Çok Yaşa Çocuk

Yaşamının % 95’i hayatının ilk yedi yılında aldığın programlarından geliyor. Bu yüzden fakir insanlar fakir ve zengin insanlar zengin kalıyor.

Her insan bir gerçektir. Ve her insan bir çocuktu. Sen de bir çocuktun. Bir çocuğun en büyük becerisi ve aslında dünyadaki en büyük beceri hayal gücüdür. Çamurdan ekmek, yağmur suyundan çay böyle bir güçle yapılır. Üstüne binilen süpürge sapını gerçek bir at yapan bu güçtür.

Ta ki kuralların farkına varana dek. Bilmem kaç yüz bin kural…

Sadece bir ailenin üyesi ve toplumun üyesi olmak için bile kurallar var.

Artık bilincinin ve sonradan öğrendiklerinin % 5’i ile yetinmeyi bırak. Hayatının % 95’lik inanılmaz büyük gücünü kullan. O her gün sana hükmederken bunun farkında değilsin. Ama ilk yedi yılından ne kadar çok güzel şey hatırlar, onları ne kadar hatırlar ve aynı duygu hallerini bugünkü hayatına taşırsan o enerjiyi tekrar canlandıracaksın.

Elindeki yüzde beşi kullanarak yüzde doksanbeş ile savaşıyorsun. Kaybettiğin yüzde doksanbeşi eline almak için o mucizevi çocuğu hatırla tekrar.

Stan Lee o çocuğu hatırlayarak süper kahramanları soktu hayatımıza. J.K. Rowling Harry Potter’ı tamamen o çocuktan dinledi. Einstein o çocuğu bindirdi fotonların üzerine ve tüm evreni görürcesine gezdi.

Artık sen de hatırla. En güzel, seni en çok sevindiren ve mutlu eden o anları her gün düzenli olarak hatırla ki hiç unutmayasın. Bunu her gün yap, en büyük alışkanlığın olsun. Bunları hatırladıkça göreceksin ki nasıl da gençleşecek, nasıl da zihni açık biri haline geleceksin.

Hiç yorulmadığını hatırlayacaksın, ne zamandır hiç yorulmadan bir gün geçirdin?

Gülerken nefesinin kesildiğini, karnının ağrıdığını hatırlayacaksın, en son ne zaman böylesine güldün?

Oyundan sonra kana kana su içişini hatırlayacaksın kendi avucundan ve soluk almazcasına… Suyun o tadını hatırlayabiliyor musun?

Kazandığın yarış ve oyunları hatırlayacaksın, nasıl dünyanın hakimiydin? Böylesine özgüven ve gururu en son ne zaman bu kadar yoğun hissettin.

Hazinen o yıllarında saklı ve onu gömdüğün yerden sen çıkarabilirsin.

Her gün önce o çocuğu hatırla, canlandır; sonra gelecek hayallerini resmet özgür ve sınırsızca. Gerisi kendiliğinden gelecek.

 

 

 

Beynine Format At

Beynine Format At, Barış Muslu, Doğan Kitap

Kitap Notları:

  • Tek bir olay bile hayatınızı değiştirmiş olabilir.
  • Sorgulamamamız istenen tüm öğretiler, bizim için değil “düzenin devam etmesi ” için.
  • Beynimizi kontrol edemememizin en büyük nedeni aslında, ironik bir biçimde hayatımızı kolaylaştırıyor olması.
  • Aslına bakarsanız tüm doğrular hepimiz için ortak. Sev, pozitif ol, mutlu ol… Hayatımızda bize özel bir şey varsa onlar da negatiflerimiz.
  • İstediğimiz hayatı yaşayamıyorsak nedeni korkularımız. Çünkü beynimizi asıl amacı bizi “hedeflerimize ulaştırmak” değil, bizi “hayatta tutmak”.
  • Şüphe duyduğunuz birini henüz suçsuz iken cezalandırdığınız için, ona bu suçu işleme hakkı verirsiniz. Suçu işlediğinde ise artık cezalandırma hakkınız kalmayacaktır.
  • Çocuk sahibi olmak, kapitalizm ile yapılan geri dönülmez son anlaşmadır.

ŞakŞakçı

Ne olacak bu iş dünyasının hali 🙂

Dalkavukların ve menfaatlari doğrultusunda (şaşılacak şekilde) çok hızlı karakter değiştirenlerin önlenemez yükselişi… önlenemiyor 🙂 Durduramıyoruz efendim, yükseliyorlar ve her yerdeler 🙂

 

Şakşakçılık müessesesi

Ben de ilk duyduğumda çok şaşırmıştım ama böyle bir iş kolu (yanılmıyorsam) 1800’ler Fransa’sında gerçekten varmış. Bu zat-ı şahaneler belirli cemiyetlerde bazen alkış, bazen ağıt, kimi zaman iltifat kimi zaman ağlamak şeklinde para karşılığı görevlerini yerine getiriyorlarmış.

Hayır, bu nasıl bir kariyerdir Allah aşkına:

“- Mesleğiniz nedir acaba?”

“- Şakşakçıyım ben. Evet, ben O’yum.”

Rica ediyorum bunlardan biri olma. “Asla!” diyebilirsin ama zaman zaman sahip oldukları imkanlar ve konumları cezbedebilir, kendini kaptırma 🙂 .

 

HAYIR!

İşte (ve de iş de) dünyanın en önemli ve kıymetli kelimelerinden biri… Şu ana kadar yaptığın, tamamlayarak gurur duyduğun bir çok işin olmuştur. Bu çok güzel bir şey. Ama lütfen yapmayarak ve hayır diyerek de gurur duyduğun şeyler olsun bu hayatta.

  • İnanmadığın, doğru olmadığını veya işe yaramaz olduğunu bildiğin, patron istiyor diye yapmadığın şeyler olsun mesela.
  • Ya da uyarıldığın, eleştirildiğin ama seni sen yapan, vazgeçmediğin özelliklerin olsun. Seni tarif ederken, anlatırlarken bir kaç alamet-i farika olsun sana dair.
  • Dostların olsun mesela, iş uğruna, kariyer uğruna satmayacağın ve arkasına duracağın.
  • Ve meslek onurun olsun. Bile bile yanlış iş yapmayacağın, işgüzarların sana işini öğretmesine izin vermeyeceğin. Egoist olmakla, aykırı olmakla, dik başlı, laf dinlemez, dediğim dedik, kaprisli olmakla suçlanabileceğin bir meslek onurun olsun.

UYARI! UYARI! UYARI!

Bu saydıklarım ve benzeri davranışlar (özellikle) ücretli bir çalışan için yüksek dozda kovulma riski ihtiva eder. Yan etkilerinin neler olacağı tahmin bile edilemez. Sorumluluk kabul etmediğimi bildirmek isterim. 🙂

 

CESARETİN VARSA! PAÇAN SIKIYORSA! GÖTÜN YİYORSA!

Bu saydıklarım ve benzeri davranışlar (hemen hemen) herkes için limitsiz boyutlarda yenilikçilik, mutluluk, öz güven ve insanlık ihtiva eder. Zırnık yan etkisi yoktur. Tüm teşekkürleri memnuniyetle kabul ederim. 🙂

 

Tahmini yetkili

İş dünyasında kariyer ve terfi konularının aslında çok basit olduğunu benim kadar sen de ok iyi biliyorsun. Burada dikkat etmen ve bozmaman gereken tek kural söz dinlemek.  Sana söyleneni söylendiği gibi yap yeter. Biraz robot gibi yani.

Fakat bunun dezavantajı aksi durumlar ve kriz anlarında kendini gösteriyor. Kurallar değil kuralların arkasında yatan sebeplerdir gerçek olan. Bu gerçek sebepleri anlamadan at gözlüğü ile bunlara uyan kariyosapien (kariyer yapan insan 🙂 ) tahmini bir beceri ve yetki sahibi olarak çok verimli halde devam eder iş hayatına. Ta ki ona öğretilenin dışında bir sorunla ya da aksaklıkla karşılaşana kadar. İşte (ve tabii ki iş de 🙂 ) tam o anda savunmasızdır arık. Durumun ne kadar sarpa saracağı tümüyle kader kısmet işidir.

 

Yüce Kurumsal ve “evetçi”ler

Tüm bu anlattıklarıma ve aslında bu anlattıklarımın kariyer konusunda uzman bir çok kişi ve yetkili kurum tarafından bilinmesine rağmen firmalar neden mesaili ve robotik çalışma sisteminden vazgeçmezler biliyor musun?

Sanki biliyorum desen konuşmaya devam etmeyeceğim. Ama olsun nezaket iyidir. Seviyorum seni 🙂

Çünkü iş dünyasında herkesin varmak istediği nirvana kurumsallıktır. O mertebede Yüce kurumsal oturur ve o der ki: Her şeyin bir yeri, her şeyin bir zamanı vardır.

Hödü, hödö, hödö…

Yüce kurumsala göre kutsal olan sonuçlar değil süreçtir. O süreç kutsaldır ve ille de öyle yapılması gerekir. İşte bu sebeple şirketler çoğu zaman bir işi başka bir yol ile yapmanın avantajlarından haberdar olsalar bile değişiklik yapma kabiliyetleri yoktur. Çünkü Yüce Kurumsal bunu yasaklamıştır.

Cıssss, tü-kaka, günah…

İşte bu yüzden şirketlerde gruplar ve “evetçi”ler şeklinde iki değişik evrim çıkar karşına.

Gruplar:

Bunlar beraber gezerler, beraber yerler, beraber çalışırlar, iş çıkışı bile beraber takılırlar. İyidirler, hoşturlar ama sıkıcıdırlar. Üstün yetenekleri ise grup olarak düşünürler. Hepsi aynı konuda aynı şeyi düşünürler. Aynı şeyi düşündükleri ve işi grup olarak yaptıkları için çok verimlidirler ve Yüce Kurumsal tarafından çok sevilirler.

“Evetçi”ler

Her zaman ama her zaman en sevilen ve en hızlı (ışık hızına yakın, tüm bilinen fizik kurallarını alt üst ederek) şekilde yükselen kariyosapien türüdür. Üstün yetenekleri falan yoktur. Aslına bakarsan hiçbir yetenekleri yoktur. Tek bir özellikleri vardır, patron ne derse desin “evet” derler. Mesela bir toplantı esnasında, patron henüz belli olmayan bir konu hakkında 25 defa fikir değiştirir ve bu yaratık her defasında “evet” diyerek patronu onaylar.

25 sayısı abartı değil. Ben bunu bizzat yaşadım ve her seferinde “evet” diyen o yaratık ile bir müddet aynı firmada çalışma bahtsızlığını deneyimledim. Allah bi’ daha göstermesin. Ne çektim ben yaa… 🙂

Peki sürekli fikir değiştirebilen yani aslen herhangi bir fikre sahip olma kabiliyetinde bir beyne sahip olmayan bu yaratık nasıl olur da patron tarafından çok sevilir ve el üstünde tutulur? Çünkü EGO CANDIR, CAN! 🙂

 

İçimdeki “daha iyisi mümkün” sesi

İçinde bu sesi susturamayanlardan isen öncelikle şunu belirtmek isterim: Tıbbın yapacağı hiçbir şey yok. Kurumsal dünyada barınamazsın, yaşayamazsın, sevilemezsin. Tek bir ilacı var: Ender Ol!

Ender olan kıymetlidir. Az bulunan bir şeyler olsun sende. Herkesin yapamadığı şeyleri yapabilir ol. Öğrenmeye ve kendini geliştir ki ender ve dolayısı ile kıymetli ol.

Bu durumda sen kurumsallar ile yapamazsın belki ama onlar da sensiz yapamazlar. İhtiyaçları gereğince girer çıkarsın ve seni bozamayacaklarını bilirler.

Ve bu var ya, öyle eğlencelidir ki, Oh beee! 

 

Kaldır Kıçını!

Ne durduruyor seni?

Çok mu yoruldun? Uykun mu var? Yeteri kadar enerjin yok mu? Zaman mı sıkıntı?

Para… Bu mu yani?

Yoksa … sen misin? … seni durduran …

Kendin çal kendin oyna

Bahanelerin en tehlikeli yanı en çok uyduranın kulağına hoş gelmesidir. Üzül, kendine acı, acındır ve insanların ilgisini çek. Bayılırsın buna, sevdikçe bağımlısı olursun. İnsanları etrafında topla, anlat da anlat. Ne de olsa hayatın roman ya senin. Ne güzel.

Nazar etme n’olur, çalış senin de olur

Sanıyorsun ki istediği yaşamı elde edenlerin hepsi aileden zengin. Onlara destek olan vardı ve aldılar yürüdüler. Hiçbir şey yoksa Allah “yürü ya kulum” demiştir.

Kıskanmayı kes artık. Kıskanmak yerine özenmen gerekiyor. Onları kötülemen, “kaka”laman yerine takdir edip öğrenmen gerekiyor. Neler yaptılar ve nasıl başardılar?

Onlar bahanelere sığınmak yerine kıçları yırtılana kadar çalıştılar. Kimse tutup onlara bir şey vermedi.

Kaldır kıçını!

Hayat ilerlemeye devam ediyor. Peşine takılma vakti. Çevrendeki, mahallendeki, şehrindeki ve ülkendeki kaynaklardan ve bağlantılardan yararlanma vakti. Issız bir adada yaşamıyorsan yapacak bir şeyler mutlaka var.

Hayatınla ilgili problemlerin var. Çevrendekilerle ilgili sorunların var. O zaman bunlar için bir şeyler yap. Ne İstiyorsan… git al!

Bahaneler yalan, bahaneler uydurma, bahaneler saçma… farkına var!

Ne var, ne yok?

Zamanın var, yeteneklerin var, bilgin var, desteklerin var, iraden var, seçim özgürlüğün var. Disiplin… disiplin… öz disiplin… Cevap yok mu? 

İşte sorunun asıl kaynağı ile karşılaştırdım seni. Kolay olsun, güzel olsun, çabuk olsun istiyorsun. Olmayacak…

Hem kolay, hem güzel, hem hızlı olan şeyin tanımını açıklamamı ister misin? : Kalitesizlik… Tam da bu yüzden kalitesiz, standartları düşük ve memnuniyetsiz bir yaşamın var. Çünkü sen öyle olsun istiyorsun. Bu tanımı sen yaptın.

  • Hiçbir şey kolay olmayacak eğer güzel ve çabuk olsun istiyorsan.
  • Hiçbir şey güzel olmayacak eğer çabuk ve kolay olsun istiyorsan.
  • Hiçbir şey çabuk olmayacak eğer güzel ve kolay olsun istiyorsan.

Kimse kucağına bırakmayacak istediklerini. O piyangodan da bi’ bok çıkmayacak. Hiçbir melek yardımsever senin farkına varıp seni kral yapmayacak. Mısır’ın eski hanedanlarından unutulmuş bir akrabandan miras falan da kalmayacak. Var olan akrabalarından birisi de asla sana destek olmayacak.  Arkadaşların, dostların… Güldürme beni…

Sadece sen

Bir şey yapacaksan sen yapacaksın.

  • Senin şansın!
  • Senin sıran!
  • Senin anın!
  • Senin zamanın!
  • Senin yerin!
  • Senin fırsatın!

Yarın diye bir şey yok. Yapacaksan yap! Sadece bugün var. Sadece şimdi var. Yapacaksan yap! Hemen yap! KALDIR KIÇINI!

Milyoner Aklın Sırları

Milyoner Aklın Sırları, T. Harv Eker, Boyner Yayınları

Kitap Notları:

  • Geliriniz, ancak sizin parasal isteğinizin gücü kadar büyür.
  • Meyveleri değiştirmek istiyorsanız önce köklerini değiştirmeniz gerekir. Görüneni değiştirmek istiyorsanız, önce görünmez olanı değiştirmelisiniz.
  • Bizler, bir sebep sonu dünyasında yaşarız. Parasızlık nasıl bir sonuç ise, parasal başarı da bir sonuçtur; sağlık nasıl bir sonuç ise, hastalık da bir sonuçtur; zayıflık nasıl bir sonuç ise, kilo alışınız da bir sonuçtur.
  • Düşünceler duyguları, duygular davranışları, davranışlar sonuçları doğurur.
  • Bilinçaltı çok derinlerdeki duygular ile mantık arasında bir seçim yapmak zorunda kaldığında, hemen hemen her zaman o çok derinliklerde yatan duygular galip gelir.
  • Para veya başarı kazanma dürtünüz, korku, kızgınlık veya kendinizi “kanıtlamak” gibi besleyici olmayan bir kökten geliyorsa, para asla size mutluluk getirmeyecektir; sizinle de uzun süre kalmayacaktır.
  • Oda ısısını kati olarak değiştirmenin tek yolu termostatı yeniden ayarlamaktır. Aynı şekilde, parasal başarı düzeyinizi “kati” olarak değiştirmenin tek yolu da parasal termostatınızı yeniden ayarlamaktır.
  • Bilinçli olmak, geçmişin programlamasına göre yaşamak yerine, şu anki gerçek seçimlerimize göre yaşamamızı mümkün kılacak düşünce ve davranışlarımızı belirlemektir.
  • Sizi mutsuz ve başarısız olmaya itecek şekilde değil, tam tersi, mutlu ve başarılı olmanızı sağlayacak şekilde düşünmeyi seçebilirsiniz.
  • Parasal başarıya ulaşmış insanların inancı : Hayatımı ben yaratırım… Ekonomik sıkıntı yaşayan insanların inancı: Hayat başıma gelenlerden ibarettir.
  • Şikayet ettiğiniz zaman, yaşayan, nefes alan bir “olumsuzluk mıknatısı” haline gelirsiniz.
  • Varlıklı kişiler asla kurban rolüne soyunmazlar.
  • Parasal başarıya ulaşmış kişiler para oyununu kazanmak için oynarlar. Ekonomik sıkıntı çeken insanlar ise para oyununu kaybetmemek için oynarlar.
  • Amacınız sadece rahat bir yaşama sahip olmak ve bunu sürdürmek ise, buna ulaşma şansınız garantidir; ama sadece rahatlığı hedeflerseniz, parasal özgürlüğe tamamen ulaşma, yani zengin olma şansınız yoktur.
  • Parasal başarıya ulaşmış insanlar bu yola baş koyarlar. Ekonomik sıkıntı çeken insanlar zengin olmayı sadece isterler.
  • Çoğu insanın istediğini elde edememesinin birinci nedeni, ne istediğini bilmemesidir.
  • Zengin olmaya tam olarak, zihninizin derinliklerinden ve tüm kalbinizle baş koymazsanız, bu işi başarma şansınız olmaz.
  • Pazara sunduğunuz değerle orantılı olarak para kazanırsınız.
  • Kendilerini parasal başarıya adayanlar fırsatlara odaklanırlar. Kendilerini parasal başarıya adamayanlar engellere odaklanırlar.
  • Parasal başarıya odaklı insanlar zengin kişilere hayrandırlar.  Ekonomik sıkıntı çeken insanlar ise zengin kişilerden nefret ederler.
  • Parasal başarıya odaklı insanlar, başarılı ve olumlu insanlarla takılırlar. Parasal başarıyı hedeflemeyen insanlar başarısız ve olumsuz insanlar ile takılırlar.
  • Parasal başarıya ulaşmış insanlar kendilerinin ve değerlerinin tanıtımını yapmaya gönüllüdürler. Parasal başarıyı yakalayamamış insanlar satış, tanıtım ve reklam konularında olumsuz düşünürler.
  • Liderler takipçilerinden çok para kazanırlar.
  • Parasal başarıya ulaşmış zengin insanlar kendilerini sorundan daha büyük görürler. Ekonomik sıkıntı çeken insanlar sorunu kendilerinden daha büyük görürler.
  • Başarının sırrı, sorunlarınızdan kaçmak, onlar yokmuş gibi davranmak ya da onlardan korkmak değildir.  Başarının sırrı, kendinizi her sorun karşısında ondan daha büyük olacak şekilde geliştirmektir.
  • Hayatınızda büyük bir sorun varsa, bu sizin kendi boyutunuzu küçük gördüğünüzü gösterir.
  • Parasal başarıya ulaşmış insanlar, “Her verici için bir alıcı, her alıcı içinde bir vericinin bulunması gerekir” diye düşünürler. Ekonomik sıkıntı çekenler “Vermek, almaktan daha iyidir” diye düşünürler.
  • Kendinizi değer buluyorsanız, değersiniz. Kendinizi değer bulmuyorsanız, değmezsiniz; kimse de size değer vermez. Her iki durumda da, hayatınızı kendi hikayenize göre yaşarsınız.
  • Yüz metre boyundaki çınar ağacı insan aklına sahip olsaydı, sadece on metre uzardı.
  • Para, sizi sadece olduğunuzun daha fazlası yapar.
  • Bir şeyi nasıl yapıyorsan her şeyi öyle yaparsın.
  • Parasal başarıya ulaşmış insanlar, kendi yarattıkları sonuçlara göre para kazanmayı tercih ederler. Ekonomik sıkıntı yaşayan insanlar, çalıştıkları saate göre para kazanmayı tercih ederler.
  • Eğer gerçek değerinize erişmenizi sağlayacak yeteneklerinizi engellemiyorsa, düzenli bir maaşa sahip olmakta elbette kötü bir şey yoktur. İşte işin püf noktası budur, ama genellikle engeller.
  • Gelirinizin asla tavanı olmasın.
  • Parasal başarıya ulaşmış olan insanlar, “her ikisi de” diye düşünürler. Parasal sıkıntı yaşayanlar, “ya o, ya bu” diye düşünürler.
  •  Parasal başarıya ulaşmış insanlar toplam servetleri üzerine odaklanırlar. Ekonomik sıkıntı yaşayan insanlar aylık gelirleri üzerine odaklanırlar.
  • Parasal başarının gerçek ölçüsü, aylık gelir değil toplam servettir.
  • Dikkat nereye yönelirse, enerji oraya akar ve sonuçlar ortaya çıkar.
  • Parayı yönetme alışkanlığı paranın miktarından daha önemlidir. Elinizde olanı idare edebileceğinizi kanıtlayana kadar, daha fazlasını almayacaksınız.
  • Paranızı ya siz kontrol edersiniz ya da o sizi kontrol eder.
  • Parasal başarıya ulaşanlar kendi enerjileri kadar paranın enerjisini de doğru kullanırlar. Ekonomik sıkıntı yaşayanlar sadece kendi enerjilerini kullanırlar.
  • Zengin insanlar her bir lirayı yüz lira getirecek bir “tohum” olarak görürler. O yüz lirayı yeniden ekerek bin lira kazanırlar.
  • Parasal başarıya odaklı insanlar korkmalarına rağmen harekete geçerler. Parasal başarıya odaklanmayan insanlar korkunun kendilerini durdurmasına izin verirler.
  • Harekete geçmek, iç ve dış dünya arasında kurulan bir köprüdür.
  • Sadece kolay olan yapmaya gönüllü iseniz haya sizin için zor olacaktır. Ama zor olanı gerçekleştirmeye gönüllü iseniz hayat kolay olacaktır.
  • Gerçekten büyüdüğünüz zamanlar, kendinizi rahat hissetmediğiniz zamanlardır.
  • Aklınızı eğitmek ve yönetmek, hem mutluluğunuz hem de başarınız açısından, sahip olacağınız en önemli beceridir.
  • Parasal başarıya ulaşmayı hedefleyenler ve ulaşanlar, sürekli öğrenerek kendilerini geliştirirler. Parasal başarıyı hedeflemeyenler ve yakalayamayanlar, her şeyi zaten bildiklerini zannederler.
  • Ya haklı olursunuz ya da zengin, ama ikisini birlikte olamazsınız.
  • Bugünün ustaları da bir zamanlar felaketti.

Bir Fil Nasıl Yenir?

Yaptığın işten, iş yerinden, çalışma arkadaşlarından, mesai saatlerinden memnun musun?

Olmadığını biliyorum. Bu saydıklarımın hepsinden mutlu olduğunu düşünüyorsan, sanırım ya hiç düşünmüyorsun ya da iş dışında başka bir hayatı kalmamış zavallılardan biri haline gelmişsin demektir. Zavallı derken, seni aşağılamak değil amacım bana kızma. Bu içinde bulunduğumuz durum gerçekten acınacak bir hal ve ben buna dikkatini çekmek istiyorum.

 

İleri sarma düğmesi takılı kalmış

Her gün biraz daha hızlanıyoruz ana nedense her gün daha az yetişebilir oluyoruz. Hiçbir iş zamanında bitmiyor ve hiç kimsenin beklemeye tahammülü kalmadı. Bir iş vaktinde -ki bu vakit genelde o işin hak ettiğinden çok daha kısa bir süre olarak başlangıçta belirleniyor- bitmediğinde hemen nezaketimizi kaybediyor, işi beklediğimiz kişiye karşı abartılı bir kabalığa bürünüyoruz.

Unutanlar için hatırlatma:

nezaket
/.–./
ad
1. başkalarına karşı incelikli ve saygılı davranma, incelik, naziklik.
2. (bir durum ya da iş için) dikkatli, özenli davranmayı gerektirme, önemli olma, önemlilik.

 

Bu noktada sadece birkaç soru sormak istiyorum, elektrikler kesilince ne yapıyorsun? Enerji kesintisi yaşandığında yarım kalmayan bir işin var mı? Aslında durabiliyorsun değil mi? Aslında acele kavramı, senin tanımladığın ve yarattığın bir şey… Ne acı.

 

Ortalama

Bir çok kaynakta belirtildiği ve açık bir şekilde tecrübe ettiğin gibi insan en çok zaman harcadığı, en fazla vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasından oluşuyor. Dolayısı ile vaktinin ne kadarını nasıl insanlar ile nasıl bir ortamda geçirdiğin senin nasıl bir insana dönüştüğünü belirliyor.

Bu benzeşme utanılacak ya da yadırganacak bir durum değil. Sen de her canlı gibi içinde yaşadığın habitata uyum sağlıyorsun. Haris, habis ve menfaatleri doğrultusunda yapamayacağı şey kalmamış, kariyer sapığı haline gelmiş işkoliklerin ve başarıyı saplantı haline getirmiş megaloman egoist amir ve patronların arasında, onlara yaklaşıyor ve onlara benziyorsun.

Evindekiler ile mutlu olmak istiyorsun ama en az onlar ile vakit geçirdiğin için artık onlara benzemeyen, onların seni tanıyamadıkları biri haline geliyorsun. Bu sebeple paylaşımlarınız azalıyor, suskunluklarınız ve televizyon izleme süreleriniz artıyor.

Bu sarmaldan kurtulmadığın sürece kaçınılmaz sondan kurtulma olasılığın çok düşük. Bağların inceldiği, kavgaların ve birbirinden sıkılmaların çoğaldığı, tahammülsüzlük dolu bir rotaya ilerliyorsun. Bundan kurtulabilirsin ve bunu sadece sen, istersen yapabilirsin.

 

Küçük lokmalar

İlk duyduğumda içime umut ve mutluluk salan bir anekdot var, paylaşmak istiyorum:

  • Soru : Bir fil nasıl yenir?
  • Cevap : Küçük Lokmalar halinde.

Bu soru-cevap ikilisi üstesinden gelebilme imkanının bulunmadığı tüm büyük sorunların için anahtar niteliğinde. Aklına ne gelirse gelsin, eğer tek seferde çözemeyeceğin, değiştiremeyeceğin bir sorunun varsa küçük lokmalar halinde başla. Sen her lokma aldığında o daha küçülmüş bir sorun haline gelecek. Ve bu durum öncelikle o sorunun çözülemeyecek kadar büyük bir sorun olmadığını anlamanı sağlayacak ki bu da o sorunu çözebilmen için en önemli adım.

Şu ana kadar anlatıklarım sırasında çalışmadan nasıl geçinileceğini, düzenli ödemeler ve ihtiyaçlar arasında sıkışmış bir yaşam biçimi içinde nasıl hayatını devam ettirebileceğini düşünerek konuştuklarıma karşı çıkma eğiliminde olduğunu tahmin edebiliyorum. Buna karşı çıkmadığımı ve sana hak verdiğimi bilmeni isterim.

Benim demek istediğim şu: Bu mecburi sisteme muhtaç olmak halini zayıflatacak ufak ufak neler yapabilirsin onları düşün. Belki tasarrufların, belki harcamalarını sadeleştirmen… Ne bileyim belki evinde kazanca çevirebileceğin bir hobin ya da ek gelir imkanları. Bu kişiden kişiye değişir ve bunu kendin için en iyi sen bilebilirsin. Bunu bir düşün ve küçük lokmalar almaya başla.

 

Ufak bir tavsiye

Bir çok ekonomistin değindiği bilinen bir yasa var:

Karnınız açken alışverişe çıkmayın 🙂

Lütfen sen de aklında borçların, ihtiyaçların, gelir ihtiyacın ve o inanılmaz kariyer hedeflerin aklındayken anlattıklarımı düşünme. Sana inandırıcı gelemeyebilirim. Sakin ve tarafsız olarak değerlendirebileceğin bir anda söylediklerime kulak verirsen daha iyi anlayabileceğini düşünüyorum.

 

Epidemik yalnızlık

Farkında olmadığımız bir hastalıktan bahsetmek istiyorum. Salgın bir hastalık : yalnızlık. Ve biz 21. yüzyıl insanları olarak bu salgının ilk hastalarıyız.

Konuşmamızın başından beri yerdiğim sürekli ve çok çalışma halini bize daha çekilebilir kılmak için (çok çalışmamızı isteyenler) hepimize yeni bir virüs bulaştırdılar. Bunu bir panzehir, bir ilaç gibi sundular çünkü çok çalışmayı çoktan kabul ettirmişlerdi. Ama aslında bir virüs, bir zehirdi bu: Sosyal Medya

Çok çalışmamız gerekiyordu, sürekli iş başında olmamız gerekiyordu ama (onlara göre ne yazık ki) yaradılışımız gereği sosyal bir varlıktık. Hala… Bu sebeple iş başından ayrılmadan, çok çalışmamızı engellemeden sosyalleştirdiler bizi.

Bu sayede yüz yüze görüşmemize gerek kalmadı sosyal medyadan görüştük. Birbirimizi dürttük, el salladık, beğendik ve hemen kaldığımız yerden çalışmaya devam ettik. Artık arkadaşımızın doğum gününe gitmek için izin almamıza gerek yoktu. Afili bir mesaj ve mumlu pasta emojisi ile bu sorunu halledip hemen kaldığımız yerden çalışmaya devam ettik. Yakınlarımızın özel anları ve sıkıntıları için, bayramlar, kandiller, yıl dönümleri ve benzeri her şey için çalışmamızı aksatmadan, o ekranın başından kalkmadan hemen kaldığımız yerden işimize devam edebilirdik. Öyle de yaptık.

Bu hastalığa iyice kaptırınca kendimizi, bu iptiladan da faydalandılar ve iş konuşulabilen yeni yeni sosyal medyalar yaptılar bizim için.  Yani yine çok çalıştık.

Biz hep daha çok çalıştık ama nedense hep daha çok kazanan onlar oldu.

N’oluyo yaa…

 

Akıldışı ama öngörülebilir.

Kendini daha kötü hissetmene sebep olmadan susmak istiyorum artık. Akla mantığa çok uygun olmadığını düşüneceğini bildiğim ama benim inandığım bir şeyden bahsedip susuyorum:

Öğleden sonra yapılan işlerin hemen hepsi ya eksik ya da yanlıştır. Sadece öğlene kadar çalışıp öğleden sonra organik ilişkilere ve kendi gelişimine ayırabileceğin bir hayat hem mümkün hem de mutluluktur.

Bunu bir düşün…

 

Tekrar Dene!

Bir kere başarmak için yüz defa başarısız olman gerek. Yalnızca başarısız olduğunda öğrenirsin. Başarılı olduğunda deneyimlersin. Başarısız olduğunda üzülmen doğaldır,
ağlaman doğaldır, içine kapanman doğaldır. Bir süre başkalarını suçlaman doğaldır.

Fakat en sonunda üstesinden gelmeli ve devam etmelisin. Bu gezegende yaşamış en harika insanlar bile hayatta sürekli geri çekilmiş, başarısız olmuştur, sürekli…

Ne kadar çok hata yaparsan sadece ve sadece bir şeyi anlarsın: daha iyi olma yeteneği.

İşte bunu becerebildiğinde, ne kadar çok insan seni satarsa, ne kadar çok hata yaparsan,
ne kadar çok düşersen o kadar çok güçlenirsin. Çünkü sen bunlara yeni beceriler
elde ederek karşılık verirsin.

İlerle! Başarısız olmayı severek ilerle! Hata yapmayı severek ilerle! Parçaları birleştir ve TEKRAR DENE!

Birçok yenilgiyle boğuşacaksın. Olay bunlara nasıl tepki vereceğinle alakalı. Unutma:
Olaylar senin başına gelmedi, senin için gerçekleştiler. Ve ilerleme kaydettiğinde de senin için gerçekleşecekler. Eğer kullanmasını bilirsen başarısız olmak kalıcı bir eğitimdir, aklında hiç çıkmayacak bir öğretidir.

Sadece daha iyi olmalısın. Büyümeyi, öğrenmeyi ve gelişmeyi sürdürmelisin. Büyük düşünmek istiyorsan, büyük olmak istiyorsan  büyük başarısızlıklardan korkma.

Hatalar yapacaksın.

Onlara sahip olacaksın.

Onları düzelteceksin, tamamlayacaksın.

Sonra tekrar deneyeceksin.