Bir Fil Nasıl Yenir?

Yaptığın işten, iş yerinden, çalışma arkadaşlarından, mesai saatlerinden memnun musun?

Olmadığını biliyorum. Bu saydıklarımın hepsinden mutlu olduğunu düşünüyorsan, sanırım ya hiç düşünmüyorsun ya da iş dışında başka bir hayatı kalmamış zavallılardan biri haline gelmişsin demektir. Zavallı derken, seni aşağılamak değil amacım bana kızma. Bu içinde bulunduğumuz durum gerçekten acınacak bir hal ve ben buna dikkatini çekmek istiyorum.

 

İleri sarma düğmesi takılı kalmış

Her gün biraz daha hızlanıyoruz ana nedense her gün daha az yetişebilir oluyoruz. Hiçbir iş zamanında bitmiyor ve hiç kimsenin beklemeye tahammülü kalmadı. Bir iş vaktinde -ki bu vakit genelde o işin hak ettiğinden çok daha kısa bir süre olarak başlangıçta belirleniyor- bitmediğinde hemen nezaketimizi kaybediyor, işi beklediğimiz kişiye karşı abartılı bir kabalığa bürünüyoruz.

Unutanlar için hatırlatma:

nezaket
/.–./
ad
1. başkalarına karşı incelikli ve saygılı davranma, incelik, naziklik.
2. (bir durum ya da iş için) dikkatli, özenli davranmayı gerektirme, önemli olma, önemlilik.

 

Bu noktada sadece birkaç soru sormak istiyorum, elektrikler kesilince ne yapıyorsun? Enerji kesintisi yaşandığında yarım kalmayan bir işin var mı? Aslında durabiliyorsun değil mi? Aslında acele kavramı, senin tanımladığın ve yarattığın bir şey… Ne acı.

 

Ortalama

Bir çok kaynakta belirtildiği ve açık bir şekilde tecrübe ettiğin gibi insan en çok zaman harcadığı, en fazla vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasından oluşuyor. Dolayısı ile vaktinin ne kadarını nasıl insanlar ile nasıl bir ortamda geçirdiğin senin nasıl bir insana dönüştüğünü belirliyor.

Bu benzeşme utanılacak ya da yadırganacak bir durum değil. Sen de her canlı gibi içinde yaşadığın habitata uyum sağlıyorsun. Haris, habis ve menfaatleri doğrultusunda yapamayacağı şey kalmamış, kariyer sapığı haline gelmiş işkoliklerin ve başarıyı saplantı haline getirmiş megaloman egoist amir ve patronların arasında, onlara yaklaşıyor ve onlara benziyorsun.

Evindekiler ile mutlu olmak istiyorsun ama en az onlar ile vakit geçirdiğin için artık onlara benzemeyen, onların seni tanıyamadıkları biri haline geliyorsun. Bu sebeple paylaşımlarınız azalıyor, suskunluklarınız ve televizyon izleme süreleriniz artıyor.

Bu sarmaldan kurtulmadığın sürece kaçınılmaz sondan kurtulma olasılığın çok düşük. Bağların inceldiği, kavgaların ve birbirinden sıkılmaların çoğaldığı, tahammülsüzlük dolu bir rotaya ilerliyorsun. Bundan kurtulabilirsin ve bunu sadece sen, istersen yapabilirsin.

 

Küçük lokmalar

İlk duyduğumda içime umut ve mutluluk salan bir anekdot var, paylaşmak istiyorum:

  • Soru : Bir fil nasıl yenir?
  • Cevap : Küçük Lokmalar halinde.

Bu soru-cevap ikilisi üstesinden gelebilme imkanının bulunmadığı tüm büyük sorunların için anahtar niteliğinde. Aklına ne gelirse gelsin, eğer tek seferde çözemeyeceğin, değiştiremeyeceğin bir sorunun varsa küçük lokmalar halinde başla. Sen her lokma aldığında o daha küçülmüş bir sorun haline gelecek. Ve bu durum öncelikle o sorunun çözülemeyecek kadar büyük bir sorun olmadığını anlamanı sağlayacak ki bu da o sorunu çözebilmen için en önemli adım.

Şu ana kadar anlatıklarım sırasında çalışmadan nasıl geçinileceğini, düzenli ödemeler ve ihtiyaçlar arasında sıkışmış bir yaşam biçimi içinde nasıl hayatını devam ettirebileceğini düşünerek konuştuklarıma karşı çıkma eğiliminde olduğunu tahmin edebiliyorum. Buna karşı çıkmadığımı ve sana hak verdiğimi bilmeni isterim.

Benim demek istediğim şu: Bu mecburi sisteme muhtaç olmak halini zayıflatacak ufak ufak neler yapabilirsin onları düşün. Belki tasarrufların, belki harcamalarını sadeleştirmen… Ne bileyim belki evinde kazanca çevirebileceğin bir hobin ya da ek gelir imkanları. Bu kişiden kişiye değişir ve bunu kendin için en iyi sen bilebilirsin. Bunu bir düşün ve küçük lokmalar almaya başla.

 

Ufak bir tavsiye

Bir çok ekonomistin değindiği bilinen bir yasa var:

Karnınız açken alışverişe çıkmayın 🙂

Lütfen sen de aklında borçların, ihtiyaçların, gelir ihtiyacın ve o inanılmaz kariyer hedeflerin aklındayken anlattıklarımı düşünme. Sana inandırıcı gelemeyebilirim. Sakin ve tarafsız olarak değerlendirebileceğin bir anda söylediklerime kulak verirsen daha iyi anlayabileceğini düşünüyorum.

 

Epidemik yalnızlık

Farkında olmadığımız bir hastalıktan bahsetmek istiyorum. Salgın bir hastalık : yalnızlık. Ve biz 21. yüzyıl insanları olarak bu salgının ilk hastalarıyız.

Konuşmamızın başından beri yerdiğim sürekli ve çok çalışma halini bize daha çekilebilir kılmak için (çok çalışmamızı isteyenler) hepimize yeni bir virüs bulaştırdılar. Bunu bir panzehir, bir ilaç gibi sundular çünkü çok çalışmayı çoktan kabul ettirmişlerdi. Ama aslında bir virüs, bir zehirdi bu: Sosyal Medya

Çok çalışmamız gerekiyordu, sürekli iş başında olmamız gerekiyordu ama (onlara göre ne yazık ki) yaradılışımız gereği sosyal bir varlıktık. Hala… Bu sebeple iş başından ayrılmadan, çok çalışmamızı engellemeden sosyalleştirdiler bizi.

Bu sayede yüz yüze görüşmemize gerek kalmadı sosyal medyadan görüştük. Birbirimizi dürttük, el salladık, beğendik ve hemen kaldığımız yerden çalışmaya devam ettik. Artık arkadaşımızın doğum gününe gitmek için izin almamıza gerek yoktu. Afili bir mesaj ve mumlu pasta emojisi ile bu sorunu halledip hemen kaldığımız yerden çalışmaya devam ettik. Yakınlarımızın özel anları ve sıkıntıları için, bayramlar, kandiller, yıl dönümleri ve benzeri her şey için çalışmamızı aksatmadan, o ekranın başından kalkmadan hemen kaldığımız yerden işimize devam edebilirdik. Öyle de yaptık.

Bu hastalığa iyice kaptırınca kendimizi, bu iptiladan da faydalandılar ve iş konuşulabilen yeni yeni sosyal medyalar yaptılar bizim için.  Yani yine çok çalıştık.

Biz hep daha çok çalıştık ama nedense hep daha çok kazanan onlar oldu.

N’oluyo yaa…

 

Akıldışı ama öngörülebilir.

Kendini daha kötü hissetmene sebep olmadan susmak istiyorum artık. Akla mantığa çok uygun olmadığını düşüneceğini bildiğim ama benim inandığım bir şeyden bahsedip susuyorum:

Öğleden sonra yapılan işlerin hemen hepsi ya eksik ya da yanlıştır. Sadece öğlene kadar çalışıp öğleden sonra organik ilişkilere ve kendi gelişimine ayırabileceğin bir hayat hem mümkün hem de mutluluktur.

Bunu bir düşün…

 

Tekrar Dene!

Bir kere başarmak için yüz defa başarısız olman gerek. Yalnızca başarısız olduğunda öğrenirsin. Başarılı olduğunda deneyimlersin. Başarısız olduğunda üzülmen doğaldır,
ağlaman doğaldır, içine kapanman doğaldır. Bir süre başkalarını suçlaman doğaldır.

Fakat en sonunda üstesinden gelmeli ve devam etmelisin. Bu gezegende yaşamış en harika insanlar bile hayatta sürekli geri çekilmiş, başarısız olmuştur, sürekli…

Ne kadar çok hata yaparsan sadece ve sadece bir şeyi anlarsın: daha iyi olma yeteneği.

İşte bunu becerebildiğinde, ne kadar çok insan seni satarsa, ne kadar çok hata yaparsan,
ne kadar çok düşersen o kadar çok güçlenirsin. Çünkü sen bunlara yeni beceriler
elde ederek karşılık verirsin.

İlerle! Başarısız olmayı severek ilerle! Hata yapmayı severek ilerle! Parçaları birleştir ve TEKRAR DENE!

Birçok yenilgiyle boğuşacaksın. Olay bunlara nasıl tepki vereceğinle alakalı. Unutma:
Olaylar senin başına gelmedi, senin için gerçekleştiler. Ve ilerleme kaydettiğinde de senin için gerçekleşecekler. Eğer kullanmasını bilirsen başarısız olmak kalıcı bir eğitimdir, aklında hiç çıkmayacak bir öğretidir.

Sadece daha iyi olmalısın. Büyümeyi, öğrenmeyi ve gelişmeyi sürdürmelisin. Büyük düşünmek istiyorsan, büyük olmak istiyorsan  büyük başarısızlıklardan korkma.

Hatalar yapacaksın.

Onlara sahip olacaksın.

Onları düzelteceksin, tamamlayacaksın.

Sonra tekrar deneyeceksin.

Fikir Nasıl Bulunur?

Fikir Nasıl Bulunur?, Jack Foster, MediaCat Yayınları

Kitap Notları:

  • Yeni fikirler ilerlemenin tekeridir. Fikir yoksunluğu, durgunluğun hakimiyetine neden olur.
  • Kesin bir yanıt verebileceğim için mutluydum; öyle de yaptım. Bilmiyorum dedim! – Mark Twain
  • Fikir öylesine bariz bir şeydir ki, biri tanımlamasını yaptığında nasıl olup da kendi kendinize bunu düşünemediğinize şaşarsınız.
  • Fikir, evrensel olarak bilinen ya da kabul edilen bir şeyin anında anlaşılan temsilidir, özgün ve alışılmadık bir anlatımıdır.
  • Fikir, karmaşık olanı şaşırtıcı bir sadeliğe dönüştüren sentezdir.
  • Fikir, eski unsurların yeni bir bileşiminden ne daha geride, ne de daha ileridedir.
  • Yaratıcı etkinliği alışılmadık bir iş gibi görmek hatadır. – J. Bronowski
  • Yaratıcı özgünlük, hiçten var edilmiş bir fikirler sistemi değil, aslında iyi kurulmuş düşünce kalıplarının bileşimidir.
  • Ciddiyet, sığlığın tek sığınağıdır. – Oscar Wilde
  • Önünde sonunda, siz de bunun her iş için geçerli olduğunu bilirsiniz, eğlenceli çalışan insanlar, daha iyisini becerirler.
  • İnsanlar eğlenceli biçimde çalışmıyorlarsa, iyi reklam ürettiklerine ender rastlanır. – David Ogilvy
  • İşin bir numaralı kuralı, sıkıcı ve tekdüze olmamasıdır; mutlaka eğlenceli olmalı. Eğer eğlence yoksa, yaşamınızı boşa harcıyorsunuz demektir. – Tom J. Peters
  • Fikirleri yakalayanlar, o fikirlerin var olduğunu bilirler ve onları bulabileceklerini de bilirler.
  • Daima, yapacağınız işin kolay olduğunu düşünün, öyle olduğunu göreceksiniz. – Émile Coué
  • Bir bilimci, çözümü olduğunu bildiği bir soruna saldırdığında, bütün davranışları değişir. Daha başlangıçta, çözüme giden yolun yüzde ellisini aşmış gibidir. – Dr. Norbert Wiener 
  • Kendiniz hakkındaki düşünceleriniz, başarınızın tek ve en önemli öğesidir.
  • Başarabiliyorlar, çünkü başarabileceklerini düşünüyorlar. – Virgil
  • İnsan, kendini nasıl görüyorsa öyledir. – Jean-Paul Sartre
  • İnsan, inandığıdır. – Çehov
  • Beyin, harika bir organdır. Sabah uyandığınız anda çalışmaya başlar ve işe adımınızı atıncaya kadar sürekli çalışır. – Robert Frost
  • Fikre erişeceğinizi hayal etmeyin. Sadece alkışlandığınızı, kutlandığınızı ve ödüllendirildiğinizi hayal edin. Başaracaksınız.
  • Çocuk, saçları bukleli, yanağı gamzeli bir dünyalıdır. – Ralph Waldo Emerson
  • Dâhi insanı, iradesiyle yeniden elde edilen çocukluk olarak tanımlar. – Baudelaire
  • Erişkin dediğimiz teknenin kıçıdır! Çocuk, masum ve özgürdür ve neyi yapamayacağını ya da yapmaması gerektiğini bilmez. Dünyayı gerçekte olduğu gibi görür, erişkinlerin öyle olması gerektiğine inandığı şekliyle değil.
  • Çocuklar okula soru işareti olarak girer, nokta olarak çıkarlar. – Neil Postman
  • Yeniden soru işareti olmak.
  • Bizler buradayız ve an bu an. Bunun ötesindeki bilgi, boş lakırdıdır.  – H. L. Mencken
  • Bütün yaşamları boyunca “bilmek gereği” hissetmişlerdi.
  • Dürüst eleştirinin hazmı zordur, hele de bir akraba, bir dost, bir iş arkadaşı ya da bir yabancıdan geliyorsa. –  Franklin P. Jones
  • Ölmekten korkmuyorum. Sadece, başıma geldiği anda orada olmak istemiyorum. – Woody Allen
  • Yanından uzaklaşıncaya kadar, sakın bir timsahla “uzun ağız” diyerek alay etmeyin. –  Jamaika Atasözü
  • Cesaret ve merak yaratıcı insanların iki temel özelliği gibidir.
  • Fikir, narindir. Bir azar ya da hor görmeyle öldürülebilir; doğru adamın ağzından çıkacak bir alay ya da suratında belirecek bir kaş çatışla ölüp gidebilir. – Charles Brower
  • Cesaret, tehlikeye, korkmuş olmaya ve kendini tükenmiş hissetmeye karşın ileri atılmak demektir.
  • Kendimizi, temel varsayımlarımızın güvenliğini tehlikeye atmadan yeni sezgilere açamayız. Karşı çıkılma ve reddedilme tehlikelerini göze almadan, yeni fikirler ortaya atamayız.
  • Fikrinizin yolun sonu olduğunu düşünmeyin. Başka bir yolun başlangıcıdır.
  • Her ne olursa olsun, bir şey üzerinde altmış dakika düşünmek karmaşa ve mutsuzluk getirir. – James Thurber
  • Lütfen, sorunu çözmenizi engelleyecek sınırları koyanın kendiniz olduğunu unutmayın,
  • Küçük alanlar zihni disiplin altına alır; büyükleriyse başıboş bırakır. – Leonardo da Vinci
  • Zaman sınırlaması, insanın çözüm bulması için iyi bir dürtüdür.
  • Kurallar fikir yakalamak için mükemmel birer yoldur. Yapacağınız tek şey; onları yıkmak.
  • Ya sorun sizseniz, o zaman nasıl değişirdiniz?
  • Aristo, her şeyi bilmesiyle ünlüydü. Beynin, sadece kanı soğutmak için var olduğunu, düşünce süreciyle ilgisi bulunmadığını düşünürdü. Bu hâlâ bazıları için doğru. – Will Cuppy
  • Yaratıcı bir insan, hiç yoktan büyük bir fikir yakalayamaz. Sıçrayabilmek için, bilgi yaylarına ihtiyaç vardır. – Bill Bernbach
  • Bir şeyi zihninize yerleştirdiğinizde, olup bitecekleri görmek şaşırtıcıdır.
  • En büyük günah, kıçını yayıp oturmaktır.  – Florynce Kennedy
  • Hep unuttuğum üç şey var: İsimler, yüzler, üçüncüsünü hatırlayamıyorum.  – Italo Svevo
  • Kaçırıldığım anda, annemle babam hemen harekete geçmişler. Odamı kiraya vermişler.  – Woody Allen
  • Dünyada Hiçbir Şey Israrcılığın Yerini Tutamaz.
  • Sadece Israrcılık ve Kararlılık Her Şeye Kadirdir. Her zaman insanlar başarısızlığa uğramazlar, sadece denemeyi bırakırlar.

 

BÖÖÖ!

Bööö! Korkutabildim mi seni? 🙂 Benden korkmadığın gibi hiçbir şeyden korkmana gerek yok. Çünkü korkacak hiçbir şey yok. Çünkü korku diye bir şey yok!

 

Zorluklar iyidir, onları kullan.

Çoğu zaman bunlar neden benim başıma geliyor bunlar dediğin zamanlar oluyor biliyorum. İşte cevabı: Şimdi bir şeyleri değiştirme zamanı. Yanlış ya da eksik olan bir şeyler vardır ki başına hoşnut olmadığın durumlar gelmiş demektir. Bu hoşnutsuzlukların sana bir şeyleri düzeltmen ve bundan sonraki hayatını daha iyi hale getirebilmen için verilen kutlu uyarılar. Hayıflanmayı bırakır bunlar ile ilgilenirsen bu hediyelerin hakkını verebilirsin. Şimdi onları kullan, değerlendir, düzelt ve gelişim sürecinde bir adım daha yukarı çıkar kendini.

 

Kendi hakkında ne düşünüyorsun?

İşte tam da O’sun. Dolayısı ile kendini vezir eden de rezil eden de sendin. Kendine biçtiğin değerin ve inancın konusunda tüm sonuçları sen yaratıyorsun. Olmuş bitmiş yani değiştiremeyeceğin ya da olması muhtemel yani aslında olmamış tüm kaygıların konusunda sorumlu olan sensin. Daha önce böyle olmuştu yine aynısı olur dersen evet olur, haklısın. Piyasalar bozuk, ülkenin durumu şöyle de böyle de yine olmayacak dersen, evet haklısın olmayacak. Başarı dediğin şey kişisel seçimlerin bir sonucudur. Sen kendini nasıl tanımlıyorsan tamamen O’sun. Şimdi bu anksiyete bozukluğunu bir kenara bırak ve kendinin hakkını ver.

 

Hayal gücünü korku ve kaygıların için değil, ilham ve önsezi için kullan.

Senin peri sandığın ilham ve önsezi her gün yüzlerce defa yanından hem de çok yakınından geçip duruyor. Onu yakalayabilmek için tek aracın hayal gücün. Sen ise bu en önemli özelliğini korkuların için harcıyorsun. Ne düşlersen bundan sonraki hayatın için onun hayalini kur. Hülyalara dal demiyorum. Buna gerçekten vakit ayır ve en detaylı biçimde, içinde kendini de resmederek olmak istediğin seni, yaşamak istediğin hayatı canlandır sürekli zihninde. Sadece bunu bile düzenli olarak yapsan fırsatların, mucizelerin, fikirlerin kendiliğinden nasıl da ayağına kadar geldiğine şaşıracaksın. Zor bir şey istemiyorum senden, sevdiğin bir müziği al kulaklarına, gözlerini kapat, istediğin hayatı tüm detaylarını tek tek görerek hayal et. Sonra gerçek olacak, SÖZ!

 

Korku diye bir şey yok

Az önce söz verdiğim gelecek hayallerin gibi korkuların için de söz verebilirim. Neyden korkuyorsan başına gelecek. Hepsini bir bir yaşayacaksın. Her birini tecrübe edeceksin. Bunu daha önce mutlaka deneyimlemişsindir zaten. Korktukların daha önce de başına geldi ama sen de biliyorsun ki hiçbiri senin korktuğun kadar olmadı. Bir şekilde geçti, bitti ya da çözümlendi. Onları sanki ölecekmiş, hayatını sonlandırabilecekmiş gibi büyüten sendin. Neyi beslersen o büyüyecek ve gerçek olacak. Buna sen karar vereceksin; hayallerin mi? korkuların mı?

 

Israrsı ol! Bunalt Hayatı 🙂

Yeterince aradığın her şeyi bulacaksın. Yeterince çaldığın kapı mutlaka açılacak. Yeterince istediğin her şeye sahip olacaksın. Sadece ısrarcı ol. İstemekten, hayal etmekten, arzularından tek bir gün bile vazgeçme. Hayat verecek, ikinci bir seçenek yok. Şimdiye kadar ısrar eden herkese verdi. Sana da verecek.

 

Önce OL! Yapman gereken sana gelecek

Sürekli hayal etmenden ve istemenden bahsettiğim için kendini o koltuğa hapsedip kalma.

Şampiyon olmak için önce şampiyon gibi davranmalısın.

Her ne konuda her ne istiyorsan şunu düşün: Gerçekleştiğinde nasıl biri olacağım? Mesleğinde başarılı mı olmak istiyorsun, çok kazanan ve çok aranan biri? Bence çok başarılı biri olmuş olsan masan tertemiz ve düzenli olur mesela. Senin masan öyle mi? Değilse öyle OL! Güzel giyinirsin bence, temiz, gündelik ve gıcır. Öyle misin? Öyle OL! Konuşman düzgün, yerinde nüktedan ve doğru dil bilgisi ile olur başarılı olduğunda bana göre. Nasıl konuşuyorsun? Öyle OL! Disiplinli, istikrarlı ve dürüst biri olarak tanırsın çevrende. Seni nasıl tanıyorlar? Öyle OL!

Önce OLduğun zaman neler yapman gerekir, nasıl ilerlemen gerekir, bunlar hepsi kendisi sana gelecek. Mucizevi bir dünyada yaşıyoruz, önce sen OL! Gerisi senin için OLdurulacak. Yeter ki sen OL!

 

Yaşasın her şey ters gidiyor

Sakın şaşırma. İşlerin ters gitmesi o kadar kötü bir şey değildir her zaman. Eğer ters giden bir şeyler varsa, eğer başarısız olduğunu düşünüyorsan hele bir de çok sıkıntılı bir duruma girdiysen çok daha büyük bir mükafatın yola çıktığına emin olabilirsin. Bu ille de pozitif düşünme hastalığı ya da çok bilinen ismi ile Polyanna oyunu değil. Seni rahatsız eden durum eğer ona sahip çıkar ve ilgilenirsen kendisinden çok daha büyük bir başarının başlangıcıdır sadece. Burada tek yapman gereken bu negatif durumun sana ait olduğunu tam anlamı ile kabullenmen ve çözüm için gerekenleri yapman.

Eğer borçların ise başına gelen şu andakinden çok daha fazla kazanmanın yolunu bulacaksın demektir. Borçlarını ödediğinde artık yaşam standardı yükselmiş biri olacaksın, sevinebilirsin. Eğer hastalık ise başına gelen daha sağlıklı ve dirençli biri olmanın yolunu bulacaksın demektir. Hastalığından kurtulduğunda sapasağlam biri olarak aktivite kaliteni artırmış olarak hayatına devam edeceksin, sevinebilirsin. İlişkisel bir çıkmaz ise başına gelen çok daha iyi ve belki de daha doğru bir ilişkinin yolu açılmış demektir. Bunu çözdüğünde çok daha mutlu ve esenlik içinde biri olacaksın, sevinebilirsin.

 

Edep, başkasını mutlu etmek için kendine olan sevginden vazgeçmen değildir.

Saygılı olmak konusunda bu yanlış anlaşılmadan uzak dur lütfen. Saygılı olman başkaları için kendi hayatını istediğin gibi yaşamana engel olmalarına izin vermek değildir hiçbir zaman. Sen hedeflerine her şeye ve herkese rağmen koşacaksın.

Hiç kimseyi kendinden çok sevme, kendinden çok değerli bulma. Sen kendini sevdikçe başkalarını sevebilir, kendini mutlu ettikçe başkalarına mutluluk verebilirsin. Bu kendini beğenme hali bir bencillik değil “farkındalık” halidir.

 

Hedeflerin kesin ve sıralı olsun. Birini başar ve sonra diğerine geç

Korkularına ayıracağın vakit ve enerjini bir liste yapmak için harca. Bu muhtemelen hayatının en büyük yatırımı olacak. Sonra o listeye sadık kalarak, öncelikle o listeye sadık kalmaktan başka hiçbir şey düşünmeyerek, hiçbir şeyi o listeden önceye koymayarak ve asla ama asla aksatmayarak o listede yapman gerekenleri yap. Tüm fırsatlar kendi kendine oluşacak.

Güvenebileceğin tek fırsat kendi yarattığın fırsattır.

İstikrar ve kararlılık ile devam ettiğinde artık sen de hayata ve zorluklara şöyle seslenebilirsin:

BÖÖÖ!

Durmak Yok!

Durmak Yok!

Bu süreklilik demek, bu disiplin demek ve emin ol, sonunda bu başarı demek.

Kendini durmaksızın geliştir, asla bırakma. Bu gelişim yanlışlarını düzeltmek, yenilerini öğrenmek ile gerçekleşecek. Öğrenmenin, bilginin tadına var ve ona tutku ile bağlan.

Tutkunu bulduğun zaman bir daha tembellik edemeyeceksin. Başarısız olmayacak ve öğrenmekten kendini alamayacaksın. Nasıl iyi biri olacağını öğrenecek, nasıl diğer insanları da daha iyi yapabilecek bir lider olacağını öğreneceksin.

Ne istersen onun en iyisi olmak için, mükemmel olmak için öğreneceksin.

Bundan sonra seni kimse alıkoyamayacak, kimse inandıklarını yanlışlama cesaretini ve becerisini gösteremeyecek. Kimseyi dinleme ve artık herkesin görmesi gerekenleri sen göster.

  • Kendini geliştir!
  • Yanlış olanın onlarınki olduğunu göster.
  • Onlara farklı olduğunu göster.
  • Kendini geliştir, sıkı çalış, çok çalış, kendini ver, varını yoğunu ortaya koy.

Başarmış olanlar kendi inandıkları dışında kimseyi memnun etmeye çalışmadılar. Tam aksine memnuniyetsiz olanlara yön verdiler, yol gösterdiler. Sen de yapabilirsin, yeter ki durma. Durmak yok!

Sadece Sen

Hiç kimse senine bir şey yapmayacak.

Sadece sen, kendin, bizzat yapacaksın.

Çünkü sadece sen kendini buna adayabilirsin. Sen fedakarlık yapabilir, sen geceni gündüzüne katabilir, sen başarana kadar pes etmeme seçimini kullanabilirsin.

Sen yapmazsan, çalışmazsan, durursan kaybedersin. Geride kalır, başaramaz, kazanamaz, kaybedersin. Oraya varmak ve orada kalmak……kararlılık ister.

  • Asla pes etme.
  • Hayallerinden vazgeçme.
  • Hedefinden vazgeçme.

Yapabilirsin, kazanabilirsin, en iyisi olabilirsin, hedeflerine ulaşabilirsin, olmayı arzuladığın kişi olabilirsin. Kararlı olmak zorundasın.

Asa ama asla pes etmemelisin. Pes etmek bir seçenek olmamalı hiçbir zaman. O kelimenin manasını bile unutmalısın.

  • Eğer istiyorsan, yapabilirsin.
  • Eğer hayal edebiliyorsan, yapabilirsin.
  • Eğer düşünebiliyorsan, yapabilirsin.

Durmak yok! Devam etmelisin. Kendine güven, hayallerine güven. Kazanmak için buradasın. Denemeye devam etmelisin.

  • Başarısız olsan bile denemeye devam etmelisin.
  • Gülseler bile devam etmelisin.
  • Kaybetsen bile devam etmelisin.

Hayat sen çabaladıkça sana yeni yardımlar ve yardımcılar gönderecek. Durmak yok!

  • Bu bir yolculuk.
  • Bu bir alışkanlık.
  • Bu bir kararlılıktır.

BU ASLA PES ETMEMEKTİR.

Sınırsız Güç

Sınırsız Güç, Anthony Robbins, İnkılap Yayınevi

Kitap Notları:

  • Başarıya giden yol, her an yapım halindedir.
  • Güç, düşüncelerinizi amacınıza uygun olacak şekilde yönlendirebilmek için, hayatınızı değiştirebilme yeteneğidir.
  • Güç, sizin ve değer verdiğiniz kişilerin ihtiyaçlarını tanıma ve giderme yeteneğidir.
  • Endüstri toplumuna hız kazandıran şey paradır. Fakat bilgi toplumunu hızlandıran ve güce ulaştıran bilgidir.
  • Her büyük başarıyı perçinleyen şey, eylemdir.
  • Gerçekte gücün kelime anlamı da eylem yeteneğidir.
  • Başarı tesadüfen elde edilmez. Olumlu sonuçlara ulaşanlarla ulaşamayanlar arasındaki fark, paranın yazı ya da tura gelmesi gibi basit rastlantısal olaylardan oluşmaz.
  • Strateji, yetenek ve tutkulara doğru yolu göstermektir. Bir kapıyı kırarak da açabilirsiniz anahtarla da.
  • Mükemmele gevşek adımlarla ulaşmak olanaksızdır.
  • Yaşamın ilginç yanlarından birisi de; en iyinin dışında bir şey kabul etmeyenlere, genellikle en iyiyi vermesidir. — W. Somerst Maugham
  • Hazırlıklı olarak fırsatla karşılaşmak, şans dediğimiz sıçrama tahtasıdır” — Anthony Robbins
  • İyiliği, hastalığı, sefaleti, mutluluğu, zenginliği, fakirliği yapan; zihindir. —Edmund Spencer
  • Harita, bölge değildir.
  • Her eylemin atası düşüncedir. — Ralph Waldo Emerson
  • Yapabileceğine inanmak, kendi kendini gerçekleştiren bir kehanettir.
  • İyi ağaç kolay yetişmez; rüzgâr ne kadar kuvvetli eserse, ağaçlar da o kadar sağlam olur. — J. Willard Marriot
  • Her şey bir neden ve bir amaç için vardır.
  • Başarısızlık diye bir şey yoktur, sadece sonuçlar vardır.
  • Ancak çok başarılı insanlar; başarısız olduklarında, öğretici bir deneyim kazandıklarını düşünen insanlardır.
  • Dünden bugüne elde ettiğiniz kazanç nedir? Cevap tabü ki deneyimdir.
  • Genç bir karamsarın görüntüsünden daha acıkIı bir görüntü olamaz. – Mark Twain
  • Ne olursa olsun sorumluluğu üstlenmekten kaçınmayın.
  • Her şeyi kullanabilmeniz için onu anlamanız gerekmez.
  • En büyük kaynağınız insanlardır.
  • Mükemmele ulaşan şirketler; belirli fertlere değil, topluma saygı gösterenlerdir.
  • Çalışmak bir oyundur.
  • Başarının sırrı mesleğinizi tatile çevirmektir.
  • Sorumluluk almadan gerçek başarı gerçekleşmez.
  • Başarının sırrı bir hedefi durmaksızın takip etmektir. – Anna Pavlova
  • İyi ya da kötü bir şey yoktur, fakat biz düşüncemizde iyi ve kötüyü yaratıyoruz. –  William Shakespeare
  • Her şeyin nezih ve sırasıyla yapılmasına izin verin. — 1. Corinthium 14:40
  • Vücutlarımız bahçemizdir… niyetlerimiz de bahçıvanlarımız.” — William Shakespeare
  • Gücün ve mutluluğun temeli sağlıktır. — Benjamin Disraeli
  • Bir zincir ancak en zayıf halkası kadar kuvvetli olabilir.
  • Bir yalan yeteri kadar büyük ve yeteri kadar yüksek sesle söylenirse, kişiler buna eninde sonunda inanacaktır!
  • Tek bir başarı vardır. O da istediğiniz şekilde yaşamaktır. — Christopher Morley
  • Kişiler tembel değildir. Sadece, kendilerine esin kaynağı oluşturacak kadar, güçlü amaçları yoktur. —Anthony Robbins
  • Zafer ilk adımla başlar.
  • Düşünme zor iştir. Muhtemelen bu nedenle çok az kişi düşünür. — Henry Ford
  • İnsan hayal ettiği sürece yaşar.
  • Eylem mükemmel bir hitabettir. – William Shakespeare
  • İnsanların kullandığı en güçlü ilaç, kelimelerdir. – Rudyard Kipling
  • Düşünmeden kaçınmanın kestirme bir yolu yoktur. — Thomas Edison
  • Sizi, sizi anlayan bir arkadaşınız yaratır. — Romain Rolland
  • Davanıza bir adam kazandırmak istiyorsanız, önce onu samimi arkadaş olduğunuza inandırmaksınız. — Abraham Lincoln
  • Yapılamayacağı düşünülen bir şeyi yaparak insanlığın güç alanını genişleten her şey, değerlidir. — Ben Janson
  • Yaşam durağan değildir. Zihinlerini değiştiremeyenler; düşkünler evindeki zavallılarla, mezarlıktakilerdir. — Everett Dirksen
  • Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceklerinizi yapın. —Theodere Roosevelt
  • Sürekli aynı şeyleri yaparsanız, hep aynı sonuçları alırsınız.
  • Kendi kendisiyle barış içinde yaşamak istiyorsa; müzisyen müzik yapmalı, ressam resim yapmalı, şair şiir yazmalıdır. — Abraham Maslow
  • Uğrunda ölebilecek bir şeyiniz yoksa; bu, sizin yaşam mücadelesi için uygun olmadığınızı gösterir. — Martin Luther King Jr.
  • Diğerlerini bilenler akıllıdır, ama kendini bilenler daha akıllıdır. Diğerlerini kontrol edenler kuvvetli olabilirler, ama kendini kontrol edebilenler, çok daha güçlüdürler. — Lao Tsu, Tao Teb King
  • İnsan çevrenin değil, çevre insanın yaratışıdır. — Benjamin Disraeli
  • Kullandığınız kelimeler, nasıl yaşayacağınızı belirlerler.
  • Doruğa ulaşsanız bile, hâlâ ulaşılması gereken tüm gelecek önünüzde durmaktadır. — Lao, Tsu, Tao Teb King
  • Sadece yeteri kadar sevebilirseniz; dünyanın en güçlü insanı olabilirsiniz. — Emmett Fox

 

 

 

 

Steve Jobs ve Cilalanmış Sıradan Taşlar

Çünkü Bu İş Böyle Yapılır

İnsan şirket yönetmeyi nasıl öğrenir?

İş piyasasında geçirdiğim yıllar boyunca bir şey öğrendim. İnsanlara bazı şeyleri neden yaptıklarını sorardım. Cevap her seferinde kesin olarak “çünkü bu iş böyle yapılır” oldu. Kimse neyi neden yaptığını bilmiyor. İş piyasasında kimse pek derin düşünmüyor. Ben bunu öğrendim. Size bir örnek vereyim.Garajda Apple I’leri üretirken kaça mal olduklarını tam olarak biliyorduk. Apple II günlerinde fabrikada üretime başlayınca muhasebecilerin standart maliyet diye bir kavramı vardı. Baştan bir standart maliyet belirliyorsunuz. Sonra üç ayın sonunda bunu yeniden ayarlıyorsunuz. Sürekli bunu neden yapıyoruz diye soruyordum. Cevap ise “bu iş böyle yapılıyor” oluyordu. Altı ay kadar bunu araştırdıktan sonra fark ettim ki bunun yapılmasının nedeni kaça mal olacağını bilecek kadar iyi maliyet kontrolünüzün olmamasıydı. Siz de bir tahminde bulunuyordunuz. Ardından o çeyreğin sonunda tahmininizi düzeltiyordunuz. Kaça mal olduğunu bilmemenizin nedeni ise bilgi sistemlerinizin yeterince iyi olmamasıydı.  Ama kimse bunu bu şekilde ifade etmiyordu. Daha sonraları Macintosh için otomatik fabrikayı tasarladığımızda bu dönemi geçmiş kavramlardan kurtulabildik. Bir malın kuruşu kuruşuna kaça mal olduğunu bilebiliyorduk. 

Ben iş dünyasındaki birçok şeye folklor diyorum. Öyle yapılıyorlar çünkü dün de öyle yapılmışlar. Ve ondan önceki gün de. Bu da şu anlama geliyor: Çok sayıda soru sormaya, birçok şeyi düşünmeye ve büyük emek vermeye gönüllü iseniz iş yapmayı çok çabuk öğrenebilirsiniz. Dünyanın en zor şeyi değil. Roket biilimi değil yani 🙂 .

 

Bunu Hiçbir Zaman Para İçin Yapmadım

Zengin Olmak Nasıl Bir Şey?

Çok ilginç. 23 yaşında servetim 1 milyon doları aşmıştı. 24 olduğunda 10 milyonu… ve 25 olduğumda ise 100 milyon dolardan fazlaydı. Bu o kadar da önemli değildi. Çünkü bunu hiçbir zaman para için yapmadım. Bence para harika bir şey çünkü bir şeyler yapmanıza olanak sağlar. Kısa sürede kar getirmeyecek fikirlere ve benzeri şeylere yatırım yapmanıza olanak sağlar. Ama hayatımın özellikle o döneminde sahip olduğum en önemli şey değildi. En önemlisi şirketti. İnsanlar, ürettiğimiz ürünler insanların bu ürünler ile yapmasına olanak sağlayacağımız şeyler… O nedenle parayı pek düşünmedim. Hiç hisse satmadım. Her zaman şirketin uzun süreçte çok başarılı olacağına inandım.  

 

Süreç ve İçerik

Hewlett Packard’dan bir grup insanı işe almıştık. Onlar bu fikri anlayamadı. Anlamadılar. Kullanıcı ara yüzündeki en sıkı şeyin ekran altındaki yumuşak düğmeler olduğunu düşünen bir grup ile dramatik tartışmalar yaşadığımı hatırlıyorum. Orantılı aralıklı yazıtipi kavramını anlamıyorlardı. Fare kavramını anlamıyorlardı. Bu insanlarla tartıştığımı hatırlıyorum. İnsanlar bana fareyi üretmemiz beş yıl sürer ve tanesi 300 dolara mal olur diye bağırıyorlardı. Sonunda bıktım. Şirket dışına çıktım ve David Kelly Tasarım’ı buldum ve ondan bana 90 gün içinde bir fare tasarlamasını istedim. Onbeş dolara üretilebilen ve inanılmaz derecede güvenilir bir faremiz oldu. Bir açıdan Apple’da bu fikri yakalayabilecek kapasitede insanların olmadığını fark ettim. Anlayan çekirdek bir ekip vardı ama daha büyük bir ekip -ki çoğunluğu Hewlett Packard’dan gelmişti, konuyu hiç anlamıyordu. Bu noktada profesyonellik devreye giriyor.

Bunun bir karanlık, bir de aydınlık bir tarafı var değil mi?

Hayır, ne var biliyor musunuz? Bu iş karanlık ve aydınlık değil. Sorun insanların kafasının karışması. Şirketlerin de kafası karışır. Büyümeye başladıklarında başlardaki başarılarını tekrarlamak isterler. Bunların çoğu, başarının yaratıldığı süreçte her nasılsa bir sihir olduğunu düşünüyor. Bu nedenle süreci şirket çapında kurumsallaştırmaya çalışıyorlar. Çok uzun saman olmadan insanların kafası karışıyor ve süreç ile içeriği karıştırmaya başlıyorlar. Nihayetinde IBM’in çöküşü de bundandır.Dünyanın en iyi süreç insanları IBM’dedir. Sadece içeriği unuttular. Apple’da da biraz aynı şey oldu. İdari süreç konusunda çok iyi bir çok insanımız vardı. Sadece içerik konusunda hiç fikirleri yoktu. Kariyerim boyunca gördüm ki en iyi elemanlar içeriği arayan insanlardır ama onları idare etmek baş belası bir iştir. Ama buna tahammül edersin çünkü içerik anlamında çok iyidirler. Harika ürünleri ortaya çıkaran da budur. Süreç değildir. İçeriktir. 

Cilalanmış Sıradan Taşlar

Macintosh ekibinizden çok insanla röportaj yaptık. İş sonunda gelip sizin tutkunuza, vizyonunuza dayanıyor. Burada önceliklerinizi nasıl belirliyorsunuz? Sizin için ürünün geliştirilmesinde önemli olan nedir?

Apple’a cidden zarar veren şeylerden biri şuydu: Ben ayrıldıktan sonra John Sculley ciddi bir hastalığa yakalandı. Bu hastalığa başka insanların da yakalandığını gördüm. Gerçekten harika bir fikrin işin %90’ı olduğunu ve diğer insanlara işte burada harika bir fikir var derseniz elbette gidip bunu yapabileceklerini sanma hastalığı.  Bunda ise şöyle bir sorun var: Harika bir fikirle harika bir ürün arasında muazzam miktarda zanaatkarlık vardır. Ve siz bu harika fikri geliştirdikçe fikir değişir ve olgunlaşır. Asla başladığı şekliyle bitmez. Çünkü işin inceliklerine girdikçe çok daha fazla şey öğrenirsiniz. Ayrıca görürsünüz ki çok büyük ödünler vermek zorundasınızdır. Elektronlara yaptıramayacağınız şeyler vardır. Plastiğe yaptıramayacağınız şeyler vardır. Ya da cama, ya da fabrikalara, robotlara… Ve bu konulara girdikçe görürsünüz: Bir ürün tasarlamak beş bin şeyi beyninizde tutmaktır. Bu kavramları, onları bir araya getirirsiniz. İstediğinizi elde etmek için yeni ve farklı şekillerde bir araya gelmeleri için zorlamaya devam edersiniz. Ve her gün bunları biraz farklı bir şekilde bir araya getirmek için yeni bir sorun ya da yeni bir fırsat olan yeni bir şey keşfedersiniz. Ve sihirli olan bu süreçtir. Başladığımızda birçok harika fikrimiz vardı. Ama ben her zaman şuna inanmışımdır. Gerçekten inandıkları bir şeyi yapan bir grup insan…

Küçük bir çocukken tanıdığım sokağımızda yaşayan dul bir adam vardı. Adam 80’li yaşlarındaydı. Biraz korkutucu bir görünüşü vardı. Onu biraz tanıma fırsatım oldu. Çimlerini biçmem için bana para vermiş falan olabilir. Bir gün bana, garajıma gel sana bir şey göstermek istiyorum dedi. Tozlu, eski bir taş parlatıcı çıkardı. Bir motor, bir kahve tenekesi ve aralarında bir bant. Benimle gel dedi. Arka bahçeye gidip birkaç taş aldık. Sıradan çirkin taşlar. Onları tenekeye koyduk. Yanına da biraz sıvı ve biraz da kum tozu.  Tenekeyi kapattık ve motoru çalıştırdı. Bana yarın yine gel dedi. Taşlar döndükçe gürültü çıkarıyordu. Ertesi gün gittim ve tenekeyi açtık. İçinden inanılmaz güzellikte cilalanmış taşlar çıkardık. İçeri giren o sıradan taşlar bu şekilde birbirlerine sürtünerek, biraz sürtünme yaratarak, biraz gürültü çıkararak, bu güzel cilalı taşlara dönüşmüştü. Bu hep aklımda kaldı. Tutkuyla bağlandıkları bir şey üstünde büyük emek sarf eden bir ekip hakkındaki mecazım… Bu takım sayesinde, bu inanılmaz derecede yetenekli insanlar sayesinde, birbiriyle çarpışan, tartışmalara girişen, bazen kavga eden, gürültü çıkaran… Ve birlikte çalışarak birbirlerini cilalıyorlar. Fikirleri cilalıyorlar. Sonunda da ortaya bu çok güzel taşlar çıkıyor. Açıklaması zor ve kesinlikle tek bir insanın sonucu değil. İnsanlar sembolleri sever. Ben belirli bazı şeylerin sembolüyüm. Ama Mac’te yapılan şey tam bir ekip çalışmasıydı. 

 

Önemli Olan Doğrusunu Yapmak

Bill Atkinson’dan harika bir alıntı yapacağım: “Birine işinin boktan olduğunu söylediğinde aslında ben pek anlamadım, lütfen açıklar mısın demek istemişsindir.”

Hayır, ben genellikle bunu demek istemezdim. Gerçekten iyi birilerini bulduğunda, gerçekten iyi olduklarını bilirler. Egolarına bakıcılık yapman pek gerekmez. Önemli olan iştir ve bunu herkes bilir. Önemli olan tek şey işin kendisidir. Bilmecenin belirli bölümlerini çözeceklerine güveniliyor. Bence gerçekten iyi olan ve işi yapacağına gerçekten güvenilen biri için yapabileceğiniz en önemli şey işleri yeterince iyi olmadığında bunu onlara göstermektir. Ve bunu çok açık bir biçimde yapmalı, nedenini açıklamalı ve onları yeniden yola sokmalısınız. Ve bunu, yeteneklerine olan güveninize şüphe düşürmeyecek ama o belirli konuda yaptıkları çalışmanın ekibin amacını destekleyecek kadar iyi olmadığı konusunda da yoruma pek de yer bırakmayacak şekilde yapmalısınız. Ve bunu yapmak çok zordur. Ben her zaman doğrudan bir yaklaşım göstermişimdir. Ve bence benimle çalışmış insanlarla konuşursanız gerçekten iyi olanların bunu çok faydalı bulduğunu görürsünüz.

Bazıları da nefret etmişti. Ben bir de haklı olmayı pek de umursamayan tipte bir insanım. Sadece başarıya önem veririm. Sorarsanız çoğu insan size bunu söyler. Çok kesin bir fikrim olmuştur. Ama onlar bunun tersini gösteren deliller sunduklarında beş dakika içinde fikrimi tamamen değiştirmişimdir. Çünkü ben böyle biriyim. Yanlış olmak benim için sorun yaratmaz. Sık sık hatalı olduğumu kabul ederim. Bunun benim için pek önemi yoktur. Benim için önemli olan doğrusunu yapmamızdır. 

 

Microsoft’un Tek Sorunu Zevksiz Olması

Peki ya Microsoft? Pazarın ezici devi onlar artık.Onlar da geleceğe uzanan FORD LTD gibiler. Cadillac olmadığı kesin. BMW de değil. Burada neler oluyor? Bu adamlar bunu nasıl başardı?

Microsoft’un yörüngeye çıkmasını mümkün kılan IBM adlı adlı bir Saturn V roketiydi. Böyle dediğim için Bill bana bozulacak biliyorum ama bu tabii ki doğruydu. Bill’in ve Microsoft’un hakkını vermek lazım. Bu harika fırsatı kendilerine başka fırsatlar yaratmakta kullandılar. Çoğu insan hatırlamaz ama 1984’de Mac çıkana dek Microsoft uygulama işinde değildi. Orası Lotus’un hakimiyetindeydi. Microsoft Mac için program yazarak büyük bir kumar oynadı. Ve berbat uygulamalar yazdılar. ama devam edip zamanla iyileştiler. Nihayetinde Macintosh uygulama pazarına hükmettiler. Sonra sıçrama tahtası olarak Windows’u kullandılar. Aynı uygulamalar ile PC pazarına girdiler. Ve artık PC’deki uygulamalara da onlar hükmediyor. 

İki karakter özellikleri var. Bence onlar çok kuvvetli fırsatçılar. Ve bunu kötü anlamda söylemiyorum. Ve iki, Japonlar gibiler. Durmadan saldırıyorlar. Bunu yapabilmelerinin nedeni IBM anlaşmasının sağladığı gelir akışıydı. Ama yine de bundan olabildiğince faydalandılar. bu nedenle onları takdir ediyorum. 

Microsoft’un tek sorunu zevksiz olması. kesinlikle hiç zevkleri yok ve bunun da anlamı şu: Bunu önemsiz bir ayrıntı olarak söylemiyorum çok önemli. Şu anlamda, orijinal fikirler bulmuyorlar ve ürünlerine pek bir kültür getirmiyorlar anlamında. “Peki bu neden önemli ki?” diyorsunuz. Orantılı aralıklı yazı tipi, dizgicilik ve güzel kitaplardan gelir. İnsan fikri buradan alır. Mac olmasaydı ürünlerinde bu asla bulunmayacaktı. Yani galiba hüzünleniyorum. Onların başarısı yüzünden değil. Başarılarını hiç sorun etmiyorum. Bu başarıyı ağırlıklı olarak hak ettiler. Benim sorunum üçüncü sınıf ürünler yapıyor oldukları gerçeği. Ürünlerinin hiç ruhu yok. Ürünlerine aydınlanma ruhu hiç yok. Çok sıkıcılar ve üzücü tarafı çoğu müşterinin de pek ruhu yok. Ama türümüzü yükseltmemizin yolu en iyisini alıp herkese yaymaktan geçiyor. Böylece herkes daha iyi şeylerle büyür ve bu daha iyi olan şeylerin inceliğini anlamaya başlar. Beni üzen şey Microsoft’un Mac Donald’s olması. Microsoft’un kazanmış olması değil, Microsoft’un ürünlerinin daha fazla içgörü ve yaratıcılık sergilemiyor olması. 

 

Sonunda İş Gelip Zevke Dayanıyor

Onu motive eden neydi?

Gençken Scientific American’da bir makale okumuştum. Gezegendeki muhtelif canlıların hareket verimliliğini ölçüyordu. Ayılar, şempanzeler, rakunlar, kuşlar, balıklar. Hareket etmek için kilometre başına kaç kilokalori harcıyorlardı?İnsanları da ölçmüşlerdi. Ve akbaba kazandı. En verimlisi oydu. Ve insanoğlu, yaradılışın tacı, insanı etkilemekten oldukça uzak bir puan alıp listenin üçte birine doğru bir yerlere yerleşmişti. Ama birinin aklına bisiklet üstündeki bir insanı ölçmek gelmiş. Akbabayı ezdi, geçti. Listenin en üstüne çıktı. Bunun beni çok etkilediğini hatırlıyorum. 

Şunu hiç unutmuyorum: İnsanlar alet yapar. Bizler doğuştan gelen insani yeteneklerimizi dramatik biçimde artırabilen aletler yapıyoruz. Apple’ın ilk günlerinde böyle bir reklam vermiştik hatta. Kişisel bilgisayar zihnin bisikletiydi. Ve ben tüm kalbimle inanıyorum ki tarih ilerledikçe geriye dönüp baktığımızda insanın tüm icatları arasında bilgisayar en üstte olmasa bile en üstlerde bir yerlerde yer alacak. Bu bugüne kadar icat ettiğimi en muhteşem araç. Ve tam olarak doğru yerde, Silikon Vadisi’nde, tarihsel olarak doğru zamanda, bu icadım şekillendiği anda yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Bildiğiniz gibi, uzayda bir vektör başlattığınızda, başlarda yönünü azıcık da olsa değiştirebilirseniz uzay birkaç kilometre ilerlediğinde sonucu dramatik olur. Ben hala o vektörün başlarında olduğumuzu düşünüyorum. Onu biraz doğru yönde itebilirsek ilerledikçe çok daha iyi bir şey haline gelecek. Bence birkaç kez bunu yapma şansımız oldu ve bunun bir parçası olan hepimize bu büyük bir tatmin sağlıyor. 

Ama hangisinin doğru yön olduğunu nasıl bileceksiniz?

Sonunda iş gelip zevke dayanıyor. İş, gelip zevke dayanıyor. Kendinizi insanın yarattığı en iyi şeylere maruz bırakmaya çalışmaya ve sonra bu şeyleri yaptığımız işe dahil etmeye çalışmaya dayanıyor.

Picasso’nun bir lafı vardır: “İyi sanatçılar kopyalar. büyük sanatçılar çalar” demiş. Ve büyük fikirleri çalma konusunda her zaman utanmaz olmuşuzdur. Bence Macintosh’u harika yapan şey biraz da üstünde çalışan insanların aynı zamanda dünyanın en iyi bilgisayar bilimcileri olan müzisyenler, şairler, ressamlar, zoologlar, tarihçiler olmasıydı. Ama bilgisayar bilimi olmasaydı da bu insanlar bu hayattaki başka alanlarda yine inanılmaz şeyler yapıyor olacaklardı. Bunları da yanlarında getirdiler. Hepimiz bu çabalara. bir sosyal bilimler havası kattık. Bu tavırla başka alanlarda gördüğümüz en iyi şeyleri bu alana çekmek istedik. Bence dar kafalı biri olursanız bunu yapamazsınız.