilt hücreleri ayda bir ölür. Mide hücreleri beş günde bir ölür. Karaciğer kendini her altı haftada bir yeniler.

O hücrelerin içindeki genetik maddeyi yapan kozmolojik zamanın 13,8 milyar yılının hafızasını muhafaza eden DNA; bir kaç hafta öncesinin aynısı değildir. DNA’nı oluşturan ham madde olan karbon, hidrojen ve oksijen bile, her altı haftada bir değişir.

Fakat bu organlar ve vücudunun fiziksel özellikleri, devam eden döngüler ile kendilerini tazelemelerine karşın, iki hafta önceki mide hücrelerin ölü ve gitmiş olsa da, yeni olanlarda yiyeceğin nasıl hazmedileceğinin hafızası vardır. Geride gizlenen bir hafıza, vücudunda meydana gelen her şeyin bu reenkarnasyonunu yürüten bir giz vardır.

Her birimizin içinde gizlenen bu ifade edilmesi güç ÖZ nedir? Bebek yok oldukça ve yürümeye başlayan çocuk doğdukça sürekli kalan nedir? Veya çocuğun büyüme çağı sona erdikçe ve zamanla yetişkin ortaya çıktıkça sürekli kalan nedir? Bu, bilgelik geleneklerinin RUH diye adlandırdığıdır.

O sonsuzdur, ölçülemeyecek kadar büyüktür ve ölmez. O süresizdir, zamansızdır ve boyutsuzdur. O yerel macera yaşayan, insan bilincinin sınırlarını zorlayan ve yerel olmayandır.

Hareketsiz beden ve durgun evren kuruntusal fikrine dayanan kişisel ölüm korkunu yenmek istersen, o zaman kimliğini neyin başlayıp bittiği ile değil, asla sona ermeyen ruhunla tespit et. Geçmişi her an ve her gün sona erdir, çünkü geçmiş mevcut değildir. Senden evvel ortaya çıktığı için, her an bilinmeyen ve tahmin edilmeyene adım at.

Ölümü, yeni oluşuma sebebiyet veren “süreksizlik” olarak anla. Ölümü, kendini yeniden yaratmak için fırsat olarak anla. Senin ne zihin ne de beden olduğunu, fakat uzay ve zaman aracılığı ile kozmik macera içindeki hafıza ve isteğin karmik döngüsü olduğunu anla.