Basit Olan Satar

İnsanlar bunalmış durumda. Teknolojinin hem çok fazla hem de çok hızlı olduğu hissindeler. Tasarımlar gösterişli, kolay ve kullanışlı ama fazla.

Yıllar geçtikçe hem teknolojik ürünlerin hem de yazılım arayüzlerinin kalitesi ve görsel albenisi arttıkça arttı. Fakat her yenilik ve güzellikle birlikte, sıradan kullanıcı için işler zorlaşmaya başladı. Önceleri alışmak olarak sarfedilen çaba yıllar geçtikçe öğrenmek ve hatta eğitim almak gerekir hale geldi.

Artık yardım metinlerinin yerini yardım sayfaları, online teknik destek ve konuşmaları ve soruları, sosyal medyada komedi malzemesi haline gelen müşteri destek hatları aldı.

Para vererek aldığımız ürünleri kullanamıyor ve bunlar için tekrar belirli bir masraf yaparak öğrenmek için zaman harcıyoruz. İşin en garip taraflarından biri de hep daha çok para ödediğimiz ürünler her seferinde daha küçük hale geliyor. Teknolojik aletler küçülürken, ne kadar gariptir ki elimiz, gözlerimiz ve parmaklarımız hala aynı boyda.

Ve tabii ki güncelleme meselesini unutmamak lazım. 3000 TL ödeyerek satın aldığımız bir yazılım için nedense her yıl bir de 500 TL daha ödüyoruz. Ve bunu her sene ödesek bile aslında hala 3 yıl önce yazılımı aldığımız zamanki özelliklerinden başkasını kullanmıyoruz. Kullanmıyoruz ama başka bir girişimci sadece bizim kullandığımız özelliklere sahip küçük bir yazılımı uygun fiyata piyasaya sürdüğünde satın almayı bırakın, kendi yazılımımız ile kıyaslayıp küçümseyerek kötülüyoruz.

Bu noktada üreticileri yanıltan durum şu ki, biz çok işlevli olduğu için değil çok kulanışsız olduğu için zorluk ve sıkıntı çekiyoruz. Bize işe yaramaz versiyonlar vermek yerine çok daha fazla işe yarayan ama daha kolay kullanılan şeyler satmak zorundalar. Eğer bir şeyler satmak istiyorlarsa.

Burada örnek alınması gerekenler:

  • Sadece arama boşluğu ve ARA butonundan ibaret olan google.com
  • Tek tuşa sahip bir çok Apple ürünü

Her zaman her yerde duyabileceğiniz gibi: Basit Olan Satar!

 

Vazgeçme!

Bir dürtüdür, bilinen bir doğrudur.

  • Her şampiyonun hissettiği,
  • her başkanın hissettiği,
  • her kralın hissettiği
  • her cesurun hissettiği,
  • her kazananın hissettiği,
  • her askerin hissettiği,
  • her zafer elde eden kişinin hissettiği,

vazgeçme dürtüsüdür.

Hayallerinden vazgeçme! Varlıksız olman önemli değil. Yardım edilmemesi, Bir ailenin olmaması, alt yapının olmaması, arkadaşlarının olmaması önemli değil.

Hayallerinden vazgeçme! Bırakma onları! Bırakma! Bırakma!

Belki seni iki kat uğraştırır, belki eğitimler ve dersler alman gerekir, belki yeterince hızlı okuyamazsın, belki yeterince hızlı ilerleyemezsin, belki yeterince öğrenmemişsindir, ama asla pes etme! Pes etme! Pes etme!

Senin bir önemin var! Ne kadar güçsüz olursan ol, ne kadar yorgun olursan ol, ne kadar yanlış yaparsan yap, senin bir önemin var! Eğer sen olmazsan, hayatta kaybolacak değerler var. Eğer sen olmazsan, hayatta bir eksiklik olacak. SENİN BİR ÖNEMİN VAR!

Mücadeleye devam et… Bu ringe dönmek isteyen insanların doğasında var. Ne olursa olsun, yapabileceklerinin en iyisini yapmaya çalışırlar. İşte bizi biz yapan bu: yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalışmak.

Takdir edilmiyor, belki ödüllendirilmiyor olabiliriz. Ama zorluklarla mücadele etmeyi öğrenebilirsek, bu bize yeter.

Şu an her şey iyi görünüyor olabilir, ama yataktan çıkmak istemediğin, kıyafetlerimi giymek istemediğin, dişlerimi fırçalamak istemediğin günleri de gördün. Öyle kasvetli günler gördün ki, nereye gideceğimi bilmeden öylece yollarda dolaştığın ve ne olacağını umursamadığın…

O günler geldi ve geçti. Onlar gelip geçiciydiler.

Sen inancımı koru! Bir çok şey kaybettin ama onu korudun. Çok arkadaşını kaybettin, çok güç kaybettin, cesaretini yitirdiğin çok oldu, çok zaman da kaybettin, çok para da kaybettin, ama dizlerinin üzerinde şükür ederek inanmaya devam ettin.

Parasızken inandın, yalnızken inandın, ihanete uğradığında inandın.

  • Eğer işini kaybedersen inanmaya devam et.
  • Eşini kaybettiysen inanmaya devam et.
  • Çocuğunu kaybettiysen inanmaya devam et.
  • İşler kötü gidiyorsa inanmaya devam et.
  • Ailenin yanına taşınmak zorundaysan inanmaya devam et.
  • Elin ayağına dolaşmışsa inanmaya devam et.
  • Otobüsü yakalaman gerekiyorsa inanmaya devam et.
  • Otostop çekeceksen inanmaya devam et.
  • Hasta olduysan inanmaya devam et.
  • Böbreğini kaybettiysen inanmaya devam et.
  • Kalp sorunları yaşadıysan inanmaya devam et.

Belki yeni bir kalbe sahip olamazsın, ama inancını korumak zorundasın.

Simon Sinek, Altın Çember : Niçin? Nasıl? Ne?

Eğer işler düşündüğünüz gibi gitmezse bunu sizler nasıl açıklarsınız? Veya daha iyisi, diğerlerinin baş kaldırarak başardığı şeyleri nasıl açıklarsınız?

Örneğin: Neden Apple çok yenilikçi? Yıllar yılları kovaladıkça, seneler geçtikçe kendi rakiplerinden çok daha yenilikçiler. Ve yine de onlar sadece bir bilgisayar firması. Onlar sadece herkes gibiler. Onlar aynı yeteneklere aynı şekilde ulaşım şansına, aynı ajanslara, aynı danışmanlara, aynı medyaya sahipler. O halde onlarda niçin bir şeyler farklı gibi gözüküyor?

Niçin Martin Luther King vatandaş hakları akımı ilerletti? O Amerika’da önceki vatandaş haklarından acı çeken tek insan değildi. Ve kesinlikle o dönemin mükemmel nutuk atanı sadece o değildi. Niçin O?

Ve niçin ki Wright Kardeşler güç kontrollü, insanlı uçuşu becerebildiler de, aynı zaman içerisinde kesinikle daha yetenekli, daha iyi finanse edilmiş takımlar bu uçuşu beceremediler. Ve Wrşght Kardeşler onları alt etti.

Burada başka bir şeyin rol oynadığını görüyoruz. Ortalama üç buçuk sene içerisinde bir keşifte bulundum. Ve bu keşif benim dünyamın nasıl işlediği görüşümü kökünden değiştirdi. Ve hatta benim onun içinde idare edişimi de kökünden değiştirdi. Ortaya çıkan tüm dünyadaki mükemmel ve ilham verici liderler ve kuruluşlar; İster Apple veya Martin Luther King  veya Wright Kardeşler olsun, hepsi aynı şekilde düşünür, hareket eder ve haberleşirler. Ve bu diğer tüm kişilerde tamamen tersidir. Tüm yaptığım olayı kodlamaktı. Ve muhtemelen dünyanın en basit fikridir. Buna “Altın Çember” diyorum. NİÇİN? NASIL? NE?

Bu fikir neden bazı kuruluşlar ve bazı liderler ilham verebilirken diğer insanların veremediğini açıklıyor. Çabucak terimleri size açıklamama izin verin. Gezegen üzerinde her kişi, her tek kuruluş ne yaptıklarını biliyorlar. Yüzde 100… Bazıları nasıl yapıldığını biliyorlar, ister onu değeri farklılaşmış teklif olarak veya kişiye özel bir işlem veya sizin USP’niz olarak adlandırın. Fakat çok ama çok az insan veya kuruluş neyi niçin yaptıklarını biliyor. Ve niçin ile demek istediğim kar yapmak değil. Bu bir sonuçtur. Bu her zaman bir sonuçtur. Niçin ile benim demek istediğim: senin amacın nedir? Senin sebebin nedir? Senin inancın nedir? Neden senin kuruluşun mevcut? Niçin sabahları yatağından kalkarsın?  Ve neden kimsenin umrunda olsun ki?

Sonuç olarak, bizim düşünce, hareket yöntemimiz, haberleşme yöntemimiz her zaman içeriden dışarıya doğru. Aşikardır ki, biz en şeffaflıktan en karmaşıklığa doğru gidiyoruz. Fakat ilham verici liderler ve ilham verici kuruluşlar boyutları ne olursa olsun, hangi endüstride olurlarsa olsunlar, hepsi içeriden dışarıya doğru düşünür, hareket eder ve haberleşirler.

Sizlere bir örnek vermeme izin verin. Ben Apple’ı örnek olarak kullandım, çünkü onları anlamak kolay. Eğer Apple herkes gibi olsaydı, onların pazarlama mesajı şöyle olurdu: “Biz mükemmel bilgisayarlar yaparız. Onlar güzel tasarlanmış, kullanışı basit, kullanıcı dostu… Bir tane satın almak ister misin?” Eh işte… Ve bu genellikle bizim haberleşme tarzımız. Bu çoğu pazarlamanın, satışın nasıl yapıldığıdır. Ve bu birçoğumuzun kişiler arası haberleşme şeklimiz. Ne yaptığımızı, nasıl farklı ve daha iyi yaptığımızı söyleriz ve biz çeşitli davranışlar bekleriz. Bir satın alış, bir oy ve bunun gibi şeyler. İşte bizim yeni hukuk firmamız. Biz en büyük müvekkillerle en iyi avukatlara sahibiz. Her zaman bizimle çalışan müşterilerimiz için çalışırız. İşte bizim yeni otomobilimiz. Mükemmel benzin tüketimi, deri koltukları var. Bizim otomobilimizi satın alınız. Fakat bu ilham verici değil.

İşte bu da Apple’ın gerçekte iletişim şekli: Bizim tüm yaptıklarımız, bizim inanışımız süre gelen olgulara meydan okumaktır. Biz farklı düşünmeye inanırız. Bizim süre gelen olgulara meydan okumamız ürettiğimiz ürünleri güzel tasarımlı, kullanışı basit ve kullanıcı dostu olarak tasarlamamızdır. Biz sadece mükemmel bilgisayarlar üretiriz. Bir tane almak ister misiniz?

Tamamen farklı değil mi? Benden bir bilgisayar almaya hazırsınız. Tek yaptığım bilgilerin sırasını tersten aktarmak.

Aşkın İstilası: YOL

Aşkın İstilası: YOL, Metin Hara, Destek Yayınevi

Kitap Notları:

  • İnsan hayatındaki her problem ve her hastalık onun zihninde yaratılır.
  • Asla bir tohumun potansiyelini küçümseme evlat! Bir gönül, bir hayalle birleştiğinde dünyada cennet yaratılır.
  • Bilgeliğin anahtarı bildiklerini unutmakta yatar.
  • Bizim görevimiz bu hikâyeyi okumak değil, “YAZMAK”.
  • Hiçbir şeye inanma… İnanç seni tutsak eder… Seni ancak hakikat özgürleştirebilir!
  • Kader denen şey, sana çizilen yol değil, senin seçtiğin yoldur.
  • Gözünü açana ışık çok yeryüzünde… Gönül gözünü kapatana, yazık ki aşk yok bu âlemde.
  • Gerçek, algıların tarafından hapsedilir.
  • Bedeninin uyanışı gözlerini açtığında, ruhunun ayılışı ise ancak gözlerini kapattığında mümkündür.
  • İllüzyon ona inananın gerçeğidir.
  • Gerçek ve tek hakiki ışık, gözlerin ve zihnin sana yalan söylemeyi bıraktığında belirecek.
  • En derin karanlık, en güçlü ışığa gebedir.
  • Düşmekten korkup yürümeyi unutma.
  • Kurban olduğun yanılsamasından, Yaradan olduğun hakikatine ancak beyin
    dalgalarını kontrol ederek ulaşabilirsin.
  • Beta beyin dalgası; bedenin doğal tedavi faaliyetlerini durdurur!
  • Stres; tehlike varken seni yaşatır, yokken seni öldürür!
  • Telaşın ve acelenin tatlısı yoktur!
  • Kabullendikten sonra en büyük yanlış bile sıradan bir doğruya dönüşür.
  • Sadece senin stresin seni hasta eder, işinin stresi değil.
  • Sorunu kendi sorunlarını görmezden gelmek olan birine, kimse yardım edemez.
  • Algı, beyin dalgasına göre değişir.
  • Hayat, zihninde yaşanan holografik bir evrenden ibarettir.
  • Algın değişirse hislerin değişir; hislerin değişirse tepkilerin değişir ve tepkilerin değişirse deneyimin değişir… Yaşam; deneyim denen bütün anların uç uca dikilip birleştirilmiş halidir!
  • Algılarına güvenme! Gün boyunca ay vardı ve gece boyunca da güneş… Ama sen onları görebildin mi?
  • Evren söylediğimiz yalanlara göre değil, hissettiğimiz doğrulara göre şekillenir.
  • Sevgi varsa, korku yoktur… Korku varsa, sevgi yoktur!
  • Kalbi hızlı atan her memeli az yaşar… Kalbi yavaş atan her memeli uzun yaşar…
  • Nefes almak için ağzını değil, burnunu kullanmalısın.
  • Meditasyon bir yapma değil, olma halidir.
  • Sahip olduğun bilgiyi kullanmadığın sürece, ona sahip olmak seni ayrıcalıklı kılmayacaktır.
  • Hiçbir şeyin ustalığı bana başkaları tarafından verilmeyecektir.
  • Zihnini yavaşlatmadan kim çekirdek inancını temizleyecekmiş? Daha varoluşla ile ilgili çekirdek inancın korkuyken…
  • Artık senden, hiçbir zaman öğrenmediğin şeyleri hatırlamanı istiyorum…
  • Yorgunluk geçicidir. Güçsüzlük kalıcı…
  • Nefesini nereye yolladığını hayal edersen, enerjin oraya gider!
  • Düşündüğün her şey bir yanılsamayken, hissettiğin her şey hakikattir…
  • Hakikatin düşlerin görünen hali olduğunu idrak ettiğin anda hakikati şekillendirmeye başlarsın…
  • Spiritüel yolda, hatta bütün yaşam yolculuğunda, kendini asla başkalarının deneyimlerine göre yargılama.
  • Bu yolculukta üç seviye vardır: Bilen, deneyimleyen ve olan…
  • AŞK”ın başladığı nokta “HİÇ”liktir.
  • AŞK’ın doğumu, ancak âşığın ölümüyle mümkündür!
  • Zihin yanılsamaya, kalp hakikate yöneltir. Hangisini dinlersen, kendini orada bulursun…
  • Sevgiyle atan her kalp, bir sabah cennete uyanacaktır
  • İnsanoğlu kanserle savaşmayı bırakıp, kendisiyle barışmaya başladığı gün iyileşecek.
  • Kilo almanın ya da vermenin sadece yemek yemekle ilgisi yoktur.
  • Yaşamının mürekkebi de sensin, kağıdı da…
  • Hayal gücünü öldürdüğün gün, dünya üzerinde kendi esaretinin başladığı andır.
  • Hastalık iyileşmeye giden yoldur.
  • Asıl mucize kendine inanmaktır. Sonrası hep olağan şeyler. // Goethe
  • Kadim hakikati bilmeyenler bilmez senin kim olduğunu. Eti kemiği görür onlar. Onu bürüyeni değil.
  • En derin karanlık bile en cılız ışığa boyun eğer.
  • Kendin için ne istiyorsan onu başkasına ver.

Les Brown

Kaçınızın ulaşmak istediği büyük amaçları var.?

Ben bu soruyu sorduğumda çoğu kişi elini kaldıracak, bazı insanlar kaldırmayacak. Bazı insanlar çok şey istemez. Çoğu insan hayatta kalma, konfor alanında yaşar. Onlar bulundukları yerde gayet iyidirler.

Ama bazı insanlar için sadece hayatta kalmak yeterli değildir. Ben hayatta 3 tip insan olduğuna inanırım:

  1. Kazananlar
  2. Kaybedenler
  3. Henüz nasıl kazanacağını keşfedememiş olanlar.

Bu bireylerde onlara kuvvet veren, kendilerine yatırım yapmalarını sağlayan, seminerlere ve atölye çalışmalarını sağlayan bir şeyler var. Ve içlerinde “ben bundan daha iyisini yapabilirim” diyen bir şey var. Bu insanlar bulundukları yerde mutlu olması gereken insanlar ama değiller. Kaçımız tekrar dünyaya gelse şimdiye kadar yaptıklarından daha fazlasını yapacağını düşünüyor. Tabii ki  hepimiz…

Zamanında çok harika bir adam olan George Bernard Shaw hakkında bir hikaye okuyordum ve ondan bir alıntı yapmak istiyorum. Ona sorulan sorulardan biri gerçekten içime işledi: “Eğer dünyadaki herhangi biri olabilseydin, tarih boyunca herhangi biri, eğer tekrar doğma gücün olsaydı, bize kim olarak dönerdin?” Ve göz kırpmadan cevap verir: “Hiç olamadığım adam olarak dönmek isterdim.”

Ben hayatıma baktığımda, bu Les Brown çok uzun yıllar boyunca esaret içindeydi. Hayatımın ileri zamanlarına kadar dışarı çıkmadı. Tutkuluydu ama korku ile esir edilmişti. Şu anda yaptığım işi yapmak istiyordum. Başarmak istediğim şeyleri düşündüm ve kendime engel oldum. Çünkü başarısızlıktan korkuyordum. Hata yapmaktan korkuyordum. Kendimi utandırmaktan korkuyordum. Lisans diploması olan insanlardan korkuyordum. Çünkü benim bir lisans diplomam yoktu, ve hala bir lisans diplomam yok. Bu yüzden yapmak istediğim şeyleri düşünüyordum ve sonra “Les bunu yapamazsın” diyordum.

  • Les. ne dediğini anlıyorum ama yapma, mantıklı ol, pratik ol.
  • Bunu yapamazsın. Zig Ziglar‘ı, Tony Robbins‘i Doktor Norman Vincent Peale ve Robert Schuller‘ı izlediğinde iyi hissettiğini, bunun seni motive ettiğini biliyorum ama gerçekçi ol. 
  • Bunu yapamazsın. Hiç büyük bir şirket için çalışmadın. Hadi ama makul ol.
  • Mantıklı ol. Biliyorum insanlar senin yetenekli biri olduğunu, iyi bir kişiliğin olduğunu, komik olduğunu, onlara iyi hissettirdiğini ve güldürdüğünü söylüyorlar. Ama sen bir konuşmacı  olman, şirketler adına konuşman, insanları eğitmen ve senin hiç yapmadığın bir şeyi yapmaları için insanları motive etmen… Hadi ama…
  • Sen zengin değilsin, sen başarılı değilsin, hiç kitabın yok, kaynağın yok, bağlantıların yok, insanları tanımıyorsun.
  • Sen… sen bunu yapamazsın Les Brown!

Görüyor musun, kalbim ben bunu ben yapabilir dedi. Rüyama baktım ve yapmayı sevdiğim şeyi yapan birini gördüm. Ben insanlara yardım etmeyi çok severim. Ve kalbim ben bunu yapabilirim dedi.

Sonra kritik biri hata yaptım. “Nasıl?” diye sordum. Aklım kontrolü devraldı, önüme çıktı ve dedi ki: “Les Brown, kalbinin ne dediğini duydum. Sana soruyorum, bunu nasıl yapacaksın?” Ve bunu nasıl yapacağımı çözmeye çalıştım.

O zaman saatte 1000 dolar kazanmak istiyordum, aklım bana haftada 1000 dolar kazanıyor musun? diye sordu. Hayır dedim. Bunu daha önce yaptın mı? diye sordu. Hayır dedim. Sana bunu nasıl yapacağını anlatan hiçbir kişi tanıyor musun ya da iletişimin var mı? diye sordu. Hayır dedim. Paran var mı? diye sordu. Hayır… Yeterliliğin var mı? Hayır… Gerçekten bunu yapabileceğine inanıyor musun? Hayır…

Bir Afrika atasözü şöyle der: “Eğer içinde bir düşman yoksa, dışarıdaki düşman size hiçbir şey yapamaz.” 

Kendi kendimi vazgeçirdim. Bunu bana benden başka kimse yapmadı. Başarıya ulaşmak için ihtiyacımız olan ışık yıldızlarda değil, içimizde. Biz kendi emrimizdeyiz.

Bazen kendimizle savaşmamız gerekir. Bazen elde etmek istediğiniz bir hayaliniz, bir amacınız olur ve ben bunu yapamam dersiniz. Kendinize “Çeneni Kapa! Ben bunu yapabilirim. Bana bunu yapamayacağımı söyleme” demelisiniz.

Çoğu insan büyüklüklerini hiçbir zaman keşfedemez. Çoğu insan vasat bir hayat geçirir ve mezara girer. Potansiyellerinin çok altında bir hayat yaşarlar.

Hayalini düşün. Senden hayalini büyütmeni istiyorum. Oldukça büyük. Sende özel bir şeyler olduğunu söylerken, bildiğim bir şeyden bahsediyorum. İçinde büyüklük var, Hiçbir zaman hayal etmeye bile kalkışamayacağın kadar fazlasını yapabilme kabiliyeti var.

Büyüklük bir seçimdir. Kader değildir. 

Tadını Çıkar Hayatın

Günaydın!

Bugün mutlu olacağım!

Tadını çıkaracağım hayatın!

Tüm gün aklımızdan çıkarmaman gereken şeyler şunlar olmalı:

  • Değerliyim, çekiciyim, yetenekliyim, disiplinliyim, ayrıcalıklıyım, kutsanmışım.
  • İyi bir kişiliğim var.
  • İnsanlar etrafımda olmayı seviyor.

Tüm yapman gereken bugünkü tutumunu belirlemek. Olumlu olmayı belirlemek… Dinle! Hayatının tek bir yönde ilerlemesini mi ister misin? Bu yönü düşünmeye başlasan iyi edersin! Hayatını düşündüğün şeylerle alakalı olan bu yola ada.

Düşünceni değiştirdiğinde, tamamen farklı bir yöne gireceksin. Kapılar sana açıldı ve artık ritme göre dans edeceksin! Kendi şarkını, kendi tonundan söyle!

Bende bundan fazlası var. Ben bundan fazlayım!

Bugün için minnettar olabilirsin. Ve vücudun için, elindeki fırsatlar için, ilişkilerin için, yaptığın yardımlar için minnettar olabilirsin ve dahasını da isteyebilirsin.

İyi bir gün geçirmek istersen bunu yapabilirsin! Eğer kötü bir gün geçirmek istemiyorsan başkası da bunu yapamaz zaten. Tutumların senin seçimlerindir. Bugün, tutumunu değiştirmeyi tercih edebilirsin.

Tutumların, geçmişinin arşivcisi, şimdinin konuşmacısı ve geleceğinin önderidir. Tutumların, fırsatlardan, durumlardan ya da üstün yetenekli olmaktan çok hayatındaki başarını ve mutluluğunu belirler. Tutumların hayatını etkiler.

Bu yeni bir başlangıç! Bu yeni bir gün, yeni bir an, yeni herhangi bir şey işte! Geçmişte olup bitenler seni alakadar etmez! Şu anda özgürsün! Kusursuzca ve mükemmel bir şekilde yaratılmışsın.

Sen bir sanat eserisin!

Öngörülü ol!

Coşkulu ol!

Her gün kalk ve büyük düşün!

Büyük hayaller kur!

Ve inanılmaz bir hayatın olsun!

Sabah kalktığında neden aynaya bakıp şunu demiyorsun: Harikasın dostum! Sabah bunu yaparsan, doğru yöne ilerlerken kaydı başlatacaksın.

Hayata evet! Güzelliğe evet! Eğlenceye evet! Sevgiye evet! Bolluğa evet! Refaha evet! Şefkata evet! Hizmete evet!

Merak ediyorum; eğer her gün içindeki kişiyi hazırlamak için 5 dakika ayırsan ne olurdu? Eğer evden çıkmadan önce kendine kim olduğunu hatırlatsan ne olurdu?

Toplum ve Kültürlerin Sporu Tasarım

Vücudunuzu geliştirmek, kuvvetlendirmek için spor yaptığını bir düşün. Peki bu spor yapmaktaki amacın nedir? Saymaya kalktığında bir çok neden sayabilirsin. Daha fit görünmek, daha seksi görünmek, daha sağlıklı olmak ve daha kuvvetli olmak gibi… Her ne sebep ile olursa olsun bu istediklerin aslında kendini daha faydalı ve daha işe yarar hale getirmek adınadır. Karşı cinse karşı daha işe yarar, hayat kaliten adına daha işe yarar ya da çeşitli iş dallarındaki performansın adına daha işe yarar olmak…

Ayrıca beden gelişimi dışında zihnin için de aynı amaçla bir şeyler yapabilirsin. Bu kez yaptığın eylemin adı spor değil egzersiz olacaktır. Ve tabii ruhun ve manevi tarafın için aynı amaçla yola çıktığında bu kez meditasyon dediğimiz ruh sporunu yapacaksın.

Tüm bu gelişme ve geliştirme çabalarını düşündüğünde toplum ve kültürü daha işe yarar bir hale getirmek için ne yapılacağını düşündüğünde karşına cevap olarak çıkacak tek bir genel sözcük var : tasarım.

İster şiir, ister edebi herhangi bir tür, ister mekanik ya da endüstriyel, ister lüks ya da elit; herhangi bir yenilik ve yaratıcılık unsuru genel bağlamda tasarımdır.

Çok uzun bir yoldan gelen bir tür olarak insan, bilinç sahibi olma ve bilgiyi aktarabilme yeteneği ile yaşantısı ve çevresini daha işe yarar hale getirebilmek adına sürekli tasarım yaparak bugüne gelmiştir. Bundan 12 bin yıl önce taşlara kendisini kötü güçlerden korumak için tanrı figürleri çizen, bize göre ilkel ve cahil insanların yaptığı çalışmalar bugünkü heykel sanatının ilk birikimleri idi ve hiçbir şekilde gereksiz ve boşa değildi.

Şunu unutma lütfen, 12 bin yıl önceki insanların bizimle ve geleceğimiz seviye ile ilgili zerre kadar fikirleri yoktu. Dolayısı ile ne yaptılar ise kendileri ve kendi ihtiyaçları için yaptılar ve birikim olarak bize kadar aktara aktara gelişime katkıda bulundular. Aynı şekilde düşünürsen bizimde bundan 12 bin yıl sonraki insanoğlu için zerre kadar fikrimiz yok. Bu sebeple herhangi bir sanat ve tasarım dalı gereksiz ve boşa olmanın tam aksine gelişimin en önemli unsurudur.

Bu sebeple hiçbir yenilik ve yaratıcılık içeren olguyu ve özellikle hiçbir bilgi kırıntısını küçümsemeden sev. Sana lüks, gereksiz, israf ya da saçma gelebilir ama sanat ve tasarımın her türü bizi, toplumumuzu ve kültürümüzü daha işe yarar hale getiren şeylerdir.

Sevmediğin hiç bir şeyden fayda sağlayamayacak, ondaki hayrı ve karı kendi adına elde edemeyeceksin. Sevmek her zaman iyidir, SEV!