Bunu Sadece ve Sadece Sen Yapabilirsin

Eğer onları kovalayacak cesaretin varsa, bütün hayallerin gerçekleşir. // Walt Disney

Kendini ada. İnan. Hayatı yaşa. Yolculuğa başla.

İstediğin şeylere baktıkça, geleceğine bakmaya başlarsın. Demek istediğim ve önerdiğim şey şu: Hayatının kontrolünü eline almak ve geleceğini yeniden inşa etmek, şiddetli olacak. Sadece geleceğine bak ve kendini her gördüğünde bir şeyleri yapabileceğini söyle. Kendini buna alıştır. Yeniliklere ve senin için oluşacak fırsatlara açık ol. Kendini tam anlamıyla yakalamalısın.

Kendini bu süreçte cesaretlendirmelisin: “Bunu başarabilirim! Bunu yapabilirim çünkü bu bir şekilde benim için gerçekleşebilir.” Kendine, gücün, kabiliyetin ve ihtiyacın olan her şeyin içinde olduğunu hatırlatmalısın.

Rahat olan konfor alnının dışına çıkmalısın. Şu ana kadar sevmediğini söylediğin şeylerin birçoğunu denememişsindir bile. Kendine bir fırsatı denemek için cesaret ver. Kendini rahatlat ve hep hayalini kurduğun kişi olup olamayacağını gör.

Neyin hayalini kurarsan kur, o hayal sana verildi. Evet sana verildi. Bunu kimse senin için yapmayacak. Bunu sen yapacaksın. Kimse senin başarılarını kaydedip senin kitabını yazmayacak. kimse sana bir iş yeri açmayacak ya da kimse senin okul ve günlük ihtiyaçlarını üstlenmeyecek. Kimse süper bir ekonomik fikirle çıkıp gelmeyecek.

Şu anda sahip olduğun ve seni her durumda ayakta kalmaya zorlayacak bir fikir var. En öncelikli işin onu bulmak. Her ne ise…

Ve bir noktada düşüp kalacaksın. Bu da tecrübe etmen gereken bir şey. Zorlukları ve engelleri aşmaya hazır olmalısın. Rahat ol, bunlar olacak.

Şimdi bir karar vermelisin. Sahip olduğun ne varsa vereceksin. Daha önce hiç vermediğin gibi vereceksin. Neden mi? Çünkü hayatın için vereceksin ki, verecek bir hayatın olsun. fark edeceksin ki ne kadar çok verirsen o kadar çok verebileceksin. Ne kadar çok paylaşırsan, ne kadar çok bilirsen, o kadar tutku dolu olacaksın.

Evsiz insanların ve ne yöne gideceğini bilmeyen gençlerin olduğu bir zamandayız. İnsanların devasa boşluklara düştüğünü hissettiği, işsiz insanların, kötü yürekli insanların, düşüp kaybolmuş insanların zamanlarındayız. Bütün olanlara rağmen, her şeye rağmen, insanlar yapabilecekleri bir şeyler olduğuna karar veriyorlar. Sen de ortaya çık ve bir şeyler YAP!

İnsanlığa yardım etmenin bir yolunu bulabilirsin. Hayatındaki en önemli hizmet için bir yol bulabilirsin.

Biri dizlerinin üstüne düştü diye bir daha kalkamayacak değildir. Başarısız olacağına ya da hayallerine ulaşamayacağına dair kimse kesin bir şey söyleyemez. Kimse yapamayacağını söyleyemez. Kimse bunu yapamaz. Bunu sadece ve sadece sen yapabilirsin.

Görüyor musun? Bir kere aklına yenildin mi her şey biter.

Çoğumuz sıramızın hayat tarafından kontrol edilmesine izin verdiğimiz için, kontrolü elimize almamız gerekirken, kontrol hayatın elinde olduğu için otomatik haldeyiz. Sadece kalabalıkları takip ediyoruz.

Hayallerine göre davran. Konum ve olanaksızlıklara rağmen bunu yapabilirsin. Bu birçok kişi için de ilham olacaktır. Ve tabii ki bunu da sadece ve sadece sen yapabilirsin. 

Bruce Lee ve Su Gibi Ol Felsefesi

Dövüş sanatları çok çok derin bir anlama sahiptir.

Benim hayatım söz konusun olduğunda, bir aktör olarak, bir dövüş sanatçısı olarak, bir insan olarak, tüm bunları dövüş sanatlarından öğrendim. Belki bunun anlamını bilmeyenler olabilir.

Dövüş sanatları bütün mücadele sporlarını içerir. Karate gibi, Judo gibi, Kung-Fu ya da Çin Boksu ya da her dersen, bunların hepsi. Aikido, Taekwondo v.s. … ama bu dövüşün kavgacı formu. Yani bazıları spor olmuştur ama hala sanat değildir. Bazıları kuvvet göstermek için kasık tekmelemek, göze parmak sokmak gibi şeyler kullanır.

Bilginin tümü önünden sonunda kendini tanımayı ifade eder. İnsan vücudunu ifade etme sanatı…

Anlatmak istediğim şey şu ikisinin birleşimi: Doğal içgüdü ve doğal kontrol. Uyum içinde ikisini birleştiriyorsun. Eğer birine aşırı seviyede sahipsen gerçekten bilim dışı olacaksın. Eğer diğerine aşırı seviyede sahipsen, birdenbire, mekanik biri oluverirsin. Artık insan değilsindir. Bu ikisinin bir kombinasyonudur ve bu nedenle bu ikisinin saf doğallığı ve yapmacıklığı olmamalı. Amaç her ikisinin de kombinasyonu. Ying ve Yang…

Stillere artık inanmıyorum. Çin tarzı dövüş, Japon tarzı dövüş ya da başka herhangi bir tarz dövüş diye bir şey olduğuna inanmıyorum. Çünkü insanoğlu 3 kollu ve 4 bacaklı olmadıkça farklı bir dövüş biçimimiz olmayacaktır. Sadece iki elimiz ve iki ayağımız var. Stiller sadece insanları ayırmakla kalmaz. Bir de doktrinleri vardır ve o doktrinler değiştirilemez haline gelir. Eğer stiliniz yoksa sadece şunu sorarsınız: “İşte buradayım ve sadece bir insan olarak kendimi nasıl ifade edebilirim?” Stil bir kristalleşmedir.

Özünde dövüş sanatları, kendini dürüstçe ifade etmektir. Bunu yapmak çok zordur. Benim için şov yaparak şımarmak ve bu şımarıklık duygusuyla coşarak hava atmak çok kolay. Bir sürü sahte şey de yapabilirim ve sana süslü hareketler de gösterebilirim. Ama kendini dürüstçe ifade etmek, kendi kendine yalan söylememek, işte bu, yapılması zor bir iştir. Bunun için antreman yapmak zorundasındır.

Zihnini boşalt. Biçimsiz ol. Şekilsiz… Su gibi. Suyu bardağa koyarsın, bardak olur. Suyu şişeye koyarsın, şişe olur. Çaydanlığa koyarsın, çaydanlık olur. Su hem akabilir, hem gürleyebilir. Su ol dostum. 

Süperstar kelimesi gerçekten canımı sıkıyor. “Star” kelimesi bir adam için illüzyon gibi. Halk seni yüceltir. Bir aktör olarak eğer biri “sen çok iyi bir aktörsün” derse, kibar ve tevazu sahibi ol. Bu süperstar’dan çok daha iyidir.

Hayallere Kavuşmak ve Başarıya Ulaşmak İçin ATLA!

Seninle bir şey paylaşmak istiyorum. Her başarılı insanın yapması gereken bir şey söyleyeceğim. İnan ya da inanma dünyadaki her başarılı insan ATLAdı.

Bununla ne demek istediğimi anlatacağım. Önünden sonunda atlamak zorundasın. Bu hayatta öylesine var olup gidemezsin. Çıkmayı denemelisin. Eğer uyandığında hayatında daha fazlası olması gerektiğini düşünüyorsan, önce inanmalısın. Tüm kalbinle inanmalısın ama o hayata ulaşmak için atlamak zorundasın.

ATLA!

Peki ne demek bu atlamak? Allah her ruhu bir yetenek ile yarattı. Bunu bahşetmediği hiçbir ruh yok. Koşmak, görmek, çizmek, öğretmek… Çok daha fazla sayabilirsin. Bazıları herkesten daha iyi tavuk kızartır ya da turta pişirir. Kimi iyi saç keser kimi ise çimleri biçmekte iyidir. 4 milyon dolardan fazla kazanan çim biçiciler, 800 bin dolardan fazla kazanan araç temizileyiciler var bu dünyada. Bu onlara bahşedilen yetenekti ve bunda ilerlediler.

Yapmayı sevdikleri işi yaptılar ve başardılar. Sen de bu yeteneği tanımlamalısın.

Şimdi beni iyi dinle. Çevrendeki insanları gözlemlediğinde, hayat uçurumun kenarında gezinip durduklarını görürsün. Bazıları da senin imrendiğin hayatı yaşıyordur. Geziyor, eğleniyor, bolluk, bereket ve refahın tadını çıkarıyordur. Bunu nasıl yaptığını düşündün mü? Yeteneğini tanımlamış ve bu yeteneğinin içinde yaşıyordur.

Yeteneğin sana bu hayatta bir yer açacaktır. Bu tüm kutsal kitaplarda bile yazar. Yeteneğinden bahsediyorum, eğitiminden değil. Eğitim almak tabii ki çok doğru ve güzel bir şey fakat yeteneğini kullanmadığın sürece seni sadece belli bir yere kadar götürecek ve emin ol bu yer sıradanlığın ya da ortalamanın pek dışında bir yer olmayacak.

Asıl Mesele Yeteneğin

Yeteneğini görmenin ve fark etmenin yolu ise atlamak. Yeteneğini paraşütün yapacak, uçurumdan atlayacak ve ipi çekeceksin. Bu yetenek açılır ve sana kaldırma kuvveti sağladığında yükseklerin tadını çıkarabilirsin. Aksi takdirde sadece işe gidersin. Ve her gün nefret ettiğin ya da sevmediğin bir işe gitmek yaşamak değildir emin ol. Bu sadece var olmaktır, ama yaşamak değil…

Yaşamanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek için atlamalısın. Doğruları söylemem gerekirse ilk atladığında yüksek ihtimal ile paraşütün açılmayacak. Çakılacaksın! Yaraların ve kanaman olacak. ama önünden sonunda o paraşüt açılmak zorunda. Bu bir teori değil, SÖZ! Bu sana bahşedilen, senin hayat amacın ve o paraşüt mutlaka açılacak. Yeter ki atlamaya devam et.

Hiç atlamazsan o paraşüt neden açılsın ki? Açılmak zorunda ama önce senin atlaman gerek.

Güvenli Yol

Bunun yanı sıra güvenli yolu da seçebilirsin. Hayatının sonuna kadar o yamacın kenarında dolaşıp durabilirsin. Sana bu konuda da bir söz verebilirim. O yamacın kıyısında durduğun ve atlamadığın sürece o paraşüt asla açılmayacak. Asla bilemeyecek, asla tecrübe edemeyeceksin.

Önünden ne kadar güzel bir hayat var bilemeyeceksin. Bu dünyada senin için ayrılmış ve orada bekleyen ne kadar bolluk ve bereket var bilemeyeceksin. Sadece yamacın kenarından onları tecrübe edenleri seyredeceksin.

Bu o refaha ulaşmanın tek yolu. Atlamak zorundasın. Risk almalısın. Cesaret göstermelisin. Atlamak zorundasın.

Bütün bunları konuşurken aklından neler geçtiğini tahmin edebiliyorum. Borçların var… Faturaların var… Kredilerin var… Ya maaşın?… Şu güvendiğin ve dert ettiğin şeylere bir bakar mısın lütfen. Ben sana sonsuz güçten, yaratandan ve onun seni bırakmayacağından, tutacağından ve düşmene izin vermeyeceğinden bahsederken senin güvenmeyi tercih ettiğin şeylere bir bak…

Kendine bir iyilik yap ve ATLA! Bu dünyadan gitmeden önce ATLA! Ölmeden önce ATLA! Bir kerecik olsun ATLA! Ve korktuğun gibi olmadığını bir kerecik olsun gör. Bir daha ısrar etmeme gerek kalmayacak.

Sadece ATLA!

Para Sorunu Olmadan Bir Yaşam İster Misin?

Gözlerini kapatıp hayal ettiğinde seni en çok mutlu eden, seni en çok heyecanlandıran yaşam şekli nedir? Hayattan beklentin ne?

Zaman zaman geleceğe dönük planlar hakkında konuşulduğunda gelecekte ne yapmak istediğimiz ile ilgili en küçük bir planım, en küçük bir fikrim yok denir. İlk sorulması gereken soru:

“Şayet para sorun olmasaydı nasıl bir yaşam sürmek isterdin?”

Kimileri “ben şair olmak isterdim” der. Bazıları “ben ressam olmak isterdim”… Ben yazar olmak isterdim, atlarla açık havada haşır neşir olduğum bir yaşam tarzı isterdim… Ama biliyoruz ki bu şekilde para kazanılamaz ki.

Onu YAP o zaman. Parayı da dert etme. Çünkü düşünsene, paranın hayatımızın merkezi ve temel hedefi olarak sürdürülen bir yaşam içerisinde, seni çok tatmin etmeyen işlerde, çok tatmin etmeyen şeyleri yaparak harcıyorsun ömrünü.

Aslında dolu dolu ve anlamlı bir şekilde yaşanmış bir ömür, upuzun ama mutsuz yaşanmış bir ömre kıyasla çok daha kıymetli bence. Hem ne yaptığın çok da önemli değil. Bu yaptığın şeyi tutkuyla, ihtirasla, severek yaptığın için, bir süre sonra ustalaştığında, istediğin ücreti de almaya başlayacaksın.

Asıl sorun, yapmaktan tatmin olmadığın işleri yaparak kazandığın paralar ile yaşamaktan mutlu olmadığın bir yaşam tarzını sürdürmeye çabalamak kısır döngüsü. Tatmin dolu ve anlamlı bir yaşam sürmek için bu sorunun cevabını kendi içinde araman lazım:

“Şayet para sorun olmasaydı nasıl bir yaşam sürmek isterdin?”

………………

Para sorunu olmadan bir yaşam ister misin? Sorun etme o zaman…

Başkalarını ve Dediklerini BOŞVER!

Elizabeth Taylor’a bir röportaj esnasında eleştirmenlerin filmleri ya da yaptığı diğer işler hakkında yazdıklarında, olumsuz olanları okuyup okumadığı sorulur. “Hayır, onları okumuyorum” der ve gazeteci neden okumadığını sorar. Cevap mükemmeldir:

“- Çünkü onların yazdıklarına inanmaya başlamak istemiyorum. Öte yandan olumlu olanları da okumuyorum. Çünkü onlara da inanmaya başlamak istemiyorum. ”

Başkaları Ne Der?

Her şeyin başka birisinin bakış açısı ya da fikri olduğunu anlamalısın. Çok fazla insan başkalarının ne düşündüğünü umursayarak çok fazla zihinsel enerji kaybediyor.

Başarısızlıkları yüzünden başkalarının ne düşündüklerini önemsiyorlar. Korkuları yüzünden başkalarının ne düşündüklerini önemsiyorlar. Şunu ya da bunu yapmak istemiyorum çünkü birileri benim hakkımda kötü düşünecek ya da konuşacak diye düşünüyorlar.

Kendi zihnini analiz etmeyi bıraktığında yapmaktan vazgeçtiğin ya da şu anda yapmakta olduğun şeyleri daha iyi yapabildiğine çok ama çok şaşıracaksın. Çünkü bilinçaltında başkalarının hakkında ne düşüneceği konusunda endişeleniyorsun. Ve bu endişelenme büyümeni, ilerlemeni ve yapman gereken şeyleri yapmanı engelliyor.

Kendini Durdurma

Kendini durduruyorsun. Çünkü enerjini kendine değil başkalarına ve onların diyebileceklerine yönlendiriyorsun: “Benim hakkımda ne diyecekler? Ya şöyle derlerse, ya böyle derlerse?…” 

Bu yüzden pek çok insan başarıya giden yolda başarısız oluyorlar. Bunu bir düşün ve başkalarının ne düşündüğü konusuna takılma. Çünkü bu zihninde yer kaplıyor. BOŞVER!

Yeni Bir Başlangıç, Yepyeni Bir Son

Ölüm, insanın en korktuğu şey değildir. Hayatın sonuna geldiğinde sahici bir yaşamının hiç olmadığını fark etmesidir.

Bir hastanede yapılan araştırmada, ölüm döşeğindeki 100 yaşlı insana, hayatlarının “en büyük pişmanlığı” soruldu. Hemen hepsi yaptıklarından değil, “yapamadıklarından” pişman olduğunu söyledi. Alamadıkları riskleri, peşine düşemedikleri hayalleri…

Sana soruyorum: “Son sözlerin ‘keşke’ mi olmalı?” 

Uyan artık! Neden varsın? Hayat çalışmak, hafta sonunu beklemek ve kiranı ödemek değil. Hayır! Her şeyi bilmesem de bunu biliyorum. Bu dünyadaki herkesin bahşedilmiş yetenekleri var.

İnsanlar hayallerini seçmezler. Hayaller insanları seçer. Sorum şu: “Cesaretin var mı seni seçen hayali gerçekleştirmeye? Yoksa onun elinden kaçıp gitmesine izin mi vereceksin?”

Çoğumuz hırsızlıklardan korkarız. Gece gelir her şeyimizi çalarlar. Aslında zihninde de bir hırsız var, hayallerinin peşinde. Onun adı “şüphe (endişe)” ve senin hayal ettiklerinden çok daha fazlasını öldürdü. Onun birçok yüzü var. Bir virüs gibi seni kör eder ve parçalar.

Ve sen “gibi yaparsın.” “Gibi yapmak” yetmez. “Gibi yapmayı” biliyorsun, çok fazla “gibi yapan” insan var. Kariyer değişikliği ister “gibi”… Sürekli 100 almak ister “gibi”… Formda olmak ister “gibi”… Eğer “gibi” yapmak istiyorsan, sonuçları da almış “gibi” yaparsın.

Hayalin ne? Onu tüm kalbinle istemelisin. Çabalaman gerekecek mi? Evet, çabalayacaksın, başka yolu yok. Çok kez tökezleyeceksin, ama olsun. Şunu unutma: “Pürüzsüz bir dağ” diye bir şey yoktur. Eğer zirveye çıkmak istiyorsan, keskin sırtları aşmak zorundasın. Bazı zamanlar strese gireceksin, depresif olacaksın. Sana bir diyeyim: Steven Spielberg, film okullarından tam 3 kez red cevabı aldı, ama O devam etti. Televizyon yöneticileri Oprah Winfrey’i “TV’ye uygun değilsin” diye kovdu, ama O devam etti. Eleştirmenler Beyonce’ye “sen şarkı söyleyemiyorsun” dedi, ama O devam etti.

Mücadele ve eleştiri gelişmek için olmazsa olmaz. Evrenin kuralı böyle ve bu herkes için geçerli. Eğer hayat acı çekmek ise nasıl bir acı olacağını seçebilirsin. İster başarıya giden yolda çekersin acıyı, ister “pişman” olarak.

Bana sorarsan, iki kere düşünme. Bize bir mucize verildi, onun adı “hayat”. Sakın boşa harcama. Sen geçmişinle tanımlanamazsın. Sen aslında her an yeniden doğmaktasın. Sahip çık! ŞİMDİ!

Bazen boşluğa atlamak ve kanatlarını açıp süzülmek zorundasın. İyisi mi kurtul artık şu halinden. Zaman geçiyor ve hayatının tekrarı yok. Eğer sana bahşedileni kullanmazsan, sadece sen değili, bütün dünya bundan “eksik” kalacak. Bu dünyanın şarkısında sen de yer almalısın.

Geçmişe dönüp yeni bir başlangıç yapamazsın. Ama şimdi başlayabilir ve yepyeni bir son yazabilirsin.

Sonsuz Bilinç

Şu an bilgisayarın ve cep telefonunda birçok yazılım ve sembol (icon) var. Herhangi bir sembole tıkladığında seni hemen yeni bir dünyaya taşıyacaktır. Taze ve kısmi bir gerçeklik ile karşılaşacaksın.

Cihazın içinde neler oluyor? Birçoğumuz cihazın parçalarını bilmiyoruz ve aslında bu umurumuzda da değil. Tüm istediğimiz o kısmi gerçekliğin, aradığımız dünyanın algısal deneyimi. Tıklıyor ve kullanıyorsun. Sadece bu kadar.

Eğer teknik bir altyapısı olan bilgisayar mühendisi ya da yazılımcı isen cihazın içinde neler olduğu konusunda bazı bilgilerinde olabilir. Çeşitli matematiksel işlemler, 1 ve 0 dizilimleri, aç-kapa’lar (ON / OFF)… Kavramsal bilimin lisanı ile, algısal dünyaları uyandıran AÇ (ON) ve KAPA (OFF) işlemlerini tetikleyen sembol ve yazılımları kullanan bir bilinçsindir aslında.

Daha da derine gidelim. Her birimiz, tüm yaşayan türler, böceklerden bal arılarına ve yunuslara kadar hepimiz, algısal organlarımız ve beynimizi kullanan bilinçleriz. Daha derindeki, algısal deneyimleme olarak açığa çıkan, mekansız sanal olabilirlik alanı ile karşılıklı iletişim halindeyiz. Bilinçlerimizin yol açtığı sayısız algısal gerçeklik var.

İşte sonsuz bilinç, sınırsız potansiyelde var olan bütün bu algısal gerçekliklerin yeridir. Gördüğün gerçek olan değildir. Algısal gerçekliğin var olan gerçeklik değildir. Kendine bir sor: “Kim bakıyor?” Sen ve ben, evrenin belirli bakış açısıyla kendine bakan gözleriz.

İşte Allah burada ve tüm var oluşun kendi özünce manalarını seyrediyor. Dünyanın belirli bir gerçek görünüşü yoktur. Sadece farklı resimler ve farklı bakış açıları vardır.