iBen

Normal bir insanın hayatının 4 yılını cep telefonuna bakarak geçirdiğini biliyor muydun? Bu çok garip, değil mi?

iMac, iPad ve iPhone’larda da garip bir durum var: “i”… Çok fazla “ben”…Çok fazla özçekim… Ama çok az “biz”.

Teknoloji, bizi hiç olmadığı kadar bencilleştirdi ve uzaklaştırdı birbirimizden. Bizi bağlayacağını beklerken, hiç de buna yaramadı.

Ağzına kadar dolu bir arkadaş listemiz olsa da, çoğumuz yalnızız. Çünkü arkadaşlıklarımız, telefonlarımızın ekranlarından daha kötü durumda.

Kişisel değerimizi evde, bilgisayarın başında oturup, takipçi ve beğeni sayılarına bakarak ölçüyoruz. Bizi gerçekten sevenleri göz ardı ediyoruz. Bize gerçekten sarılabilecek biriyle konuşmaktansa, gönderi paylaşıyoruz.

Rahatsız mı oldun?

Medyanın ele geçirdiği bir dönemdeyiz. Konuşmalar, snapleşmelere döndü. Haberler 140 yazı karakteri oldu. Videolar hızlı çekim, 6 saniye oldu. Ve arkadaş eklemeler telefonlardaki internetten daha hızlı…

Son olarak, evet seçeneğin var. Ama bu, ha deyince düzeltebileceğin bir şey değil. Kendin yapmalısın. Ya kontrol edersin ya da kontrol edilirsin. Bir karar ver. Artık önemli bir anı telefonuna kaydetmekle uğraşarak o anı mahvetme. Bak geç! Yediğin yemeklerin fotoğrafını çekme artık. Ye geç! Yeni uygulamayı, yeni güncellemeyi ya da yeni arayüzü bırak artık.

Bana kızma. Şarjın az kaldığında da mutlu olduğun bir dünya istiyorum. Çünkü bu, insanlığa bir “tık” daha yakınsın demek olacak.

Entelektüel Bir Süreç Olarak Tasarım

Tasarımın ana meselesi iletişim aslında. her ne kadar konular ve olgular hakkında yeni ve farklı bir üslup olarak anlaşılsa da toplum ve kültür arasındaki ilişkiye bir köprü olması dolayısı ile entelektüel bir hal. İşte bu hal ile hallenen tasarımcı da sadece yaptıklarından dolayı değil kişiliğinden ötürü de tasarımcı.

İletişimin ana meselesi ise bilgi iletmek. Bu noktada tasarım yazı, görüntü, ses gibi ortamların destekleri ile bilginin taşınmasında bir katalizör olarak var olmakta. Son dönemlerde iletişim tasarımı kavramını çokça duymamızın haklı nedeni de bu.

Akl-ı selim bir bakış açısı ile okumayanın yazamayacağı, yazamayanın kelimeleri ve bu kelimelerin ifadesi olan görüntü ve sesleri layığı ile üretemeyeceği göz önüne alındığında tasarımın entelektüel bir iş olduğu aşikardır.

İletişimde bilgiyi gönderen üretici ile bilgiyi alan kullanıcı arasındaki bağlantıyı organize eden tasarımcı bilgideki doğruluk, anlaşılırlık, öğrenilebilirlik ve kalıcılık kalitelerinden sorumlu olan taraf olarak çok ciddi bir öneme sahip konumdadır.

90’ların başından itibaren, özellikle bilgisayar ve internet teknolojilerindeki gelişmeler, özgürlükçü bir tasarım anlayışını beraberinde getirmiştir. İlk aşamada kalite seviyesinde ciddi kaygılar uyandırsa da bu özgürlük uzun vadede demokratikleşmenin önünü açmıştır.

Artık tasarım büyük ajansların tekelinde değilken, tasarımcı da evetçi kültürün ve grupça düşünmenin kölesi değildir. Talep mercii ile tasarımcı arasında kalkan engeller, tasarımın ve tasarımcının zorlam bir yaratıcılık yaftasından kurtulmasına olanak sağlamıştır. Bir tasarımın ya da tasarımcının yaratıcı olmadan da iyi olabileceği ortaya çıkan tasarımlar ile kendini göstermiş ve yaratıcı olmayan ama iyi tasarımlar iletişim kalitesinde önemli rol alabilmiştir.

Yaratıcı olmayan ama iyi tasarımcı ise ancak ve ancak entelektüel seviyenin kalitesi ile doğru orantılıdır.

Son olarak tekrar etek isterim:

  • Okumayan yazamaz,
  • Yazamayan imgeleyemez,
  • İmgeleyemeyen iletişemez,
  • İletişim becerisinden yoksun olandan tasarımcı olamaz.

Hayal Et ve Mutluluğa “Dönüştür”

Hayal edebilmek yaşantını güzelleştirmek ve iyileştirebilmenin en etkili unsuru. İyi bir yaşam kalitesi, huzurlu bir ev, gıcır bir araba, sohbeti keyifli kılan dostlar, belki bir bahçe, bir kedi ya da bir köpek…

Hayal etmeyi bırakma. Hayatı güzelleştiren bütün tasarımlar hep hayallerden doğdu, bunu unutma.

İstediklerini gerçeğin haline dönüştürebileceğin birçok yarım parçalar öylece etrafında seni bekliyor. Bunları değerlendirebilmek için kendine doğru soruları sormalısın. Nelerden hoşlanıyorsun? Nelerin yaşamında kalmasını istiyorsun? Neler ya da kimler mutlu ediyor seni? Bunlara cevap verirken ilk dikkat etmen gereken ve çıkış noktan içinden geldiği gibi davranmak olmalı.

Aldığın kahvaltılık çikolata ya da hazır kahve kavanozunu çok mu beğendin? Bu kavanoz yüzünde bir gülümseme mi oluşturdu? O zaman onu hayatına dahil et. Tükendiğinde atma, bir reçel kavanozu yap. Reçel yapmayı öğrenmek 5 dakika… Çocuğunun eskimiş oyuncaklarından hoşuna giden bir kumaş parçası vardı hatırladın mı? Onu da çöpe atmadan reçel kavanozuna şapka yap. Kırtasiyeden bozuk para ile bile alabileceğin bir kaç sticker al ve kendi el yazın ile yaz mesela: “Benim ayva reçelim :)”

Bu seni çok mutlu edecektir. Geri dönüşüm ve emek içeren her unsur kendi yaşamına ve bu dünyaya bir “+” (artı) demektir. Ekonomin için bir artı, sağlığın için bir artı, vaktin için bir artı…

Ve biliyorum ki her “+” (artı) seni bir adım daha yaklaştıracak, daha iyi, daha mutlu ve yeni bir “sana”.

 

Bilincim Sana Söylüyorum, Bilinçaltım Sen Anla

Bilincim Sana Söylüyorum, Bilinçaltım Sen Anla, Mustafa Çay, Çay Yayınları

Kitap Notları:

  • Değişim, süreklilik yasasıyla mümkündür ve bir şeyi değiştirmek için, bilinçaltı zihnine istediğin şeyle ilgili komutları sürekli olarak göndermelisin.
  • Kendini affetmediğin sürece başarılı olmayı, Sağlıklı olmayı, mükemmel bir anne/baba olmayı, iyi bir eş olmayı, iyi bir insan olmayı, harika bir dost olmayı ve kısacası muhteşem bir hayat yaşamayı unut!
  • Nefretin olduğu yerde sevgi barınamaz ve sevginin olmadığı yerde de hayat yoktur.
  • Gerçek zenginlik, olmayanı var edebilme gücüdür.
  • Para bir kâğıt parçasından başka hiçbir şey değildir. Paraya sadece biz bir anlam yükleriz.
  • Ne kadar hızlı koşarsan koş, eğer koşu bandının üzerindeysen, hiçbir yere gidemezsin. Kendini sınırladığın inançlar, senin yaşam yolundaki koşu bandındır. Koşarsın, yorulursun, didinirsin ama bir metre bile ilerleyemezsin…
  • Eğer parayı sevmediğini söylersen para da seni sevmeyecek ve sana hiç gelmeyecektir. Sevmediğin bir arkadaşının evine gelmesini ister misin? Gelse bile, onu hemen göndermeye çalışırsın. İşte para da o arkadaşın gibidir. Seversen gelir, sevmezsen gider.
  • Bir insan zengin gibi düşünerek yoksul kalamaz. Hem zengin hem de yoksul olamazsın. Hangi program güçlüyse, diğer program pes edecektir.
  • “Ne yani, bütün bunların olmasını ben mi istedim?” diyor olabilirsin. Bense, büyük bir yüreklilikle “Evet” diyorum sana. Evet… Sen seçtin.
  • Olay bir kere yaşanırken; zihninde onu yıllarca devam ettiren kim? Bunu da mı başkaları yapıyor?
  • Bir çocuk ağlar ve sonra oyununa kaldığı yerden devam eder. Çocuklar geçmişi biriktirmez. Mutsuzlukla çocuklar bile başa çıkabiliyorsa, bizler bununla dünden başa çıkarız. Büyüdüğümüz zaman yapacağımız şey de aynı. Tıpkı bir çocuk gibi, sadece yaşadığımız anın tadını çıkararak yapacağız bunu. Bunu yapmak çok basit ve eğlencelidir.
  • Hayır diyememenin temelinde yatan duygu kaygıdır. Çoğu insan, korku ve kaygı duygularını birbirine karıştırır. Korku, yaşanan duruma dair hissedilen duygudur. Kaygı ise; henüz yaşanmamış, ancak zihnimizin var ettiği bir durumdur.
  • Hayır diyememek, insana beraberinde iki yüzlülüğü de getirir. İçimizdeki ses, “Hayır” derken, dışımızdaki ses “Evet” der ve biz karşımızdaki insana karşı ikiyüzlü, kendimize karşı ise sahtekâr durumuna düşeriz.
  • Eğer bir ilişki, senin bir tane hayır cevabınla bitiyorsa, o ilişki zaten hiç var olmamıştır. Karşındaki seni, sen olduğun için sevmemiştir.
  • Hayır demek, kendimize saygı duymaktır, kişilikli olmaktır, güçlü ve sağlam ilişkiler kurmaktır.
  • “Hayır” demek bazen çok hayırlıdır.
  • İstemediği bir konuda hayır diyen insanlar, kendine güvenen ve kendine saygı duyan insanlardır.
  • Hiçbir mazeret, insanın kendisine değer vermemesi için geçerli değildir. Hayatta ne yaşamış olursan ol, ne kadar çok yanlış yapmış olursan ol, bunlar kendine değer vermemek için bir mazeret olamaz.
  • Kendini sev! Sen kendini seversen her şey yoluna girecek. Buna tüm kalbinle inan. Hayatındaki her şeyin yoluna girmesinin ilk adımı kendini sevmektir. Kendini sevmeye, kendine söylediğin kelimeleri değiştirmekle başlayabilirsin.
  • Olumsuz düşüncelerin bizde var olması, yaşadıklarımızla ilgili değildir. Tam tersi, biz olumsuz düşündüğümüz için yaşadıklarımız da olumsuzdur.
  • Her olumsuzluk, bize şükretmemiz için sunulan bir fırsattır. Her sorun, bize fark etmemiz için bir şeyler fısıldıyor.
  • Odaklan… Ama sadece olmasını istediğin şeylere odaklan.
  • Özgüven problemi yaşayan insanlar, kendilerini her an izleyen bir kamera olduğunu düşünürler. Bu duyguyu yaşayan birisi, hata yapmaktan kaçarken, devamlı olarak hata üstüne hata yapar.
  • Bir taş ustası, elindeki balyozla taşa vurmaya başlar. Onlarca, yüzlerce kez vurur ama taşta tek bir kırık bile yoktur. Yüzlerce denemeden sonra, bir an gelir ki, taş tuzla buz olur ve parçalanır. İşte bilinçaltı zihnimizdeki kökleşmiş programlar da, ancak böyle yıkılır.

Kazan-Kazan / Win-Win

Aslında çok basit bir şeyden bahsedeceğim. Diyelim ki günün birinde benden bir hizmet aldın. Ve memnun olduğun için kendine saklamak yerine çevrende de ilgili olabileceğini düşündüğün kişilere benden bahsettin. Dolayısı ile benim verdiğim hizmetten ve kalitesinden birçok kişinin haberi oldu.

Sonra o kişilerden biri de aynı hizmeti almak için bana geldiğinde adımı senden duyduğunu söyledi. Ben de bu durumdan memnun kaldığım için seni aradım, teşekkür ettim ve senin verdiğin hizmetler konusunda biraz konuştuk. Sonrasında ben de çevreme senden ve verebildiğin hizmetlerden bahsettim. Böylece sen de yeni kazançlar elde edebildin.

Vermeden ve Vermekten Korkmayı Bırakmadan Alamayacaksın

Farkettiysen hiç eksilen bir şey yok iken artan bir mutluluk ve kazanç var. Bunun ne kadar mükemmel ve bereketli bir şey olduğunu görmeni istiyorum. Kendinde olmasını istediğin şeyi artırmanın en kolay yolu onu başkasına vermektir. Ve bu böylece o kadar çok büyüyüp gider ki sonunda bolluk ve servet hiç de zor olmadan gelecektir.

Bu sayede herkese iyilik yapan mutlu, herkes tarafından iyi tanınan saygın, herkesin danışmakta ilk aklına gelen lider ve tabii ki herkesin beraber yol almak isteyeceği zengin biri olman kendiliğinden gerçekleşir.

Anlamak İçin Dinle

Bu şekilde bereketli bir sosyal çevre için öncelikle dinlemeni öneririm. Asla anlatman için karşı tarafın beklemesinden önce anlatmaya başlama. Tamamen ve detayları ile anlayana kadar dinle. Bu sayede sana danışan kişi eksiksiz olarak aktarabilecektir istediklerini.

Bu sayede sen iyi anladığın için ilk ve tek çaban ile karşındakine yardımcı olabilecek, O ise deneme ya da düzeltmeye gerek kalmadan ilk ve tek seferde çözümüne kavuşacaktır. Bu da demektir ki kısa sürede en fazla faydaya ulaşılacaktır, yani: “Kazan-Kazan / Win – Win”

Sinerji

Karşındaki insanın sizin ile aynı özelliklere, zevklere, anlayışa ya da yaşam tarzına sahip olmasını bekleme. Kendinde olanı ortaya koyarken ondakilerin yetersiz ya da alakasız olduğunu da düşünme. Bu birlikten gelen gücü engelleyecektir. Elde olanlar ile güçlü bir sinerji ve toplam bir kuvvet oluştur ki sonuçlar her ikinizi de bir adım  ileriye götürsün. Ve lütfen bunu yaparken nezaket içinde ve sevgiyle yap.

Cilala Parlat

Burada tamamen senden bahsediyorum. Kişisel gelişimin konusunda asla ve asla dur durak tanıma. Bu sonu olan bir yarış değil, bu dünyanın en keyifli yolu. Sürekli kendini geliştir ki yer neresi vakit ne zaman olursa olsun ışılda, parılda, yepyeni ve keskin kal.

Arnold Schwarzenegger

20 yaşında Mr. Universe, 7 defa Mr. Olympia, atlet, aktör, girişimci, yönetmen, model, politikacı, Barbar Conan, Terminatör, Cehennem Meleği, Alman aksanı ile ispanyolca konuşabilen tek amerikalı Arnold Schwarzenegger.

Net Bir Amacın Olsun

Günlük uğraşımı bitiriyor, silahları temizliyor, atış alanına gidiyor, günde 20 mili aşındırıyor, sabahın beşinde tüm teçhizatla onlarca engeli inip çıkıyor ve tabii ki bunların hepsini ağır bot ve elbiseler ile birlikte yapıyorduk. Akşam olduğunda herkes ölmüşcesine yığılıyordu.

Ben ise 3 saat daha kendi çalışmama devam ediyordum. Ve sabah da herkesten erken kalkıyor, şınav, mekik ne yapmam gerekiyorsa aksatmadan her gün yapıyordum. Çünkü zihnimde tertemiz bir adanmışlık ve saplantım vardı. Onlar için normal bir sportif faaliyet olan şeyin benim için ne olduğu hakkında kimsenin bir fikri yoktu. Bana spor aleti imkanı sağlanmayan zamanlarda merdiven basamaklarını, sandalyeleri kullanarak çalışmalarımı yapmaya devam ettim.

Hemen herkes gittiğim yolun doğru olmadığını, hayal dünyasında yaşadığımı, işe yaramaz ve değersiz olduğumu söyleyip durdu. Benim için hiçbiri önemli değildi, hedefim belliydi, orada duruyordu ve ben ona varmalıydım. Dünya Şampiyonu ben olacaktım.

Büyük Düşün

Büyük düşün ki bu seni daha büyük yapsın ve böylece en büyük şeyleri başarabilesin. Bu en önemli şey. Büyük işler kazara başarılmaz. Yükseğe nişan al, gökyüzünü hedefle, yıldızlara gözünü dik.

Sorumluluklarını Varlığa Dönüştür

Barbar Conan çekileceği zaman yönetmen geldi ve şöyle dedi : “Eğer seni bulamasaydık, bir tane üretmemiz gerekecekti.”

Terminatör çekilirken yönetmen geldi ve şöyle dedi: “Senin aksanın ve vücudun olmadan bir Terminatör hayal edemiyorum. Normal bir Amerikan aksanı ile “I’ll be back” repliğini düşünemiyorum. Alman aksanın ile bu mükemmel oldu.”

Ben de bu şekilde kendimde olanların her birini birer servete dönüştürerek filmden filme, rolden role kendimi geliştirdim ve Terminatör 3 de 30 Milyon Dolar ile en yüksek ücretli aktör ünvanına kavuştum.

Gerçekçi Olma

Ben Holywood hayallerim için çabalarken en çok duyduğum şeylerden biriydi, “gerçekçi ol.” Aksanım vardı, çok büyük bir vücudum vardı ve tabii ki kimsenin doğru telaffuz edemediği bir ismim…

O günlerden benimle birlikte kimlerin geldiğine bir baksana. Dustin Hoffman, Al Pacino, ne kadar kısa boylu adamlar. Woody Allen, hani sadece bir sex sembolü idi.

Valilik için çabaladığımda da aynı sözlerle karşılaştım, “şaka yapıyor olmalısın, asla kazanamazsın, vazgeç.” Umurumda bile olmadı. Gençliğimde Mr. Universe için ne yaptıysam aynısını yaptım ve aynı sonucu aldım. 

Hayalperest

İdeallerin ve hayallerin sana başarman ve gerçekleştirmen için bahşedilmiş birer hediyedir. Bir şeyler üretecekmiş gibi, ender olan bazı şeylerin kıpırdadığını hissediyorsan içinde, seni tebrik ediyorum, gelişmeye hazır ve buna değersin.

Çok değerlisin, üzerine titrenmeli, alkışlanmalı, omuzlar üzerinde taşınmalısın. Çünkü sen hayal kuruyorsun, çünkü sen kendine inanıyorsun, çünkü senin başaramayacağın hiçbir şey yok.

Senin hayatın hayallerinden ibaret ve sen hayallerine uygun kendi gerçekliğini yaratabiliyorsun. Genişlemesi gereken ufukları genişletiyor, kendini geliştiriyor, bulunması gereken yolları buluyorsun. Zor olabilir ama olanaksız değil ve sen bunu çok iyi biliyorsun.

Mantığına kanmıyor, hislerine kaptırıyorsun  ve ne kadar mantık dışı görünse de başkalarına sen sonuçlara yürüyorsun. Hayallerini gerçekleştirmek senin kaderin, senin olmazsa olmazın.

Böyle gelmiş böyle gider düsturunu kabul etmiyorsun, edemezsin. İstedikleri kadar duvarları olsun, her türlü engel olsun senin için kayda değer değil. Çünkü sen biliyorsun ki çevrende ve günlük hayatında ne varsa, onları yapanların hiçbiri senden daha zeki ya da özel değildi. Onlar başardılar sen de başaracaksın.

Bugünden yarına aynı sen olamazsın. Zor ise kolay olana kadar çalışırsın. Bilmiyorsan öğrenene kadar araştırır ve okursun. Yavaşlatsalar bile durmazsın. Hayallerine olan tutkun senin sonsuz enerjin, senin ödülün ve sen buna değersin.

Hiçbir karanlık seni korkutamaz çünkü sen ışık saçansın.