Reaktif ve Proaktif

Sana tanıdık bir hikaye anlatayım. Spor yapman gerekiyor diyelim ki gerekiyor zaten. Planını yaptın ve hazırsın. Birinci gün bir de baktın ki yağmur yağıyor ve hava düne göre biraz daha soğumuş. Yarın uygulamak üzere planını ertelersin. Ertesi gün gelir, bir de bakarsın dünkü soğuktan dolayı biraz rahatsız gibisin. Hasta mı olacaksın nedir? Tekrar ertesi güne erteleyerek yatağa geri dönersin. Bir sonraki gün gelir, meğer hafta sonuymuş. Malum tatil, aile ile vakit geçirmek gerekiyor falan derken yine ertelersin. Böyle böyle derken aradan bir ay geçer. Spor planından haberdar olan bir arkadaşın ile karşılaşırsın ve O da sorar haliyle: “Nasıl gidiyor?” Başlarsın sıralamaya : “Ya çok meşguldüm, işler de yoğunlaştı, araya tatil falan girdi. Bir de hasta oldum ki sorma. Yılbaşında başlayacağım artık.”

Şimdi aynı planı yapan bir başkasını anlatayım müsadenle. Bu arkadaşımızın da spor yapma isteği var ve yine aynı şekilde günlük planını yapmış durumda. Birinci gün bir de bakar ki hava yağışlı ve serin. O zaman üzerime paltomu ya da hırkamı almam gerekir der ve çıkıp sporunu yapar. Ertesi gün gelir, sanki biraz hasta gibidir. Bunda dünkü soğuğun etkisi olmuş olabilir. O halde bugün 30 dakika yapsam yeterli olur der ve sağlığını tehlikeye atmadan çıkar ve sporunu yapar. Üçüncü gün hafta sonudur ve tatil olduğu için yarım saat erken uyanır ve ailesi ile vakit geçirmeden önce kendine bir zaman yaratarak çıkar ve sporunu yapar. Bir ay sonra spor yapma fikrinden haberdar olan arkadaşı ile karşılaştığında o arkadaşının bir şey sormasına gerek yoktur. Çünkü çok daha sağlıklı, güçlü, hızlı, enerjik ve aydınlık görünmektedir.

İşte birinci bahane sevici arkadaşa “reaktif”, ikinci istikrar küpü arkadaşa “proaktif” denir.

  • Reaktif dış etkenlere göre hareket ederken, proaktif kendi kararlarına göre hareket eder.
  • Reaktif için önce duygular ve durumlar belirleyici olur, proaktif için ise kendine ve hayatındaki olgulara verdiği değer belirleyicidir.
  • Reaktif her zaman endişe içindedir ve sürekli kendi elinde olmayan şeylerden ve olumsuzluklardan bahseder durur. Proaktif ise yapabileceği iş ve konulara odaklıdır. Kontrol edemeyeceği ya da engel olamayacağı konuları çözüm odaklı olmak kaydı ile bırakır.

Bu tanımlara dikkat et lütfen, RE AKTİF tanımında önce bir eylem ya da iş vardır (AKTİF) ve bu eylem ve işe göre davranan sen (RE). Rüzgar nereden eserse o yönde hareket etmek dediğimiz durumdur bu. PRO AKTİF tanımında bir eylem ya da iş yine vardır (AKTİF) ama sen buna hazır ve istekli olarak öncesinde farkındasındır (PRO).

Yani sabah spor yapmak isteyen reaktif yataktan kalktığında pencereden dışarı bakarken proaktif bir gün öncesinde hava durumunu kontrol etmiştir bile. Reaktif sabah işinin başına geçtiğinde, “bugün ne yapacaktım?” diye düşünürken proaktif zaten bir iş planı ve yapılacaklar listesi hazırlamıştır hafta başında. Reaktif işleri bittiğinde evine giderken proaktif akşam eve kaçta gideceğini bildiği için işlerini o vakitten önce bitirmiştir.

Çok daha anlaşılır bir benzetme ile reaktif Civciv Calimero, proaktif Superman‘dir. Şimdi günlük hayatına bak lütfen, reaktif misin, proaktif mi?

Bob Proctor

“İnanırsan her şey mümkün” mottosunun babası, Secret (Sır) ‘ın sevimli ak saçlı modern gurusu, çekim yasasının üstadı olarak para, bolluk ve bereket konusunda tüm dünyaya yeni bakış açısı ve umut veren adam, Bob Proctor.

Harekete Geç

Bir dostum bana insanları en çok durduran şeyin başlamak olduğunu söylemişti. Birçok insan başlarken pes ediyor çünkü. Harekete geçmezsen nasıl ilerleyeceksin.

Erken uyan ama gerçekten uyan. bana göre uyanmak gözlerini açtığın an değil ayaklarını yere bastığın andır. Hemen harekete geç ve amaçlarını sırala. Ne yapmak için harekete geçtiğin önemli olan, nasıl olacağı konusunda düşünmene gerek yok. Sadece ilk adımı at ve ilerle.

Amaçlarını sırala ve teker teker üzerilerine git. Birinciyi bitirmeden ikinciye başlama. Birinci için çabalarken üçüncüyü düşünme. Ve bunu her gün tekrarlar. Birinci, ikinci, üçüncü… Nasıl yaparım diye düşünme, sadece harekete geç, yol sana kendini gösterecektir.

Sağlam Sebepler

Dünyanın hemen her yerinde çalıştım. Ve gittiğim her yerde insanlara gerçekten ne istediklerini sordum durdum. Anladım ki kimse adam akıllı bir şeyler istemiyor.

Tatile çıkmak istiyorum, araba satın almak istiyorum, bir evim olsun gibi cevaplarla karşılaştım sürekli. Sürekli almak, satın almak, harcamak temelli cümleler kuran insanlar ile karşılaştım. Hiç kimsenin finansal özgürlüğüne dair bir fikri ve amacı yoktu.

Başarısızlığın asıl sebebi de bu ne yazık ki. İnsanlar kendi hayatlarını satmaktalar ama ne için? Bir ev ya da bir araba için insanın kendi hayatını harcaması normal mi sence. Hayatta başarılı olmak ve yaşadığını iddia edebileceğin bir hayat için sağlam ve tutku dolu olabilecek amaçların, sebeplerin olmalı. Senden daha büyük, senden daha değerli olduğunu düşündüğün bir amaç ve ideal üzerine tutku ile çalışmalısın.

Hayal Yoksa Hayat Yok

Kimse hayal gücünü kendi için kullanmıyor. Birçokları hayal gücünü kendine karşı kullanıyor. Çünkü istediklerini hayal etmek yerine sürekli istemedikleri şeyleri düşünmekle meşguller.

Kalemini al ve gerçekten ne istediğini, bu hayatta ulaşmak istediğin noktayı yaz. Ama bunu şimdiki zaman kipi ile yaz. Şu anda o halde ve o durumu taşıyormuş gibi. Yazmak sana ulaştığın o anı düşündürecek. Düşünmek ise sana o anı birebir hayal etme gücü verecek. Ve bu gerçeklik senin zihninde yaratılmış olacak.

Günlük hayatında kullandığın telefon da televizyon da bilgisayar da ekran da… aklına ne geliyor ise her biri bir zamanlar bir insanın zihninde canlanmıştı. Şimdi her yerdeler. Van Gogh’a nasıl böyle güzel işler çıkardığını sorduklarında cevabı hazırdı: “Önce ne çizeceğimi hayal ediyorum, sonra hayallerimi çiziyorum.”

Öz Değerini Yükselt

İnsanların seni nasıl gördükleri ya da dışarıdan nasıl göründüğün konusunda endişelendiğini biliyorum. Ama önemli olanın bu olmadığını anlamalısın. Önemli olan sen kendi içinde kendini nasıl görüyorsun.

Öz değeri yüksek insanlar dışarıdan görünmezler dışarıdan bilinirler. Ondaki hal kendini belli eder ve tüm giysilerinden, arabasının modelinden, saatinin markasından çok önde ve önce kendini gösterir. Şu konuda da emin olabilirsin, arabaları da saatleri de bu sebeple çok güzeldir. 🙂

Kararlarını Kendin Ver, Kararlarına Sahip Çık

Karar vermeyi öğrenmelisin önce. Düşünüp durarak vakit kaybetmek yerine karar verebilmelisin ki harekete geçebilesin. Ve bir nihayetin karar olabilmesi için ona sadık kalman çok önemli. Aksi takdir de o bir karar olmak yerine boşa geçirilen, yitik bir çaba ve zaman olacaktır. Şunu asla unutma, dünyayı değiştirenler karar verirken çok hızlı, kararlarını değiştirir ya da kararlarından vazgeçerken çok yavaş olan insanlardır.

İNAN!

İnanırsan her şey mümkün. Bunun üzerinde çok uzun zamandır çalışıyorum ve hangi kaynağa bakarsam bakayım, ister din olsun ister bilim, benimle aynı şeyi söylüyor.

İnanırsan her şey mümkün!

Bir Timsah Nasıl Öldürülür?

Memnun musun? Çok dikkatli ol o zaman, büyük tehlike içindesin. Lütfen rehavete karşı dikkatli ol.

Memnun olma, rehavet ve zafer anı motivasyon açısından çok faydalı ve etkili bir zaman dilimi olsa da seni ertelemeye, ara vermeye ve en kötüsü oldu sanarak bırakıp durdurmaya neden olabilir.

  • “Böyle mutluyum ben.”
  • “Bu şekilde devam etmesi yeterli, mutluyum.”

Bu düşünce ve cümlelere çok dikkat etmelisin. Hele bir de başarı ya da pozitif etkinin dışında bir de para kazanmaya başlamış isen neler olur neler…

Kral sensin… En üst sırada sen varsın… Herkes beklemesini bilecek… Tamam artık, her gün yapman gereken ilerleme bitti artık… Zaten zirvedesin….

Bir timsah nasıl avlanır biliyor musun? Karnı doyduktan hemen sonra… 🙂 Yemeğini yedikten sonra neredeyse felç olur ve istersen öldürebilirsin bile. UYAN! Başarı bir sonuç değil süreçtir. Gelişim ve ilerleme devam etmiyorsa başarıdan söz edemezsin.

Her zaman aç olmalısın. Gelişime, ilerlemeye, daha iyiye ve daha güzele her zaman aç olmalısın. Çünkü her zaman daha iyisi ve daha güzeli vardır. Ve sen her zaman daha iyisini ve daha güzelini hak ediyorsun.

Farkında olman gereken nokta şu: sen rahatlık aramıyorsun aslında. Aradığın şey özgürlük, aradığın şey bolluk, aradığın şey bereket…

Lütfen hayatın ve egonun hedef şaşırtmalarına kanma, devam etmeye devam et.

Tasa – Tasarı – Tasarım – Tasarımcı – Tasarımcılık

Tasarım yapmak ve tasarımcı olmak ya da tasarımcılık ile uğraşmak. Son zamanlarda gereğinden fazla yerde ve gereksizinden fazla insanda karşımıza çıkmaya başlayan bir konu…

Tasarımın özünde “farkındalık içeren bir fikir” olduğundan ve bu fikir dediğimiz şey elle tutulur, gözle görülür bir şey olmadığından, ayrıca da canım, bi tanem Türk İnsanı’nda bolca bulunduğundan… bu aralar herkes tasarımcı.

Daha önceleri sadece (ya da büyük çoğunlukla) sektöre gönül vermiş, bu konuda kafa patlatan, ter akıtan, göz yoran insanların elitinde, saygın bir biçimde yoğrulan, konuşulan, tartışılan ve geliştirilen tasarım şimdi ayağa düşmüş durumda. Bir badana ustasına, elektrik tesisatçısına hatta kasaba, “ustanın işine karışılmaz” diye gösterilen itina ve çekimserlik tasarım insanına gösterilmiyor. Bunun nedeni ise boyanın ve boyacının, elektrik malzemesinin ve tesisatçının ve de etin ortalama ve kabullenilmiş bir fiyatı ve maddesel bir hacmi olmasına  karşın, tasarım dediğiniz bokun (pardon!) ne olduğunun belli olmaması… daha doğrusu böyle sanılması.

Efendim… (bak öfkelendim yine, kesin osmanlıca kelimeler kullanmaya başlayacağım)…, diğer zanaat mesleklerinde çıraklık, kalfalık ve ustalık müesseseleri (buyrun işte…) yerleşmiş ve bunun işe yararlılığı defalarca test edilmiş olduğundan; ve de bu meslekleri beceremediğinde kolunu, başını, kıçını kaybetme riski olduğundan; ve de ayrıca kıçından uydurarak (tasarım böyle yapılıyor, biliyorsunuz !) yapılabilecek birer meslek olmadıklarından öyle her canı sıkılan mahluğun niyetlenebileceği bir halt değil… Ama tasarım öyle mi ? Rica ederim… onu buna yakıştır, şunu şuna yapıştır, itiştir, kakıştır, tak-takıştır, sür-sürüştür, bul-buluştur… bi de zevksiz hıyarın teki (pardon!) beğeniverirse, ohhhh değmeyin keyfine,… nur topu gibi bir tasarımcımız daha oldu…

İnsanın Kendine Ettiği

Neyse, anlaşıldığı üzere ben ağzımı bozmaya başlamadan (daha bozmadım evet, gerçekten…) konuya yönelsem iyi olur. Tasarımcılığın, tasarımcı ve tasarımın bu hale gelmesinin, bu derece küçülmesinin ve küçümsenmesinin başlıca sebeplerinden birisi tabii ki sektörün kendi insanları. Aslında böyle bir cümle kurmak insafsızca olur, şöyle düzeltelim : “sektörden olduğunu ya da olabileceğini sanan insancıkları”… kimse ağır konuştuğumu falan düşünmesin, meslek elden gidecek hale gelmiş, ben de çok daha ağır kelimeler var… yazı uzayacak gibi duruyor, oraya saklıyorum :)

Yazının başlarında bahsi geçtiği gibi bu aralar herkes tasarımcı (hatta dizaynır falan), bize akıl vermeye başladılar… Bunun sebebi sektörü işgal etmiş kendini tasarımcı sanan fakat muhtemelen bir kaç sene içerisinde, “ya ben şu pederin (peder = baba) dükkana geçeyim en iyisi … abi ticarete atılalım, ticarete; gıda işinde bok gibi para var… boşver bu işleri kaptan; kadın – çocuk, ne yapsan satılıyor, para tekstilde oooolum (oooolum = oğlum)” gibi cümleler ile aramızdan ayrılacak fakat hiç bir zaman rahmetle anılmayacak ufaklıkların da aslında sebebi müşterileri, yani bu cimcimelere para veren (ciddi ciddi) işverenler ve iş sahipleri. Henüz tasarıma dair meslek grupları halen daha kriz dönemlerinde ikinci plana düşen, sektörel gerekliliğin fil ayakları haline gelemediğinden, yeterli harcama ve emek sarfedilmediğinden, stratejiler bu mecralara oturtulmadığından yanlış tasarım ve tasarımcı yüzünden çok büyük paralar ve emekler zayi olmaya başlamış değil. İnşallah (şu anda işimiz hakikaten Allah’a kalmış durumda) günün birinde yanlış tasarım ve tasarımcılar yüzünden birileri parasını, markasını, yıllarca emek verdiği fabrikasını ve pazar payını kaybetmeye başladığında; “ya benim bi arkadaş var web sitesinden anlıyor, ucuza hallederiz”, “boşver patron ajansa, tasarımcıya o kadar para mı verilir, benim kayinço çakıyo bu mevzuları, kataloğu yaptırıveririz, bi göynek (göynek = gömlek) bi pantolon hediye ederiz”, “ya Allah aşkına (Allah’ı karıştırmadan olmaz tabii) taş attın da kolun mu yoruldu, zaten internette herşey var, vaktim olsa ben bile yaparım noolcak” lardan kurtulacağız…

Dijital teknolojilerin ve enformasyonun çok hızlı gelişmesi, yayılması ve kolay erişilebilir, kullanılabilir hale gelmesi ile birlikte tasarım ve tasarımla üretilmiş öğeler artık hayatımızın içinde, gözümüzün önünde. Bu aşinalık sebebiyle artık sözümüzün dinleneceği yerlerde, söz dinler hale geldik. Bunun da sebebi tasarımın kendisi ne yazık ki.

Çünkü, netice itibari ile tasarım dediğiniz hadise gerçekten de herkesin yapabileceği bir şey. Şöyle bir örnek vererek asıl anlatmak istediğim konuya giriş yapabilrim. Diyelim ki; kahveyi bol tüketen bir insansınız ve elinizdeki, önünüzdeki işle ilgilenirken kahve fincanının kulbunu denk getiremeyip dökmekten ya da konsantrasyonunuzu kaybetmekten şikayetçisiniz. Bu sebeple düşündünüz ve dört tarafında da kulbu olan bir fincan olsa, elimi attım mı yakalarım dediniz. Sonra da oturup bunu elinizden geldiğince tarif edilebilir olacak kadar kağıda karaladınız ve de gidip bir promosyon firmasına parasını ödeyip yaptırdınız…. Tebrikler, şu anda tasarımını tamamlamış bir insansınız, hatta o kahve fincanı için bir tasarımcısınız. Fakat, belki de çok üzüleceksiniz ama “tasarımcı” meslek kimliğine sahip bir insan değilsiniz.

Tasarım işinin emek kısmındaki üç aşamayı tamamladınız, bu bir gerçek: TASA + RI + M… kahveyi dökmek ve konsantrasyona dair bir “TASA”nız vardı. Bunu kağıda dökerek, tarif ederek, kendinizce çözümleyerek “TASARI” haline getirdiniz. Üretimini yaparak ve de kullanılabilir hale getirerek “TASARIM”ı gerçekleştirdiniz. E, o zaman niye tasarımcı olamadınız? Çünkü öyle aptal bir fincandan kahve içemezsiniz de ondan… dört kulptan birini tutmaya kalksanız diğerleri parmaklarııza dolanır. Hadi elleriniz küçük, parmaklarınız narin diyelim, içerken kulplardan biri çenenize dayanacağı için dudaklarınız yetişmez; diliniz yanar, dudağınız yanar, eliniz yanar. O yanma ile bütün fincanı avret mahalinize dökersiniz bir daha ne cinsel hayatınız ne de çocuğunuz olur :)… abarttığımı düşünen var ise sıcak kahveyi malum yerine dökmeyi deneyebilir… :) gördünüz mü tasarım aslında ne kadar ciddi, ne kadar ciddiye alınması gereken, ne kadar ciddi sonuçlar doğurabilen bir iş… :)

Peki, tasa – tasarı – tasarım sıralamasını hemen herkes başarabilirken “tasarımcı” mesleğine bazıları sahip olabiliyor. Neden kimilerinin anlattıkları “abi aklıma acayip bir fikir geldi” de kalırken, kimilerine de bu iş yüzünden para ödeniyor, saygı duyuluyor, sözü dinleniyor. Ya da soruyu şöyle soralım: kiminin tasarımı çok değerliyken, kiminin ki neden beş para etmiyor? Millet hangi tasarıma para ödüyor? Cevap veriyorum : hiç bir tasarıma… tasarıma para ödenmez… hadi bakalım yazının başından beri ne anlatıyorum, şimdi ne söylüyorum diye düşünenler olabilir. Okumaya devam edin, anlatıyorum işte…

Ben Güzele Güzel Demem…

Tasarım tek başına hiç bir zaman para etmez. Kimse tasarıma para ödemez. Para ödenilen şey “GÜZEL”dir. Insanlar güzel olana, güzel bulduklarına para öderler. Şimdi iyice batırdık işte, çünkü güzellikte göreceli bir kavram hepinizin malumu üzre. Nasıl olacak bu iş diye düşünmeyin çünkü herkesin güzeli farklı. Herkesin güzelinin farklı olması kulağa korkutucu geliyor olsa da aslında çözüm tam da bu noktadan başlıyor.

Açıklamak gerekirse GÜZEL : “asgari müşterekte ve yüksek müsadede beğenilerin tatmin edilmesi” (Osmanlıca dersimize gelecek hafta aruz vezni ile devam edeceğiz :) ) işine denir. Bu ne demek diye soracak olursanız :
Yüksek Müsade : Size ne istediğini anlatan ve bu istediğini almak için para ya da başka bir bedel ödemeye niyetlenen kişi, kurum ya da topluluktur.
Asgari Müşterek : işi isteyen ve bedeli ödeyecek olanların dışında ortaya çıkan malzemeyi görecek,izleyecek ya da kullanacak olan kitledir.
Örneğin, moda tasarımcısı, stilist ya da tekstil sektöründe bir firma için basılı yayın hazırlamakta olan grafik tasarımcı iseniz, öncelikle firma sahibinin ve markasının anlatmak istediklerine uygun bir tasarım ortaya çıkarmalı, bu tasarımla hem eskiden beri anlatılanları ya da anlatılmak istenenleri oluşturmalı hem de bu ürünü kullanacak, görecek ve değerlendirecek insanlarında bir çoğunun beğenilerini karşılamalısınız. Daha somut bir açıklama ile: günümüz modern kadınına ait bir elbise tasarladığınızda, tasarladığınız elbise firmanın tarzına ve modern iş kadını konseptine uygun olmalı, sonrasında da o elbiseyi giyen, onunla dışarı çıkan kadın ile o elbiseyi onun üzerinde gören diğer kadınlar için de beğenilir olmalı ki yaptığınız iş hayra geçsin, firma sizinle, sizin de sayenizde bir adım ya da bir basamak daha ilerlesin ki… size tasarımcı deyip yine tercih etsin.

İşte tasarımcı kimliğine sahip insan türü, bu iki beğeniyi de tatmin etmeyi alışkanlık haline getirebilmiş, güzeli bulmayı, yakalamayı, beğendirmeyi öğrenmiş kişidir.

Ferrari’sini Satan Bilge

Ferrari’sini Satan Bilge, Robin S. Sharma, GOA Yayınevi

Kitap Notları:

  • Bugün eminim ki bizler yazgımızın efendileriyiz, bizden önce belirlenmiş olan bu görev gücümüzü aşmıyor; onun getireceği acılar ve güçlükler benim dayanıklılığımın üzerinde değil. Kendi nedenlerimize inandığımız ve aşılamaz bir kazanma azmimiz olduğu sürece zafer bizden esirgenmeyecektir. // Winston Churchill
  • Ölüm döşeğindeyken isteyeceğin şey asla ofisinde biraz daha fazla zaman geçirmiş olmak olmayacak
  • Geleceğe yönelik gerçek cömertlik şu an mevcut olan her şeyden vazgeçmeyi içerir. // Albert Camus
  • Her olayın bir amacı ve her yenilginin verdiği bir ders vardır. Geçmişinden asla pişmanlık duyma. Bunun yerine onu bir öğretmen olarak kabul et.
  • Büyük hayalperestlerin düşleri asla gerçekleşmez, onlar her zaman daha fazlasını ister. // Alfred Lord Whitehead
  • Dünya, benim iç dünyam da dahil olmak üzere çok özel bir yer. Ayrıca kendi iç dünyanda başarılı olmadıkça dışarıdaki başarının hiçbir anlamı olmadığını anlamış bulunuyorum. İyi olmakla hali vakti yerinde olmak arasında çok büyük bir fark var.
  • Kendine bite özen göstermezken başkalarına nasıl gösterebilirsin? Kendin iyi hissetmezken nasıl iyilik yapabilirsin? Kendimi sevmezsem başkalarını da sevemem.
  • Öğrenci hazır olduğunda öğretmen gelir.
  • Ben bir yaşam sanatçısıyım; benim sanat eserim yaşamımdır. // Suzuki
  • Başkalarını yalnızca kendini sevme sanatında ustalaştığında gerçekten sevebilirsin. Başkalarının kalplerine yalnızca kendi kalbini açtığında ulaşabilirsin. Dengeli ve canlı hissettiğinde daha iyi bir insan olmak için çok daha iyi bir konumda olursun.
  • Görüşünüz yalnızca kalpten bakabildiğinizde berraklaşır. Dışarı bakanlar düş kurar, İçe bakanlar uyanış yaşar. // Carl Jung
  • Çoğu insan fiziksel, entelektüel veya ahlaki açıdan olsun kendi potansiyel varlıklarının çok azını kapsayan dar bir çemberde yaşar. Hepimiz içinden hayal bile etmediğimiz şeyleri çekip çıkarabileceğimiz yaşam sarnıçlarına sahibiz. // William James
  • Kaygı zihin gücünün büyük kısmını tüketir ve er ya da geç ruhu yaralar.
  • Bilgeler bana, ortalama bir insanın zihninden bir günde ortalama altmış bin düşünce geçtiğini söylemişti. Beni gerçekten şaşırtan şey, bu düşüncelerden yüzde doksan beşinin bir önceki gün düşündüklerimizle aynı oluşuydu.
  • Çoğumuz ilk nefes aldığımız andan itibaren aynı ham maddeye sahibiz. Daha fazlasını elde eden ve daha mutlu olan kimseleri diğerlerinden ayıran, bu ham maddeleri işlemek için kullandıkları yöntemdir.
  • Objektif gerçeklik veya ‘gerçek dünya’ diye bir şey yok. Hiçbir şey mutlak değil.
  • Yaşamdaki tüm başarılar, maddi ya da spiritüel anlamda olsun, omuzlarının arasındaki yaklaşık bir buçuk kiloluk kütleyle başlıyor.
  • Yaşamda hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır.
  • Güçlükten güç doğar. Acı bile mükemmel bir öğretmendir.
  • Bir dağın zirvesinde olmanın keyfini önce eteklerinde yürümeden nasıl yaşayabilirsin.
  • Çoğu kimse en büyük gelişimi karşılaştıkları en büyük güçlüklerle kazanmışlardır.
  • Her şey her zaman iki kez yaratılıyor; ilkin zihin atölyende ve sonra gerçekte.
  • Mevcut koşullarının toplamından daha fazlasına gücünün yeteceğini düşleme cesaretini göster. En iyiyi bekle. Sonuçlar seni şaşırtacak.
  • Düşlerim ve kâbuslarım vardı. Düşlerim için kâbuslarımın üstesinden geldim. // Jonas Saik
  • Sözcükler, gücün sesle vücut bulan biçimidir.
  • Büyük bir amaçtan, sıradışı bir fikirden etkilendiğinizde tüm düşünceleriniz zincirlerini koparır; zihniniz sınırlarını aşar, bilinciniz her yönde genişler ve kendinizi yeni, mükemmel ve şaşırtıcı bir dünyada bulursunuz. Uyuyan güçler, yetenekler ve beceriler canlanır ve her zaman hayal ettiğinizden daha iyi biri olduğunuzu keşfedersiniz.
  • Zihin mükemmel bir hizmetkâr, ancak berbat bir efendidir.
  • Zihnin, gerçekte vücudundaki kaslardan farklı olmadığını hatırlamalısın. Kullan ya da kaybet.
  • Kestirme çözümler işe yaramaz. Tüm kalıcı İç değişimler zaman ve çaba ister. Kişisel değişimin kaynağı sürekliliktir.
  • Şans nedir dostum? Bu, hazırlık ve fırsatın evliliğinden başka bir şey değil.
  • Gerçek, arzu veya düşlere sahip olmanın, bunları gerçekleştirebilecek kapasiteye de sahip olduğun anlamına gelmesidir.
  • Zihnini tek bir amaca odakladığında yaşamında sıradışı armağanlarla karşılaşacaksın.
  • Mutluluğun sırrı basit: Yapmayı gerçekten sevdiğin şeyin ne olduğunu bul ve tüm enerjini bunu yapmaya yönlendir.
  • Zihin gücünü ve enerjini sevdiğin bir uğraş üzerinde yoğunlaştırdığında yaşamına zenginlik dolar, tüm arzuların kolay ve İncelikli bir biçimde yerine gelir.
  • Dostum, düşüncelerin ve yaşamını iyileştirmek için zamanın olmadığını söylemek otomobil kullanırken benzin almak için durmaya zamanın olmaması gibi bir şey.
  • Çoğumuz o kadar çılgın bir hızla yaşıyoruz ki gerçek dinginlik ve sessizlik yabancı ve rahatsız edici bir şey gibi geliyor.
  • Sessizlik ve dinginlikte bir güç olduğunu asla unutma. Dinginlik yaşayan her şeyde nabız gibi atan evrensel zekânın kaynağıyla bağlantı için bir basamaktır.
  • Kaygı verici bir düşünce bir embriyo gibidir; oluştuğunda küçüktür, ama büyür ve daha çok büyür. Kısa süre sonra kendi kontrolünü eline alır.
  • Yaşamında bir eksiklik varsa, bu, düşüncelerinde bir eksiklik olduğundandır.
  • Başka birinin hayalleri hakkında düşünerek geçirdiğin her saniyeyi kendinden çalmış olursun.
  • Kalıcı mutluluğa, hedeflerine, sürekli çalışarak ve yaşamın amacı yönünde güvenle ilerleyerek ulaşılır.
  • Önce yaşamının amacını bilmeli ve sonra da bu vizyonu tutarlı eylemlerin ile gerçeğe dönüştürmelisin. Buna Dharma denir.
  • Başarının sırrı, amaçtaki istikrardır.
  • Ne olursan ol, tutku duyduğun şeyi bul ve sonra onu izle.
  • Bizi şekillendiren ve tarz kazandıran, sevdiğimiz şeylerdir. // Goethe
  • Binlerce millik bir yolculuk tek bir adımla başlar.
  • Kendine gülemiyorsan kime güleceksin ki?
  • Kahkahasız veya sevgisiz geçen bir günün, içinde yaşam olmayan bir gün olduğuna inan.
  • Yaşamdaki görevine odaklanmaya ve kendini başkalarının hizmetine sunmaya devam et. Evren geri kafan her şeyi halledecektir. Bu, tabiatın en gerçek yasalarından biridir.
  • Biz toplumumuzda tutkuyu kaybettik. Yapmayı sevdiğimiz şeyleri yapmıyoruz. Birtakım şeyleri yapmamızın nedeni onları yapmak zorunda olduğumuzu düşünmemiz. Bu mutsuzluğun formülüdür.
  • Yaşamın amacı, amacı olan bir yaşamdır.
  • Yaşamdaki görevinizi keşfetmeniz ve sonra da onu gerçekleştirmeniz sürekli tatmini getirir.
  • Kendinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir. // Epiktetos
  • Yaşamındaki sınırlar yalnızca senin belirlediklerindir. Kendi güven çemberinden çıkmaya ve bilinmeyeni keşfetmeye cesaret ettiğinde gerçek insani potansiyelini açığa çıkarmaya başlayacaksın.
  • Korku kendi yarattığın zihinsel bir canavardan, bilincin olumsuz yönde akışından başka bir şey değildir.
  • Canlılık dolu insanları asla esin duymayanlardan ayıran, daha az gelişmiş kimselerin yapmayı sevmediği şeyleri aslında yapmaktan hoşlanmasalar bile yapmalarıdır.
  • Aydınlanmış insanlar, her gün derin mutluluklar yaşayanlar, uzun dönemli tatmin için kısa süreli zevklerden vazgeçmeye hazırdırlar.
  • Mutluluk değerli bir amacın sürekli bir biçimde yaşama geçirilmesiyle gelir.
  • Yaşamını takviminin kölesi olarak yaşamamayı dene. Onun yerine vicdanın ve kalbinin sana yapmanı söylediği şeylere odaklan.
  • Kitaplar aslında zaten senin içinde olanları görmene yardım eder. Aydınlanma budur.
  • Excusitus : Mazeret yaratma alışkanlığı.
  • Bahaneler yaratmayı bırak ve sadece yap!
  • Yarını iyileştirmenin tek yolu bugün neyi yanlış yaptığını bilmektir. Ve hataların tekrarlanmaması için açık bir planla gelmelisin.
  • Hata yapmanın eleştirilecek bir tarafı yok. Hatalar yaşamın bir parçasıdır ve gelişme için gereklidir. Mutluluk doğru kararlarla, doğru kararlar deneyimle ve deneyim yanlış kararlarla gelir.
  • Aslında uyku bir alışkanlıktan başka bir şey değildir ve diğer alışkanlıklarda olduğu gibi istediğin sonucu almak İçin kendini eğitebilirsin.
  • Acı çoğunlukla kişisel gelişimin habercisidir. Ondan korkma. Aksine onu kucakla.
  • Gülmek ruhun ilacıdır, İçinden gelmiyorsa bile bir aynaya bak ve birkaç dakika gül. Kendini harika hissetmekten alıkoyamayacaksın. Mutlu olduğumuz için gülmeyiz, güldüğümüz için mutluyuzdur.
  • Gül, neşelen ve tüm sahip oldukların için şükret. Göreceksin, her gün güzel armağanlar getirecek.
  • Sen bütün gün üzerinde düşündüğün şeysin. Ayrıca bütün gün kendine söylediğin şeysin.
  • Doğu’nun öğretmenleri yüz kere ıskalamadan nişan tahtasındaki hedefe isabet ettirilemeyeceğini söylerler.
  • Aydınlanma zihnin, bedenin ve ruhun sürekli geliştirilmesiyle elde edilir.
  • Evren cesur olanın yanındadır. Yaşamını en yüksek düzeyine ulaştırmayı başardığında, ruhunun gücü sana kılavuzluk edecek ve seni muhteşem hazinelerle dolu büyülü bir yere götürecektir.
  • Çelikten disiplin ile, cesaret ve huzurun zenginleştirdiği bir karakter yaratacaksın. İrade erdemi sayesinde yaşamını en yüksek ideale ulaştıracak, iyi, mutlu ve yaşam dolu cennet gibi bir mekânda yaşama olanağına kavuşacaksın. Onlar olmadan pusulasız bir denizciye benzersin, sonunda gemisi batan bir denizci…
  • Bu evrenin ve onun içinde yaşayan tüm varlıkların işleyişini yöneten kadim doğa yasalarını öğrenmeye başladığında, olabileceğin şeylerin senin doğumunda kazandığın haklar olduğunu da öğrenirsin.
  • Disiplin sürekli küçük cesurca davranışlarla inşa edilir.
  • Düşlerin tamamıyla gerçekleştirildiği bir yaşam için irade gücü şarttır.
  • Zihin kalene sinsice girip yerleşmiş zayıf düşüncelere karşı savaş. Sonunda onlar istenmediklerini anlayacak ve varlıkları hoş karşılanmayan konuklar gibi kaleyi terk edecektir.
  • İyi düzenlenmiş zaman iyi düzenlenmiş bir zihnin en kesin işaretidir. // Sir Isaac Pitman
  • Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse…
  • Aydınlanmış insanlar önceliklerine göre hareket ederler. Zamanı kontrol etme ustalığının sırrı budur.
  • Yaşamında küçük şeylere hayır deme cesaretine sahip olmak sana büyük şeylere evet deme gücü verecektir.
  • Bu dünyada en üretken insanlar daha az üretici olanların hoşlanmadığı şeyleri yapma alışkanlığı geliştirenlerdir, bundan zevk alamasalar da.
  • “Başarısızlık imkânsız gibi davran ve başarı garantilensin. İster maddi ister spiritüel olsun, amaçlarına ulaşamama düşüncesini silip at. Cesur ol ve hayal gücüne set çekme. Asla geçmişinin esiri olma. Geleceğinin mimarı ol. Asla eskisi gibi hissetmeyeceksin.
  • ‘Bizler spiritüel bir deneyim yaşayan insanlar değiliz. Biz insani deneyim yaşayan spiritüel varlıklarız.
  • Ellerimizden kum taneleri gibi akıp giden zaman asla geri gelmez. Zamanı erken yaşlardan itibaren akıllıca kullananlar zengin, üretken ve doyuma ulaştıkları bir yaşamla ödüllendirilir.
  • Yaşayan hiç bir şey kendi başına, sadece kendisi için yaşamaz. // William Blake
  • Sana gül veren elde hep biraz güzel koku kalır.
  • Her bir güne kutsallık ve yücelik katmak istiyorsan bir şekilde başkalarına yardım et.
  • Üç yakın dostu olan insan gerçekten çok zengindir.
  • Eski bir arkadaşla karnına ağrı girecek kadar gülmekten daha çok canlılık veren bir şey yoktur.
  • Pişmanlık, zaman ayırabileceğin bir tutum değil. Her şafak vaktinin aydınlanmış kişi için yeni bir gün olduğunu öğren.
  • Yaşamının, geçmişteki tüm olayların toplamından daha fazlası olduğunu anlamıştı. Gözleri gelecekteki güzel şeylerin umuduyla parlamaktaydı.
  • Hatırlanması gereken anahtar nokta mutluluk bir hedef değil, yolculuktur.
  • Kendi çocuklarının ilk adımlarını kaçırmışsan başarı basamaklarını çıkmanın ne anlamı var?
  • Mutluluk bir yolculuktur. Bu, senin kendinin verebileceği bir karar. Yolda rastladığın elmaslara şaşırabilir veya gökkuşağının sonunda aslında boş olduğu sonradan anlaşılan ele geçmez altın kâsesini ele geçirmek için günler boyunca koşabilirsin. Her günün sana sunduğu özel anların tadını çıkar çünkü sahip olduğun tek şey bugün ve şu andır.
  • Yolculuğun zevk almak için yapıldığını da unutma. Yol da tıpkı varılacak yer kadar güzeldir.
  • Çocuklarının Çocukluğunu Yaşa.
  • Hepimiz burada özel bir nedenle bulunuyoruz. Geçmişinin esiri olmayı bırak. Geleceğinin mimarı ol.
  • Bir düşünce ekersin, bir eylem biçersin. Bir eylem ekersin, alışkanlık biçersin. Bir alışkanlık ekersin, karakter biçersin. Bir karakter ekersin, kaderini biçersin.

Disiplin, Disiplin, Disiplin!

Dünyanı değiştirmek mi istiyorsun. Daha iyi bir yaşam ve yüksek bir standart mı hedefliyorsun. İşte yapman gerekeni söylüyorum: Önce masanı topla…

Dalga geçtiğimi düşünme, başlaman gereken nokta tam da bu gibi küçük şeyler.

Sadece benim söylediklerim değil, aslında disiplin hakkında komik ya da gülünmesi gereken hiçbir durum yok. Tamamı ile ciddiye alınması gereken ender konulardan biri disiplin. Konu irade olduğunda, kendini kontrol olduğunda, öz disiplin olduğunda biraz ciddileşmek ve hatta kendine karşı kabalaşmak faydalı bile olabilir. Çünkü bunu ciddiye almadığında ciddiye alınacak işler yapman ve ciddiye alınacak bir yaşam sürmen pek mümkün olmayacaktır. Sen kendi öz disiplinini ciddiye almadığında emin ol ki seni de kimse ciddiye almayacaktır.

Masanı toplama meselesine gelince… Bu disiplin konusunu anlaman için verdiğim bir örnek olmak ile birlikte tamamen ciddi olarak da bahsettiğim bir madde. Disiplin kocaman ya da dev hali ile tek bir mesele değil. Yapman gereken bir çok ufak ve sıralı işlerin bütünü. Masanı toplamak, kısa bir plan yapmak, erken kalkmak vesaire ve bunları doğru zamanda sırayla yapmak. Disiplin bu gibi şeyler ile oluşturup geliştirebileceğin bir vasıf.

Sabah erken kalktığında ya da kalkman gerektiğini düşündüğün vakitte kalktığında, o gün yapman gerekenlerden birini yaptın ve devam edebilirsin demektir. Bir “tik” atarsın ve sıradaki yapman gerekene odaklanırsın. Küçük ya da önemsiz gibi gördüğün erken kalkma eylemi kendisinden sonra gelen görevi de başarabileceğinin ispatıdır aslında. Onu yaptıysan sıradakini de yapabilirsin ve bu böyle sürer gider.

Bu şekilde anlattığımda çok kolay ve uygulanabilir gelebilir ama ne yazık ki kötü haberi vermek zorundayım: Zaman zaman çok zor olacak.

İlk Round : İşe Yaramıyor Yalanı

İlk gün yapman gerekenlerin hepsine “tik” attığında kendini çok iyi hissedeceksin. Bu belki bir kaç gün daha böyle devam edecek ve sen çok da  bir şeyin değişmediğini düşünmeye başlayacaksın. Sonra bu küçük tikleri küçümsemeye başlayacaksın ve bunun bir sonuca varmayacağı konusunda kendini ikna etmeye çalışacaksın. Birçoklarının kaybettiği ilk vazgeçişi yaşayacak ve bırakacaksın.

Doğruyu söylemek gerekirse “pat” diye her şeyin düzelmesini beklemen zaten disiplinsizliğinin ilk göstergelerinden biri. Hiçbir şey tek bir yaratımla olmadı bu dünyada ve olmayacak. İster adım adım, tane tane, tuğla tuğla örersin istersen vazgeçersin. Karar senin aynı şimdiye kadar verdiğin tüm kararlar gibi. Şu andaki haline bir bak ve memnunsan beni dinleme ama memnun değilsen, ne zaman ve nasıl olacağını düşünmeyi bırak, sadece yapman gerekenleri yap. Eğer o listede yazanları eksiksiz olarak tamamlıyorsan olmakta olan oluyor demektir. Gerisi senin işin değil.

İkinci Round : Acı İle Yüzleşmek

Kolay ve küçük olan bu günlük görevler, her gün ama her gün yapmaya devam ettiğinde çok zor gelmeye başlayacak. Küçük bir çay bardağını elinden hiç bırakmadan 1 saat boyunca tutmayı denersen ne demek istediğimi anlayacaksın.

Çok zor olduğu anlar olacak, karamsarlığın üzerine çöktüğü anlar olacak, bugün de bunu yapmasam ne olur ki dediğin anlar olacak. Sakın bunlara kanma. ASLA!

Her gün bir adım, hiç durmadan, hep ileri…

Günler geçtikçe daha az acıyacak emin ol. Bugünün zorları yarın kolay, ertesi gün basit ve zamanla çocuk oyuncağı gibi gelecek. Sadece YAP! Gerisi senin işin değil.

Üçüncü Round : Küçük Galibiyetin Zehri

En tehlikeli aşamaya geldin. Evet bir şeyler yolunda gitmeye başladı, bir kaç güzel netice ve ışık gördün sonunda. Sakın burada başardığını sanma. Asla bırakayım deme. Başarı bir sonuç değil, sürekli devam eden bir yolculuk ve süreç, unutma.

Bu noktada yaşayacağın rehavet seni küçük tiklerinden, o kutsal takviminden uzaklaştırabilir. Biraz dinlenmeyi hak ettiğini, biraz ara verebileceğini düşünmene sebep olabilir.

Bir defa bıraktığında başka ya da ilerideki zamanlarda da bırakabileceğin konusunda kendine izin vermen demektir. Bu izni bir kere verdiğinde tüm çabalarının boşa gitmesi ve yolculuğa baştan başlamak zorunda kalman işten bile değil. Kendine bu kötülüğü yapma. Tüm bu zehirlere ve hilelere kanma. Sen sadece yapman gerekeni YAP! Gerisi senin işin değil.

Sefalet mi Asalet mi?

Vazgeçersen, yarım bırakırsan, ertelersen kendini sefalete hazırlamanı öneririm. Bundan yıllar sonra, bakıma muhtaç olduğunu zamanlarda bile çalışman gerekecek. Şimdi kalkmaya üşendiğin yataktan eşek gibi kalkmak zorunda olacaksın.

Saygı göstermediğin ve küçümsediğin o küçük çabalardan çok daha küçük bir adam haline gelecek, hiç kimseden saygı görmeyecek, 3 kuruş için 5 kuruş etmeyen insanların kölesi olmaya devam edeceksin.

Ölümüne az zaman kaldığı bir dönemde, bu hayattan bir bok anlamadan göçmek üzere olduğunu fark edecek, kendine lanetler yağdıracak ve arkanda bir çok hüzünlü ve kızgın insan bırakarak suratı asık bir biçimde geberip gideceksin.

Ama disiplinin gücünü anlar ve şimdi, tam da şu an bu konuda küçük şeylerin düzenli yapıldığında hayatına katacağı değeri bilerek yaşamaya başlarsan, şu andan itibaren tüm hayatını hatırlayacak şekilde dolu dolu geçirecek, çocuklarının kahramanı, akraba ve arkadaşlarının medar-ı iftiharı ve her şeyden önemlisi milyonlarca yaşanmışlık ve gurur ile musmutlu bir insan olarak bu hayatını sürdürerek ışıl ışıl gözlerle son anına kadar çevrene de ışık saçacaksın.

Bundan öncekilerde olduğu, bundan sonrakilerde de olacağı gibi KARAR SENİN!

Brian Tracy ile %100 Zenginlik Formülü

Kariyerime ilk başladığım zamanlarda yıl sonundaki vergi beyanım 14.004 $ idi. 12 yıl sonraki vergi beyanım ise 1.440.000 $ olmuştu. 12 yılda gelirimi 100 katına çıkardım. Geriye dönüp baktığımda ise sonradan “Yüzde Yüz Formülü” olarak adlandırdığım bir formül kullanmış olduğumu fark ettim.

Çok basit olan bu formül artan maliyet kuralına dayanıyor. Japoncada buna “Kaizen İlkesi” denir, sürekli artan iyileşmenin ilkesidir. İyileşme süreci, her gün azar azar artarak ilerler. Üretkenliğinizi, performansınızı veya ürününüzü günde %1’in onda biri kadar artırabilir misiniz? Bunu yapabilir misiniz? Üretkenliğinizi, performansınızı ve ürününüzü her gün binde bir yükseltebilir misiniz? Yanıtınız “elbette” olmalı.

Biraz daha etkin olursanız veya önemli bir işte biraz olsun daha sıkı çalışırsanız tek günde bile olduğunuzun %1’inin onda biri daha da iyi biri haline geliverirsiniz. Ama bir hafta boyunca bunu yapmayı sürdürürseniz, %1’in onda birini 5 gün ile çarptığınızda, %1’in yarısı kadar daha üretken olacaksınız. Peki bu mümkün mü? “Elbette” diyorsunuzdur, herkes o kadar az bir miktar daha üretken olabilir.

Bunu dört hafta boyunca yaparsanız bir ayda %2 daha üretken olursunuz. Bunu bir yıl boyunca yapmayı sürdürürseniz, 52 haftada %26 daha üretken olmuş olursunuz. Peki bu mümkün mü? Yanıt, “Evet”. 

Çünkü “Momentum İlkesi” olarak adlandırılan bir kural var. Bir kez başladığınızda, gitgide devam etmek daha kolay hale gelir ve böylece gittikçe daha hızlanırsınız. 1 yılın sonunda %26 daha üretken olduğunuzda, ürününüz yani toplam geliriniz de %26 artmış olacak. Çünkü daha etkili ve etkin olmaya, daha çok işin altından kalkmaya başlayacaksınız. Daha erken kalkacak, daha çok çalışacak, daha geç yatacak ve önceliklerinizi daha iyi belirleyeceksiniz. Bunu yapmaya 10 yıl boyunca devam edecek olursanız da, %1004 daha iyi olacaksınız. İşte benim yaptığım buydu ve aynı yolu izleyen herkes de bu noktaya gelebilir.

Kısa zaman önce, Seattle’dayken 30’larında genç bir adam yanıma geldi. Onunla ilk tanıştığımda 22 yaşındaydı. Portland’ın dışındaki küçük bir kasabada 2. el araba işinde çalışıyordu. Adı da Chris’ti. Geldi ve “Bay Tracy, beni hatırlıyor musunuz?” diye sordu. “Evet” dedim ona. Harika bir karakteri olan iyi bir adamdı. “Bana yıllar önce öğrettiğiniz o %1000 formülü var ya” dedi. “Evet” dedim, “bunu birçok insana öğretiyorum.” “Ben de işe yaramıyor” dedi. “İşe yaramıyor mu?” dedim. “Hayır yaramıyor” dedi. “Ben bu formülü her gün kullandım” dedim ona. “Yıllar önce öğrendim ve işe yaramadı” dedi. “Ne demek istiyorsun?” dedim. Gülümseyerek dedi ki, “10 yıl sürmüyor, sadece 7 yıl bana yeterli oldu.” “Bugün, 7 yıl öncesinden tam 10 kat daha fazla kazanıyorum” dedi. “Artık 1 ayda kazandığım gelir, eskiden 1 yılda kazandığımdan bile fazla” dedi. “Hepsi bu formülü kullanmam sayesinde” dedi. Ben şahsen bu formülü 10 yılda gelirimi 10 katına çıkarmak için kullandıktan sonra, toplam 12 yılda 100 katına çıkarmak için kullanmaya devam ettim.

%100 Zenginlik Formülü

Sizde yapabilirsiniz. En basit hali ile şu şekilde:

  • Her sabah çıkmanız gereken saatten 2 saat önce kalkın. “Altın Saat” dediğimiz ilk saati kendinize ayırarak değerlendirebilirsiniz. Bu altın saatte, sizi eğitecek, motive edecek veya manevi açıdan güçlendirecek bir şeyler okuyun. Ne olduğu fark etmez. Bedeninize spor yapmanın iyi geldiği gibi, zihninize de bu iyi gelecektir. Gazete, dergi okumak veya televizyon seyretmek yerine, sizi canlandıracak bir şeyler okuyun. Satış işindeyseniz, pazarlama ile ilgili okuyun. Daha manevi şeyler ile ilgileniyorsanız, ruhani bir şey okuyun. İstiyorsanız motivasyonel bir şeyler okuyun ama her sabah 1 saat okuyun. Bu, zihninizi günün kalanına tamamen hazırlayacaktır. Büyük konuşmacılardan biri, ilk saatin günün kalanından bile daha iyi olduğunu söylemişti. Bu saate “Altın Saat” deniyor ve altın saati kendiniz için değerlendirin. Tıpkı sabah erken kalkıp spor yapmışsınız gibi, gün boyunca harika hissedeceksiniz. Sabah erken kalkıp 1 saat okursanız, zihnen gün boyu çok iyi hissedersiniz.
  • Formülün 2. adımı da şu: O gün içinde yapmanız gereken her şeyin bir listesini yapın. Oturun, bir liste yapın ve o gün yapacağınız her şeyi önceden planlayın.
  • 3. adım: Listenizi önceliklerine göre sıralayın. Önem sırasına göre birinci, ikinci ve üçüncünün ne olduğunu belirleyin. Bu şekilde tüm listenizi numaralandırın.
  • 4. adım: Listedeki en önemli işe başlayın. Bu en önemli iş bitene dek tüm zihninizi ona vererek odaklanın. Sonra da 2. önemli görevinize başlayın ve aynı şeyi yapın.
  • 5. adım: Arabanızda ders programları dinleyin. Arabanızı gezer bir sınıfa çevirin. Arabanızı tekerlekli bir üniversiteye çevirin. Kaliforniya Üniversitesi’ndeki bir araştırmaya göre, arabanızda giderken müzik yerine ders dinlemek (kulaklar için sakız çiğnemek de deniyor) neredeyse tam zamanlı üniversiteye denk bir eğitim almanızı sağlıyor. Tek bir ufak nokta haricinde: Üniversiteye gittiğinizde, öğrendiklerinizin %90-95’i pratik hayatta işinize yaramaz. Kuramsaldır, gerçektir ve öğrenmesi hoştur ama gerçek dünyada işe yaramaz. Ancak, pazarlama, iletişim, zaman yönetimi eğitim derslerini dinlediğinizde, sizin için o an asıl önemli olan şeyleri öğrenmeyi seçersiniz. Yani, arabanızı tekerlekli bir üniversiteye dönüştürmekle daha bile çok şey öğrenebilirsiniz. Arabanızı, gezer bir öğrenme makinesine çevirirsiniz.

En başa dönmemiz gerekecek olursa, ilginç bir noktaya değineceğim. Her sabah erken kalkıp 60 dakika boyunca okursanız, haftada ortalama bir kitap okursunuz. Haftada bir kitap da yılda ortalama 50 kitap eder. Astrofizik de dahil olmak üzere, üniversitelerde her bölümde doktora yapmak için yılda 30-50 kitap okumanız ve bunları bir tezde birleştirmeniz gerekir. 1 yıl içinde kendi alanınıza dair 30-50 kitap okursanız, doktora derecesine denk olursunuz. Bu konu ister satış, iş, girişimcilik veya başka bir alan olsun, fark etmez. Hayatınıza yarar sağlayacak bir alanda bir tez yazmışcasına yetkin olacaksınız. Günde 1 saat okuyarak gelirinizi 2-3 katına çıkarabilirsiniz. Bana dönen bir çok insan, bunun hayatlarında yarattığı farkın inanılmaz olduğunu söyledi. Güne, alanınız ile ilgili bir şeyler okuyarak başlayın. Ayrıca gün içinde yapacaklarınızı da önceden  planlarsanız, önceliklerinizi belirlediğinizde söz veriyorum üretkenliğiniz %25 artacak. en önemli görevinize konsantre olduğunuzda, üretkenliğinizi %50 daha artıracaksınız. Sadece okuyarak, öncelik belirleyerek ve en önemli işinize odaklanarak, üretkenliğiniz, performansınız ve ürününüz 1 yılda %100 artacak. Birçok kişi bana, arabanızda eğitim programları dinlemenin bile kendi başına gelirinizi 10 yılda %100 artırdığını söyledi.

  • Sıradaki adımımız, yani 6. adım: Her olaydan sonra kendinize 2 soru sormalısınız. Bu iki soruya ben “sihirli sorular” diyorum. Hayatınızı değiştirecek sorular bunlar. 1. soru şu: “Bu durumda neyi doğru yaptım?” İsterse bir satış işi, isterse bir iş toplantısı, anlaşması veya başvurusu olsun. Hemen ardından kendinize “neyi doğru yaptım?” diye sorun. Ve hemen sonrasında, doğru yaptığınız her şeyi tek tek yazın. Çünkü, sonuç başarılı olmadıysa bile, yaptığınız birçok doğru şey olmuştur. 2. sorunuz ise, “Gelecek sefer neyi farklı yapacağım?” olacak. Sonra da, bu durumu gelecek sefer geliştirmek için neler yapacağınızı yazın. Şu önemli ki, birçok insan neyi yanlış yaptıklarına takılıp kalırlar. “Nerede hata yaptım? Nasıl kaybettim?”  Bunları sorarsanız, bilinçaltınız bu negatif düşünceleri talimat olarak kaydedecektir. Böylece gelecek sefer benzer bir durumda aynı hatayı tekrarlayacaksınız. Ama “Neyi doğru yaptım?” ve “Neyi farklı yaparım?” diye sorarsanız, bilinçaltınız bunları gelecek sefer için talimat olarak kaydedecektir. Böylece gelecek sefer otomatik olarak öyle davranacaksınız.
  • %1000 Formülü’nün 7. adımı herkese milyon dolarlık müşteri gibi davranmanızdır. Hayatınızdaki veya çalıştığınız herkese, hayatınızın en önemli kişisi gibi davranın. Müşterilerinize, ürününüzden sanki milyon dolarlık satın alacaklarmış gibi davranın. Özellikle de aile bireylerinize böyle  davranmalısınız. Çocuklarınıza, eşinize ve arkadaşlarınıza gerçekten önemli insanlar olarak muamele edin. Başkalarına ne kadar önem vererek davranırsanız, kendinizi daha da iyi hissedersiniz. Siz daha pozitif hissettikçe, onlar da daha pozitif hissederler. Böylece sizin etrafınızda daha çok zaman geçirirler veya sizinle daha çok iş yaparlar.

Bu %1000 Formülü, tarih boyunca başarının anahtarı olmuştur. Çünkü sıfırdan başlayıp birden zengin olmaya atlayamazsınız. Hızlı veya kolay da kazanamazsınız. Yaptığınız şey şudur: İşe gidersiniz ve gün be gün, haftadan haftaya, azar azar sonuçlarınız iyileşir.