Sır / Secret

Sır / Secret, Rhonda Byrne, Artemis Yayınları

Kitap Notları

  • İstediğiniz her şeyi elde edebilir, her şey olabilirsiniz. / Joe Vitale
  • Seçtiğimiz şey her ne olursa olsun; ona sahip olabiliriz. Hedefin büyüklüğü hiç önemli değil. / John Assaraf
  • Sahip olduğunuz her düşünce nesnel bir gerçeklik; bir kuvvettir.
  • Zihninizde canlandırabildiğinizi, ellerinizde de tutabilirsiniz. / Bob Proctor
  • Siz ona inansanız da inanmasanız da, onu anlasanız da anlamasanız da, çekim yasası işleyişine daima devam eder.
  • Yaratım her zaman gerçekleşir. Bir bireyin bir düşüncesi olduğunda ya da bir şeyi uzun süredir kronik bir biçimde düşündüğünde, yaratım süreci işliyor demektir. Bu düşüncelerin doğuracağı bir şeyler olacaktır.
  • Kendinize çektiğiniz düşünceler, bilinçli ya da bilinçdışı olarak, farkındaık düzeyinde tuttuğunuz baskın düşüncelerinizdir. İşin zorluğu buradadır.
  • Çekim yasasını her yerde görebilir; her şeyi kendinize çekersiniz. İnsanları, işi, koşullan, sağlığı, varlığı, borçlan, mutluluğu, kullandığınız arabayı, içinde bulunduğunuz topluluğu… tümünü bir mıknatıs gibi kendinize çeken sizsiniz. Üzerinde düşündüğünüz, üzerinize çektiğinizdir. Yaşamınızın tamamı kafanızın içinden geçen düşüncelere dair bir gösteridir.
  • Siz kendi yaşamınızın Michelangelo’susunuz ve işlediğiniz eser de yine kendinizsiniz.
  • Çekim yasası ” benzer benzeri çeker” der. Böylece bir şey düşündüğünüzde ona benzeyen diğer düşünceleri de kendinize çekersiniz.
  • Şu an düşünmekte olduklarınız, gelecekteki yaşantınızı oluşturmakta. Üzerinde en çok düşündüğünüz ya da üzerine en çok odaklandığınız şey hayatınız olarak karşınıza çıkacaktır.
  • Yerçekimi yasası gibi yasaları olan bir evrende yaşıyoruz. Bir binadan düştüğünüzde, iyi ya da kötü bir insan olduğunuzun bir önemi yoktur; kesinlikle zemine çakılırsınız.
  • Şikayet ettikleriniz dahil olmak üzere şu an sizi çevreleyen her şeyi yaşamınıza çeken yine siz kendinizsiniz. Şimdi, henüz işin başında bunu duymaktan nefret ettiğinizi biliyorum. Hemen “Trafik kazasını ben yaptırmadım. Bana bir sürü sıkıntı yaşatan o müşteriyi ben çekmedim. Borçları da ben çekmedim herhalde” gibi tepkiler vereceksiniz. Bense, size “evet siz çektiniz” demek için burada karşınızdayım. Bu, anlaşılması en zor kavramlardan biri olmakla birlikte, bir kez kabullendikten sonra, hayatınız değişmeye başlayacaktır.
  • Birçoğumuz olayları kontrol edemeyeceğimizi sandığımızdan olan biteni akışı içinde kendiliğinden çekeriz. Duygu ve düşüncelerimiz otomatik pilottadır ve böylece başımıza gelenler kendiliğinden bize doğru çekilmiş olur.
  • Hislerimiz ne düşündüğümüzden haberdar olmamız için bize verilmiş en müthiş armağandır.
  • Bu gerçekten de hu kadar basit. “Şu an kendime doğru çektiğim şey nedir?” Peki kendinizi nasıl hissediyorsunuz? “îyi hissediyorum” . O zaman devam edin.
  • Güne güzel haşlar ve o mutluluk duygusu içinde kalırsanız,herhangi bir şeyin ruh halinizi değiştirmesine izin vermediğiniz sürece, çekim yasası gereğince,  yaşadığınız mutluluk duygusunu sürekli kılacak birçok durumu ve insanı kendinize çekersiniz.
  • Kabullenmesi zor olmakla birlikte, kendimizi buna açmaya başladığımızda, alacağımız sonuç etkileyici olacaktır. Bunun anlamı, şu ana kadar hayatınıza çekmiş olduğunuz düşünce hangi düşünceniz olursa olsun, yapacağınız bilinçli bir yer değiştirmeyle bu durumdan kurtulabilirsiniz.
  • Kendinizi iyi hissetmeniz gerçekten çok önemli; çünkü bu iyilik duygusu sizden Evren’e yayılan ve kendisini çoğaltarak size doğru çekilen bir sinyal. Böylece kendinizi mutlu hissetmeyi başardıkça, mutlu olmanıza yardımcı olacak faktörleri de daha çok kendinize çekecek, gittikçe daha çok yükselebileceksiniz.
  • Duygu ve düşüncelerinize gerçek anlamda hakim olmayı bir kez anlamaya başladığınızda, kendi gerçeğinizi nasıl yarattığınızı da göreceksiniz. Bağımsızlığınızın ve gücünüzün kaynağı buradadır.
  • Israrla düşünerek çağırmadığınız hiçbir şey yaşantınıza giremez.
  • İyi şeyler düşünürken, insanın kendisini kötü hissetmesi imkansızdır.
  • Güzel anılar, doğa, en sevdiğiniz müzik, gibi “Sırrın İpuçları” adıyla anılan bazı faktörler duygularınızı değiştirerek bir anda başka frekansa geçmenizi sağlarlar.
  • İlk adım istemektir. Evren’e komut verin ve ne istediğinizi bilmesini sağlayın; düşüncelerinize cevap verecektir.
  • İkinci adım inanmaktır. İsteğinizi elde ettiğinize inanın. Benim mutlak inanç olarak adlandırmayı sevdiğim bu inanca siz de sahip olun. Mutlak inanç, görünmeyene inanmaktır.
  • İstediğiniz şeyleri zaten sizinmiş gibi görün, ihtiyaç duyduğunuzda size geleceklerini bilin ve gelmelerine izin verin. Huysuzlanıp kaygılanmayın. Eksiklikleri üzerinde düşünmeyin. Sizin, size ait ve zaten sizin malınız olduklarını düşünün
  • Kalıbı kendi düşünceleriniz içinde nasıl şekillendireceğinizi bilirseniz, istediğiniz her şeye sahip olursunuz. Sizin aracılığınızla çalışan Yaratıcı Güç’ün nasıl kullanılacağını öğrenmeniz şartıyla, gerçekleşemeyecek düşünüz yoktur. Bir kişi için işe yarayan bir yöntem, geri kalanlar için de işe yarar. Gücün anahtarı, sizde olarak rahatça, tam olarak kullanmanızda… ve böylece daha fazla Yaratıcı Güç’ün size doğru akması için kanallarınızı sonuna kadar açmanızda gizlidir.”
  • Ufacık Ur araştırma yaparak hile, bugüne kadar başarılı olmuş insanların hiçbirinin bunu nasıl yapacaklarını önceden bilmediklerini gayet net  anlayabilirsiniz. Onlar sadece başaracaklarını biliyorlardı.
  • İşin nasılını bilmeniz gerekmez. Evren’in kendisini nasıl yeniden düzenleyeceğini bilmeye ihtiyacınız yok.
  • Dileğinizin size ne şekilde gösterileceğini bilmezsiniz. Sizin kendinize çekeceğiniz şey dileğinize ulaşmak.
  • Çoğunlukla, isteklerimizi göremediğimizde, kendimizi engellenmiş hisseder, düş kırıklığına uğrar, şüphe duymaya haşlarız. Şüphe bize yıkım duygusu getirir. Şüpheyi alın ve değiştirin. Bu duyguyu fark ederek, yerine sarsılmaz bir güven koyun. “Dileğimin bana gelmek üzere yolda olduğunu biliyorum” deyin.
  • Sürecin üçüncü ve son adımı, almak. Bununla ilgili olarak kendinizi çok iyi hissetmeye başlayın. Dileğiniz size ulaştığında kendinizi nasıl hissedecekseniz şimdi de öyle hissedin. Bunu şimdiden yapın.
  • Bu süreç içinde insanın kendisini iyi hissetmesi ve mutlu olması önemli; çünkü, kendinizi iyi hissettiğinizde. Evren’den istediklerinizle aynı frekansa geçiyorsunuz.
  • Bu Evren hisler Evrenidir. İnancınız entelektüel düzeyde kaldığı ve altında ona uygun duygu olmadığı taktirde isteklerinizi hayatınızda görmek için yeterli güce de sahip olamazsınız. Bunu hissetmek zorundasınız.
  • Evren hızı sever. Onu geciktirmeyin. Sorgulamayın. Kuşku duymayın. Zamanı geldiğinde, itici güç oluştuğunda, sezgisel bir tetiklemeyle harekete geçecektir. Bunu oluşturmak size bağlı; ve yapmanız gereken şey de bundan ibaret.
  • İstediğiniz her şeyi kendinize çekeceksiniz. İhtiyaç duyduğunuz şey paraysa, parayı, insanlarsa, insanları, belirli bir kitapsa, o kitabı çekeceksiniz. Dikkat etmeniz gereken şey neye doğru çekildiğinizdir; çünkü siz isteklerinize dair imgeleri zihninizde tuttukça, onlara doğru çekilirken, onlar da size doğru çekilecekler. Hareket, sizinle ve sizin aracılığınızla, tamamen fiziksel bir gerçekliğe doğru olacaktır. Bunu sağlayan da yasadır.
  • Sıfırdan başlayabilirsiniz, yokluğun ve çözümsüzlüğün içinden bir çözüm yaratılacaktır.
  • Gecenin karanlığında ilerleyen bir araba düşünün. Farlar ancak birkaç yüz metre ileriyi göstermesine rağmen, karanlığın içinde Kaliforniya’dan Neıv York’a kadar gitmenizi sağlarlar; çünkü, ilerlemek için sadece iki yüz metre ileriyi görmeniz yeterlidir. Bu hayatın önümüzde nasıl açıldığını anlatıyor. Birbirini izleyen iki yüz metre sırayla önümüzde açılacaklarına güvendiğimiz taktirde, hayat bizim için açılmayı sürdürecek; ve sonunda gerçekten istediğimiz neyse, o hedefe doğru götürecektir, çünkü biz böyle isteriz.
  • Beyninizde, uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınızla konuşmanıza dair bir imge oluşturarak bunu zihninizde tutun. Nasıl olacaksa olacak, ya biri size ondan bahsedecek, ya o arayacak ya da ondan bir mesaj alacaksınız.
  • İnanmak; istemiş olduğunuz şeyi şimdiden elde etmiş olduğunuzu düşünerek, öyleymiş gibi konuşup, öyleymiş gibi davranmayı da gerektirir. İsteklerinizi elde etmiş gibi frekans yaydığınızda, çekim yasası insanları, olayları ve koşulları harekete geçirerek arzunuza kavuşmanızı sağlayacaktır.
  • Elde etmek aşaması ise, dileğiniz gerçekleştiğinde hissedeceklerinizi hissetmeyi gerektirir. Şu an kendinizi iyi hissetmeniz, sizi dileğinizle aynı frekansa getirir.
  • Olduğumuz her şey, düşünmüş olduklarımızın sonucudur. / Buddha
  • Şükretmek, yaşamınıza daha çok şey katmanın mutlak yollarından biridir.
  • Üzerinde düşündüğümüz ve şükrettiğimiz her şeyi hayata geçiririz.
  • Diğer yöntemleri kullanarak hayatlarını doğru biçimde düzenleyen bir çok insan, şükretmeyi bilmedikleri için yoksul kaldı.
  • Şükretme konusunda her gün alıştırma yapmak, bolluk ve bereketi çekmek için en önemli iletişim hatlarından birini oluşturmak demektir.
  • Bir şeyi zihninizde canlandırmanız, onu gerçekleştirebileceğiniz anlamına gelir.
  • Beyninizin içinde var ettiğinizi, bedeninizin içinde de var edersiniz.
  • Çekimi asıl yaratan, sadece görüntü veya düşünce değil, bunları hissetmektir. Birçok insan; ” Olumlu şeyler düşünmem ya da istediğimi aldığımı zihnimde canlandırmam yeterli” diye düşünüyor; ama, böyle yaparken, bolluk ve bereketi, sevgi ve sevinci hissetmezseniz, çekim kuvvetini oluşturamazsınız.
  • Yapmamız gereken nasıl gerçekleştiğini anlamaya çalışmak değil. Olan bitene inanıp bağlanmanızın sonucunda, nasıl olduğu da ortaya çıkacaktır.
  • “Nasıllar” Evreni ilgilendirir. Siz ve düşünüz arasındaki en kısa, en çabuk, en hızlı ve uyumlu yolu her zaman o bilir.
  • Kontrolü Evren’e bıraktığınız taktirde, size verilenlere şaşıracaksınız, gözleriniz kamaşacak. Bu nokta, sihir ve mucizelerin gerçekleştiği noktadır.
  • Bunu bilsin, bilmesin herkes bir şeyleri zihninde canlandırabilir. Başarılı olmanın büyük sırrı, zihinde canlandırmadır.
  • Hayal etmek her şey demektir. Hayatın size getireceklerinin bir ön gösterimidir
  • Ne istediğinize karar verin. Bunu elde edebileceğinize inanın. Bunu hakettiğinize ve sizin için olanaklı olduğuna inanın. Sonra, her gün birkaç dakikalığına gözlerinizi kapatın ve elde etmek istediğiniz şeye eriştiğinizi zihninizde canlandırın. Bu duygudan çıkın ve şu an şükretmekte olduğunuz şeylere odaklanın ve ciddi ciddi bunun keyfini yaşayın. Daha sonra, gerisini Evren’e bırakın ve O’nun dileğinizi gerçekleştirmenin bir yolunu bulacağına güvenerek günlük işlerinize dalın.
  • Çekim yasasından faydalanmak için, bunu bir kerelik bir olay olarak görmeyerek, varoluşunuza dair bir alışkanlık haline getirin.
  • Birçok insanın borçtan kurtulmak gibi bir hedefi var. Bu, sonsuza kadar borç içinde kalmanıza sebep olacaktır. Neyi düşünürseniz onu çekersiniz. “îyi işte, borçtan kurtulmayı düşünüyorum” diyebilirsiniz. Borçtan kurtulmayı mı, borç içinde yüzmeyi mi düşündüğünüz beni ilgilendirmiyor, borç düşünüyorsanız, borç çekersiniz. Otomatik bir borç ödeme programı ayarlayın ve zenginliğe odaklanmaya başlayın.
  • Yokluk, eksiklik ve sahip olmadıklarınıza odaklandığınızda, aile içinde bundan yakınır, arkadaşlarınızla bunu tartışır, “Buna imkanımız yok, bunu satın alamayız” diyerek çocuklarınıza bu konuda yetersiz kaldığınızı anlatır ve böylece asla bunları karşılayacak imkanı bulamazsınız; çünkü sahip olmama halini artık daha da çok kendinize çekersiniz. Bolluk, bereket ve zenginlik istiyorsanız, o zaman bolluk, bereket ve zenginliğe odaklanın.
  • Kendinizi sevip sayın. Sizi sevip sayacak insanları kendinize çekmenizin yolu budur.
  • Kendinizde beğendiğiniz özelliklerinize odaklandığınızda, çekim yasası sizinle ilgili bu güzellikleri size artırarak geri gönderecektir.
  • Evren bolluk ve bereket konusunda bir şaheserdir. Kendinizi Evren’in bereketini duyumsamaya açtığınızda, onun size sunduğu mucizeler olan neşe ve mutlulukla birlikte sağlık, zenginlik ve iyilik gibi bütün olağanüstülükleri de yaşarsınız.
  • Kahkaha, neşeyi çekerek olumsuzluğu uzaklaştırır ve mucizevi iyileşmeler getirir.
  • İyi şeyleri asla tüketip bitiremeyiz, çünkü ihtiyaç duyulandan çok daha fazlası var. Yaşam bolluk ve bereket demek.
  • O, her zaman varolmuş olan, varolan her şeydir. Biçimlerin içine girer, onlarla hareket eder, onlardan dışarı çıkar.” Birine gidip; “Evren’i kim yarattı?” sorusunu sorsanız “Tanrı” diyecektir. Peki, Tanrıyı nasıl tanımlarsınız? “Daima vardı, her zaman varoldu. O, yaratılıp yok edilemez. Şimdiye kadar varolduğu gibi, biçimlerin içinde, biçimler aracılığıyla, biçimler dışında daima varolacak”. Gördüğünüz gibi, terminoloji farklı olsa da, tanımlar aynı.
  • Kendinizi ortalıkta dolaşan bir “et yığını” sanıyorsanız, yeniden düşünün. Siz spiritüel bir varlıksınız! Daha geniş bir enerji alanında işleyen bir enerji alanısınız.
  • Hepimiz birbirimize bağlıyız. Sadece bunu görmüyoruz. “İçeride” ya da “dışarıda” diye bir şey yok. Evren’deki her şey birbirine bağlı.Tamamı aynı enerji alanı.
  • Aklını hayatın karanlık yanlarına takarak, geçmişteki şanssızlık ve düş kırıklıklarını tekrar tekrar düşünen bir insan, aynı şanssızlık ve düş kırıklıklarını gelecekte de yaşamak için dua etmiş olur. Gelecekte bir gün başınıza talihsizlikten başka bir şey gelmediğini görürseniz, bu bugün bunu çağırıyor olmanızdandır; ve kesinlikle de böyle olacaktır.
  • Siz kendi kaderinizin tasarımcısı ve yazansınız. Kalem sizin elinizde, öyküyü siz yazıyorsunuz ve sonuç sizin seçiminiz oluyor.
  • Bunun bir sınırı var mı? Kesinlikle yok. Bizler sınırsız yaratıklarız. Bir üst sınırımız yok. Beceriler, yetenekler, Tanrı vergisi özellikler ve güç hu gezegendeki herkesin içinde var, ve bunların sınırı yok.
  • Neşe, sevgi, özgürlük, mutluluk, kahkaha. Olay budur. Size göre mutluluk, orada oturup bir saat boyunca meditasyon yapmaksa, bunu yapın. Mutluluğu peynirli sandviç yemekte buluyorsanız, o zaman yiyin!
  • Sizi mutlu eden her şey, size daima biraz daha mutluluk getirecektir.
  • Başarının gerçek yakıtı içsel mutluluktur.
  • Mutluluğunuzun peşinden gidin, her tarafınız duvarlarla kaplı olsa bile. Evren size kapılar açacaktır.
  • Neyi seviyorsanız onu yapın. Size mutluluk getirecek şeyin ne olduğunu bilmiyorsanız kendinize; “Beni ne mutlu eder?” sorusunu sorun. Kendinizi mutluluğa teslim ettiğinizde, mutluluk ışınları yaymaya bağlayacağınız için, sizi mutlu edecek şeyler çığ gibi üzerinize yağacaklar.

Chris Gardner

Will Smith‘in canlandırması ile Pursuit of Happiness filminde başarı hikayesini izlediğimiz Chris Gardner.

Kendiniz adadığınız bir plan

Bir planınız olsun. Herkesin kendine ait hayalleri var. Herkes amaçlara sahip. Peki plan nedir?

Plan şu özelliklere sahip olmalı : net, öz, zorlayıcı, tutarlı ve adanmışlık barındıran. Eğer bir planınız varsa, bunu uygulamaya çalışıyor ve ona tutkuyla bağlı iseniz B planı diye bir şey olamaz. Bu kadar basit.

Üç örnek verebilirim. Michael Jordan Chichago Bulls’da 6 NBA Şampiyonluğu kazandı çünkü B planı yoktu.  Oprah Winfrey medya kraliçesi oldu çünkü B planı yoktu. Barack Obama Beyaz Saray’daki koltuğuna oturmayı başardı çünkü B planı yoktu.

Önce Aile

Aile ve iş hayat arasındaki denge her zaman korunmalı. Ve bu denge şu şekildedir: önce aile gelir. Çocuğum her zaman birinci sıradadır.

Eğer iş hayatınızı ve ilişkilerinizi iyi yönetebilirseniz, çok endişe duyduğunuz o proje sunumu da,  siz olmadan gerçekleşemeyecek olan o tele-konferans da yeniden zamanlanabilir. Fakat oğlunuzun ilk beyzbol maçı, kızınızın ilk dans resitali… Aynı kefeye koyamazsınız, orada olmalısınız ve aile önce gelir.

En iyisi ol

Buna daha genç bir adam iken karar vermiştim. Bir şeyde en iyisi olmalıydım. Bu şeyi bulmak zorundaydım ve Wall Street Ticaret Odası’na ilk gittiğimde aradığımın bu olduğunu anladım.

Bantlar yuvarlanıyor, telefonlar çalıyor, insanlar birbirine bağırıyor, siparişleri sesleniyor ve her yerde insanlar bir yerden bir yere uçuşuyordu adeta. Bu başkasına nasıl hissettirir bilmem ama ben kendimi o ritme ait hissettim. Bir müzik parçasını okuyor gibiydim ve buranın olmam gereken yer olduğunu biliyordum.

Tabii ki tekrar geri geldim. Şunu duyana dek oradaydm : “Gardner, sebatına istinaden sana bir şans vereceğiz.” Tüm istediğim de buydu.

Eve gittim ve eski karıma şunları söyledim: “Bana yapamayacağımı söyledin, ama tahmin et bakalım; iki hafta içinde başlıyorum.”

Kendi değerinizi bilin

Uzun zamandır çoğu insan kendi değeri ile net değerini birbirine karıştırıyor. Net değeriniz dalgalanabilir, değişebilir. Bazen artar bazen azalır. Bu paranız ile ilgilidir ama şahsi değeriniz değil.

Sen kimsin? Senin için önemli olan ne? Nasıl yaşarsın? ve değerlerin nelerdir? Bunlar asla tartışılabilir olamaz. Bunun farkına varmalı ve şunu kendine bolca tekrar etmelisin: Net değerim kişisel değerim değildir.

Takımını motive et

Onlara saygı duy. Gelişmelerine izin ver. Onlara güven ve onları yalnız bırak. Ayrıca hayatları boyunca kazandıkları paradan daha fazlasını kazanma fırsatları olduğunu göster. Çekirdek kadronu motive etmek için bu unsurların hepsini bir araya getir.

Değişim şart

Hayatına bir değişiklik katmak istiyorsan şimdiden daha iyi ya da daha kötü bir zaman yok.

Anlıyorum, değişiklik kulağa ürkütücü geliyor. Şu andaki durumuna vakıfsın ve bir şeyleri sarstığında başına neler geleceğini bilmiyorsun. Fakat değişim hakkında iki gerçekten bahsetmeme izin ver. Birincisi, kişisel gelişimin için değişim şart. İkincisi, sen istesen de istemesen de değişim gerçekleşecek. Sen razı ve hazırlıklı olursan bu değişimi kendi lehine kontrol edebileceksin aksi takdirde başına gelene razı olmak zorunda kalacaksın.

İster kenarda oturup hayallerinin gerçekleşmesi için doğru zamanı bekleyenlerden olursun, istersen bunu isteyen, yapan ve hazır olanlardan biri olarak hayatın sana vereceği dersi öğrenenlerden.

Bebek adımları

Dibini eşelemeyi bırak ve sıçra artık. Bebek adımları ile ilerliyor olabilirsin ama yeterince ilerlediğinde ve sabrettiğinde göreceksin ki bu bebek adımları seni hedefine ulaştırmış.

Annemin ana her gün tekrarladığı bir sözü anlatmama izin ver: “Evlat, hiçbir şey kendiliğinden olmayacak. Bunu sen yapmalısın. Yedeğin yok, tamam mı?”

Biliyorum, ilerlemeyi aksatmadan devam ettirmekten daha zor bir şey yok. Ama bunun gerekliliğini kabullenmekten başka çaren de yok.

Geri kalan hayatın

Kısa bir zamanın kalmış olabilir. Bundan sonraki hayatında ne yapacaksın? Bu soru  benim hayatımdaki en büyük ateşleyicilerden biri olmuştur.

Geri kalan hayatında ne olmak istiyorum? Bu yüzden insanlara anlatmak zorunda olduğumu biliyordum. Ve çok uzun zamandır hem anlatıyor hem de yazıyorum. Eğer tamamı ile adanmadan bir şeyler yapmaya çalışıyorsanız, eğer tamamen tutkulu olmadan bir şeyler yapmaya çalışıyorsanız, her gün benliğinize gölge düşürüyor, her gün kendinizi riske atıyorsunuz.

Olduğun yerden başla, kaldığın yerden devam et

Yeni bir idealine başlayacaksan ya da var olan işinden henüz kovulmuşsan şunu unutma: İşini ya da konforunu kaybetmiş olabilirsin ama yeteneklerini, uzmanlığını ve tecrübeni kaybetmedin. Onlar hep seninle birlikte.

Belki de bugün senin vaktindir. Bedava da olsa yapmaya can atacağın şeyi bulacağın gündür. Güneşin bile kaldıramadığı seni güneşten önce kaldırıp can atmanı sağlayacak şeyi bulacağın gündür. Ve o şeyi bulduğun an, her an senin zamanındır.

Anahtar

Başarılı olmak için süper bir formül, şahane bir yöntem, kesin sonuç veren bir öğreti mi arıyorsun. Bir hap yada bir anahtar…

Sana güzel bir haberim var. Öyle bir anahtar yok. Birden çok var.

İşte birinci anahtar: YAP! Ne yapman gerekiyorsa onu yap.

İşte ikinci anahtar: ÇALIŞ! Özverili ve sıkı çalış. Diğerleri uyurken çalış. Başkaları dinlenirken çalış. Ötekiler eğlenirken çalış.

İşte üçüncü anahtar: İNAN! Kimse sana inanmazken inan. Herkes karşı çıkarken inan. Başkalarına değil her zaman önce kendine inan.

İşte dördüncü anahtar: ZORLA! Kendini zorla. İstemesen de yap, çalış ve inan ve tüm sınırlarını zorla. Özdisiplinini öyle geliştir ki taş gibi olsun ve hiçbir koşulda sarsılmasın, kırılmasın.

İşte beşinci anahtar: GELİŞ! Her gün geliştir kendini. Her gün bir adım, hiç durmadan, hep ileri… Kişisel gelişimine dört elle sarıl ve bundan asla ödün verme. Araştır, izle, dinle ve en önemlisi OKU!

İşte altıncı anahtar: GÜÇLÜ OL! Başına ne gelirse gelsin, her birinin seni güçlendirdiğini unutma. Acılarını, üzüntülerini ve tüm yorgunluklarını kendine yakıt yap ve her yenilgide daha da güçlen. Henüz başaramadıysan yeteri kadar başarısız olmamışsın demektir.

İşte yedinci anahtar: HAYAL ET! Bundan asla vazgeçme. Bunu boş zamanlarında yapma, bunun için kendine özel bir vakit ayır. Gözlerin kapalıyken gördüklerinin, gözlerini açtığında tadını çıkaracaksın.

İşte sekizinci anahtar: SORUMLULUK AL! Endişelerini ve korkularını çöpe at. Hiçbiri gerçek değil. Başarmak için gerekli olan tüm sorumluluğu al. O sana ait. Asla başkasına bırakma. Unutma sorumluluğu alan kişi hazineyi bulacak. Sorumluluğu başkasına bırakır, suçu başkasına atarsan, kavuşmak istediğin hazine de onun olacak.

Ne olmak istiyorsan, koşulsuz şartsız hemen OL! Önce ol, sonra ne yapman gerekiyorsa YAP! Ve tabii ki bütün bunlara adım atmadan, önce kendini, sonra her şeyi SEV!

Philippe Starck ile Dahilik ve Delilik Arasında

En lüks yatlardan bir limon sıkacağı gibi genel amaçlı kullanım alanlarına ait tasarımları bulunan ünlü fransız tasarımcı Philippe Starck.

Uzun zamandır yeni şeyler üretiyorsunuz ancak hala yeni fikirleriniz varmış hissine kapılıyoruz. Gerçekten böyle mi?

Fikir üretmek için bir çok şeyin bir araya gelmesi gerekiyor.  Fakat bana sorarsanız bu bir delilik işi. Son zamanlarda gelişen beyin taramalarından da anlayabileceğimiz üzere, beynimizin mimarisi, snapsları ve kafamızın içindeki değişik oluşumlar yüzünden deli oluyorsunuz. Sanırım deliliğimin fikir ürettiği gerçeği hiçbir zaman kabul görmeyecek gibi duruyor.

Genç iken kendinizi ifade etmek, yaşamak, var olmak istersiniz. Bunları zamanında çok yaşadım ama şu anda genç değilim. Bugüne kadar var oldum ve var olmaya devam edeceğim. Var oluşu hak etmek için size verilen görev hizmet etmektir. 

Peki kime hizmet ediyorsunuz? 

Kendi kendime. Herkesin kendine ait bir hedef kitlesi var. Herkes bir topluluğa mensup. Hiçbir zaman başkaları için düşünmemeniz gerekiyor. Kendiniz, karınız, kızınız, arkadaşlarınız için düşünmelisiniz. O zaman pazarlamaya aykırı olarak hareket etmiş, hakikat ve dürüstlük adına bu işi icra etmiş olursunuz. Her topluluğun kendine özgü bir tasarımcısı var. Başkalarının tasarımcısı olmayı denememelisiniz. 

Daha önce rüyalardan ilham aldığınızı söylediniz. Bu doğru mu?

Kısmen de olsa ben bir otizm hastasıyım. Ama sonuç olarak otistiğim yani. 

Bunu nasıl biliyorsunuz?

Kimse ile konuşmadığınızda, başkalarını ziyaret etmediğinizde, televizyon izlemediğinizde, size anlatılanları anlamadığınızda, başkaları ile zaman geçirmektense kendi başınıza kalmayı tercih ettiğinizde hasta olduğunuzu anlıyorsunuz. Hatta hastalık hakkındaki bazı önemli noktaları idrak edebiliyorsunuz. Otizm beni kendi kendine yeterli kılıyor. Dış dünya ile tamamen bağlarım kesilmiş durumda. Bu soruya cevap vermek gerekirse, insanoğluna karşı derin bir aşk ve var oluşumuza dair derin bir merak besliyorum. 

Peki, herkesten uzak kalarak insanoğlunun sırrını nasıl çözeceksiniz?

Çünkü insanoğlu biziz. Sizin varlığınız bile bana insanoğlu ile ilgili bazı noktaları kavramamı sağlıyor. Size toplum tarafından verilen bazı sinyaller var. Bilinçaltına gönderilen küçük sinyaller. İnsanoğlunu onlar sayesinde anlıyorsunuz. Böyle çalışmamın nedeni ayrı düşünce yapılarına sahip olmamızdan kaynaklanıyor. 

Kariyeriniz boyunca hangi engellerle karşı karşıya geldiniz ve bulunduğunuz noktaya nasıl ulaştınız?

Önünüzde bir engel yok. Buraya adım adım geliyorsunuz. İlk önce sınıfta resim yaparak başlarsınız. Hoca da çalışmadığınızdan ötürü sizi sınıftan çıkarır. Bir şey öğrenme kapasitem olmadığından dolayı hiç sınava girmedim. Bir gün hocanız yaptığınız resmi ilginç buluyor ve ilk ticari hamlenizi orada gerçekleştirmiş oluyorsunuz. Hocaya çizdiklerinizi verin O da sizi rahat bıraksın. Beş yaşımdan beri çizimlerim ve icatlarım sayesinde geçiniyorum. Sonrasında bunu kademeli bir biçimde arkadaşlarınız için, sonrasında köyünüz için ve en sonunda ülkeniz için yapıyorsunuz. Dünyanın öbür ucundan biri sizi fark ediyor ve sizin yaptığınız işleri beğeniyor. Siz de devam ediyorsunuz. O yüzden dürüstlük buradaki en önemli nokta. İyi bir şey icra etmediğiniz anda bu hemen göze batıyor. Çalışmalarınızda bir çok faktörü göz önünde bulundurmanız gerekiyor. Bu etkenlerden bazıları dürüstlük, kişisel çaba, yaratıcılık, başkalarını gözlemleme ve elinizden geldiğince bilgi edinme. Bunların hepsi bir bütün. Kısacası önünüzde hiçbir engel yok. 

Sizce Fransa ya da Avrupa küçük bir tasarım şirketi açmak isteyen gençlere yeterli yardımda bulunuyor mu?

Burada önemli olan konu tasarım değil. Tasarım yapıp yapmamaları umrumuzda değil. Size bir şey söyleyeyim: Her şeyi her yerde yapabilirsiniz. Toplama kamplarında insanlar ellerindeki patatesler ile bir telsiz sistemi yapmışlardı. İnsanlar kamptan kaçabilmek için sistemler geliştiriyorlardı. Bir maden ocağına ya da deliğe kafa üstü düştünüz diyelim. Oradan hala çıkma şansınız var. Hangi durumda olursanız olun bir şey üretebilirsiniz. Bunun heyecan verici ve güzel tarafı burada. Kolay olan bir şeyi neden yapalım ki? Bir şeyi yaratmak basit bir iş olsa evimizde otururduk. 

Ana akıma ait değilim cümlesi size ait. Yalnız şu anda jet sosyeteye mensup tasarımcılardan bir tanesi de sizsiniz. Size yapıştırılan bu etiket sizi rahatsız etmiyor mu? Yoksa bundan memnun musunuz?

Kamuoyunuzdaki imaj ile kişisel imajı karşılaştırmamak gerekiyor. İnsanlara bir şeyler anlatmak ve ilgisini çekebilmek için medya kuruluşlarının jet sosyeteye ve kamuoyu imajına ihtiyacı var. Ancak hakkında yazılan insanlar gerçekte jet sosyete olmayabiliyor. Gazetelere baktığınızda eşim ve beni çok göremezsiniz. Arada sırada aptal olmayan bir programda, güzel şeylerin konuşulabileceği formatlarda ben ve eşime rastlayabilirsiniz. Yani sosyeteye mensup değiliz. Adeta bir keşiş gibi yaşıyoruz. Size biraz garip gelebilir ama lüksü seven ve işinde  fazlası ile düzenli olan keşişler gibi hayatımızı sürdürüyoruz. 

İnsanları iki safha mı bölüyorsunuz? 

Kesinlikle. Bundan adım gibi eminim. İnsanların beni ne kadar çok sevdiklerini görmek inanılmaz bir şey. Bazı insanlar benim tanrı olduğumu düşünüyor. Bu tamamen saçmalık. Bazı insanlar ise bana baktıktan sonra ağlamaya başlıyor. Bazılarıysa düğünlerine gelmezsem evlenmeyeceklerini söylüyor. Bu bir delilik. Tamamen akılsızca. Hatta fazlasıyla utanç verici. Öte yandan bazı insanlar benden çok açık bir şekilde nefret ediyor. Anlamadığım bir şekilde diğer çevre ise beni öldürmeye hazır durumda. İçinde kötülük barındırmayan birisi olduğumdan ötürü onları anlamakta zorlanıyorum. 

Bazı çevreler daha ılımlı davranıp sizin çelişkili biri olduğunuzu söylüyor. Ekoloji hakkında çokça yorumda bulunuyorsunuz. Ancak tasarladığınız bir çok ürününüzde plastik kullanıyorsunuz. Bunu nasıl açıklayacaksınız?

Kendi ile çelişmeyen tek insan varsa o da benim. Bazen plastik kullamak inekleri öldürmekten ve ağaçları kesmekten daha çevreci bir hareket. Asıl olay daha çok üretimi kiminle ve nasıl yaptığınızla ilgili. Her zaman plastiği övmüşümdür. Tabii ki yenilen plastikten bahsetmiyorum. Bugünlerde bio-plastik adı verilen bir madde sayesinde istediğim alaşımı kullanıp doğayı koruyabiliyorum. Günümüzde moda olan ani yorumlardan kaçınmak gerekiyor. 

Tasarımlarınızın çevre ile ilgili ve sosyal alanlarda yaratabileceği zararları hesaplıyor musunuz? 

Kesinlikle. Ömrümüz bunu yapmakla geçiyor. O yüzden geçtiğimiz senelerde mobilyaların satılması yerine kiralanmasını öngörmüştük. Fakat malesef işe yaramadı. Kimse bunu yapmaz. Kimse mobilyalarını ikinci kere taşımaz. Senelerdir plastik sonrası çağından örnekler ile çalışıyorum. Petrol bitince plastik gibi konforlu bir madde dünya üzerinden yok olmuş olacak. Üçüncü dünya ülkelerinin yüzde sekseni plastiğe ihtiyaç duyuyor. Eşyalar çevre kirliliği yaratmıyor. Asıl o eşyaları satın alınca çevre kirleniyor. Çevrecinin ilk refleksi beni buna ihtiyacım var mı demek olmalı. Bunu herkes yapabilir. Buna ben de dahilim. Herkes kendi kendine bu soruyu sorabilir. 

Şu anda konuk olduğum ihtişamlı ve şahane evden bahsedelim. Tasarım ve inşa süreci uzun ve sancılıydı. Evinizi gördükçe ve içinde dolaştıkça kendinizi mutlu hissediyor musunuz?

Mutlu olduğumuzu bilmeden önce hedefime vardım mı sorusunu cevaplamalıyım. Amacım 30 yıldır süren bir takıntıyı sonlandırmaktı. İnşaatı bitmiş ve döşenmiş pahalı bir ev için fiyatı bir hayli uygun. Her zaman riskleri ortadan kaldırmak istemişimdir. 35 değişik tasarımdan oluşan, harcadığı enerjiden daha fazlasını üreten, ekolojiyi bozmayan ve insanların benimsemesi için sadelik içinde çizilmiş olan evler sunuyoruz. Bu evin özelliklerini barındıran bir ev tasarlamak benim sunma istediğim bir hizmetti. Evler makul bir fiyatla satılıyor ancak sistemimiz hala oturmuş durumda değil. Eğer iyi bir sanayileşme örneği gösterilirse evlerin fiyatları araba fiyatları kadar olabilir. 

Sizin için en önemli faktör estetik mi yoksa işlevsellik mi? 

Bu sorunun 18. yüzyıldan geldiğini düşünüyorum. İşlevselliğin her yerde olması gerekiyor. Şiirlerin bile bir işlevselliği var. Bir şiirde kullanılan kafiyeler ve onun verdiği ritim eseri güzel kılar.  Kullanılan kelimeler sizde görüntüler canladıracak ve fikir verecektir. En sonunda şiiri okuduğunuz kız kollarına düşecektir. Böylece işlevsellik kavramına uyulmuş olunur. Güzel olan her şeyin bir işlevsellik taşıması gerekir. 

İşlevsellik kelimesi ile devam edelim. Bu ev için Rico ile beraber çalıştınız. Ve projelerinizde işbirliği yaptığınız bir çok isim var. Bunlardan en tanınmışı da Steve Jobs. Gemisinin yapımı için beraber çalışmıştınız. Peki size nasıl geldi? İş ortamı nasıldı? 

Bunun hakkında konuşmayı pek sevmiyorum. Çünkü bu proje Steve Jobs’un kendi özel projesi. Kendisi sır saklamayı severdi ve benim bunun hakkında konuşmam doğru olmaz. İşin özü günün birinde kendisi için bir gemi istediğine karar verdi. Başta gemi fikrine sıcak bakmasa da bir gün fikrini değiştirip kendisine bir gemi hediye etmek istedi. Çünkü O da hayatı boyunca sıkı çalışan bir isimdi. Dünyayı tarayıp kendi felsefesine uygun, muhatap olacağı bir tasarımcı aradı ve görünüşe bakılırsa o insan bendim. Gemiyi ben çizdim. Tasarlayan kendisi değil. Jobs gerçeği çarpıtması ile ünlüdür. Gemiyi bir buçuk – iki saatte çizdim. Ve önüne maketi koydum. Hayallerindeki gemiden daha güzel olduğunu söyledi ve yedi sene boyunca ona dokunmadık. Steve ile tüm detayların üzerinden geçtik. Kendisi mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olduğundan ötürü çok yorucu ve efor gerektiren bir iş oldu. Steve mükemmeliyetçiliğin, düzenin ve takıntının tanrısıydı. Ve ben de kralıydım. Gerçekten felsefi bir ortak çalışmamız oldu. 

Bir alıntıya yorumda bulunmanızı istiyorum: “Bir daha bu kalitede bir gemi olmayacak. Çünkü bu iki dahi böylesine zor bir çalışmayı tamamlamak için bir daha bir araya gelmeyecek.” Bu doğru mu?

Doğru. Bu imkansız. İki kişi arasında geçen bir akıl oyunuydu ve kimse bir daha bunu yapamayacak. Steve ile ben bir olmuştuk. Ortak bir vizyon, deneysellik ve değişiklik arayışı… Maddiyatı reddetme anlayışı idi bu. Maddiyatı reddeden anlayışta bir tekne yaratmak gerçekten büyük bir paradoks teşkil ediyor. Ama biz yine de başardık. Bu soruyu benimseyen bir anlayışta olan, bu felsefeyi benimsemiş başka bir kişinin olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca harcadığımız zaman ve beyin gücü paha biçilemezdi. Bu geminin bir eşi benzeri daha olmayacak. 

Geminin dizaynını üstlendiği için buruk bir şekilde ayrıldığınızı söylediniz. Aranızda kırgınlık olmadan bu sorunu atlattınız mı?

Bu soruyu cevaplamayacağım. Dedikodu ile ilgilenmiyorum. 

O zaman çalıştığınız başka bir proje olan Virgin Galactic’ten bahsedelim. Elinizde uzaya yapılacak ilk turizm yolculuklarından birine ait olan bir biletiniz var. Bilinmeyene doğru olan yolculuğa bakış açınız nedir? 

Virgin Galactic’e göre ben bir tapınak muhafızı gibi bir şeydim. Bu projenin tapınak muhafızıydım. Çünkü bir çok insan bana bunun zenginlerin özel zevki olduğunu söyledi. Rolls Royce’dan sonra yata, yattan sonra jete, jetten sonra uzaya para harcayacağız. Bu hem doğru bir fikir hem de yanlış. Uzayın fethi, uzayı sahiplenmek bizim işimiz değil. Ordunun işi. Ve ben geleceğimi, büyük büyük çocuklarımın geleceğini orduya emanet etmek istemiyorum. Uzayı özelleştirmek, fiyatları düşürerek uzayı ulaşılabilir hale getirmek ilk etap. Bu bir son değil. İleriye yönelik bir hareket. 

Uzaya yolculuk hakkında nasıl hissediyorsunuz? 

Açıkçası Virgin’e yazıldığım zaman ile bu zamanım arasında ufak sorunlarım oldu. Şimdilerde klostrofobi krizleri geçiriyorum. Santrifüj eğitimine girerken de sorunlar yaşadım. Uzaya gidebilecek miyim, bilmiyorum. Çünkü sorunlar bir türlü çözülmek bilmiyor. 

Bu projenin sanat yönetmeniydiniz. Uzay giysilerini siz tasarladınız. Ancak okuduğuma göre insanların uzaya çıplak olarak gitmelerini istiyordunuz. Bu doğru mu? 

Hayır. Bu bir şaka. Bunu ne zaman söylediğimi bilmiyorum. Ama görünüşe bakılırsa tam da benim tarzımı yansıtan bir şaka. Evet, bunu söylemiştim. Bunu söylerken, insanların uzaya çıkarken onlara engel olan bir şeyin olmamasını istemiştim. Bir kural vardır, bilir misiniz? Ne kadar çok madde varsa o kadar az insana ait olan şey vardır. Bu yüzlerce muhteşem insan için bir yolculuk. O sırada kendilerini rahatsız hissetmemeleri gerekiyor. Giysilerin dikişlerinden rahatsız olmamak, pantolonun kemerinin rahatsız etmemesi gibi şeyler. Rüya ile temas halinde olmak. O yüzden yolcuların çıplak olmasını istedim. Gerçi uzay giysileri minimal bir şekilde tasarlandı. Onları rahatsız etmez. 

En çok hangi tasarımınız ile gurur duyuyorsunuz? 

Hayatımdan ve eşimden tabii. İnsani açıdan baktığım zaman kendimle gurur duymuyorum. Hatta sıklıkla, düşündüğüm kadar iyi olmadığım için kendimden utanıyorum. Aynı zamanda da yaşlıyım. Önümde en fazla 15 yıl var diyebilirim. Ve 15 sene sonra yakılmak ve küllerim ile dürüst bir insan olduğumun yazılmasını arzu ediyorum. 

Philippe Starck, bana mutluluğun resmini çizebilir misiniz? 

Biliyor musunuz, insanlar mutluluğa fazlasıyla takıntılı. Hayat zorunlu olarak mutluluk üzerine kurulmuş, hayatın amacı mutlulukmuş gibi algılanıyor. 

Ama onu arıyoruz.

Ben aramıyorum. Hatta bunu aramanın ahmakça olduğunu düşünüyorum. İlk başta hayatınızdaki rolü benimsemeniz lazım. Biz bir halatız. Her insan o halatın içindeki bir ip. Doğduğunuzda aileniz, toplum ve insanlık size halatta yer alması gereken bir ip veriyorlar. Bu ipleri bir halatın oluşması için hepimizin kullanması lazım. Bize verilen en büyük görev ailelerimizden gelen halatı sıkılaştırmak ve daha sonra onu gelecek nesillere daha sağlam bir şekilde devredebilmek. Benim yaptığım en iyi şey buydu.

Mirasınızı en güzel, en mutlu, en düzenli, en dürüst ve bol mizahla çocuklarınıza devredebilmek. İşte bu güzel bir şey. 

Teşekkürler Philippe Starck. Felsefi bir tartışmaydı.

Sandalyeden konuşmaktansa bundan konuşalım. 🙂

Para Üzerine Bir İnceleme

Para Üzerine Bir İnceleme, John Maynard Keynes, İş Bankası Yayınları

Kitap Notları

  • Alışverişte sadece uygun bir mübadele aracı olarak kullanılan bir şeyin para olmaya yaklaşması, genel satın alma gücünü temsil edebilmesine dayanır.
  • Para ve hesap parası arasındaki ayrıma, ikincinin tanım yahut ad, ilkinin ise o tanımı karşılayan şey olduğunu söyleyerek açıklık getirebiliriz.
  • Çartalizm : Paranın Devlete özgü bir yaratış olduğu doktrini.
  • Çartalist ya da Devlet kökenli para çağına da, Devletin, hesap parasına karşılık gelecek şeyin ne olacağını açıklama hakkını –yani kitabı sadece uygulamayı değil, yazmayı da– istemesiyle ulaşılır. Bugün çağdaş paraların tümü, tartışmasız, çartalisttir.
  • Düz para ( money proper ) olmadığını akıldan çıkarmaksızın, banka parası basit olarak bir kişiye özel borç ikrarıdır.
  • Bir kimse, parayı para olduğu için değil, fakat paranın –satın alabilecekleri demek olan– satın alma gücü için tutar.
  • Satın alma gücü için yeterli endeksler konusunda son derece ciddi bir eksiklik söz konusudur. Bugüne kadar hiçbir makam, satın alma gücü endeksi demeye layık bir endeks derlemiş değildir.
  • Paranın Emek Gücü yahut Kazanç Standardı : Bu standardı hesap etme yolundaki başlıca engel, farklı türden insan çabalarını kıyaslamaya yönelik bir ortak birim bulmanın güçlüğüdür.
  • Kredi çevrimini , yatırım maliyetinin tasarruf hacmine göre fazla ve noksan olması şeklindeki gelgitleri ile, paranın satın alma gücünün bunlardan ileri gelen iniş-çıkışları olarak tanımlıyoruz. Bununla birlikte verili şartlar altında üretim maliyetinin bir kredi çevrimi içinde istikrarını sürdürmesi pek olası değildir.
  • Dış yatırım artışı eşliğinde ticaret hadlerinde ortaya çıkan değişmenin sebebi, borç veren ülkenin faktörleriyle üretilen çıktının, borçlanan ülkedekilerle üretilene kıyasla (hem teknik verimlilik hem de ilgili muhtelif talep esneklikleri açısından) değişim öncesine göre daha verimsiz üretilen türden bir çıktıya dönüşmek zorunda kalmış olmasıdır.
  • Modası geçmiş bir uluslararası altın standardında, sadece bir çare olarak değil, fakat uluslararası dengenin yeniden tesisi yönünde bir uyaran olarak –hem altın kaybeden ülke üzerinde hem de altın kazanan ülke üzerinde, herhangi bir zorunlu değişikliğin yükünü her ikisine de paylaştıran – altın hareketlerinin meziyeti, bahsedilen duble etkisi nedeniyle, haklı olarak yüceltilmiştir.

 

NOT : Kitabın büyük çoğunluğundan (teknik anlatım ve formüllere dayalı olmasından dolayı) hiçbir halt anlamadım. Anladığım şey şu : Bu para işi yaz-çiz-boz. Külliyen yalan. Yine aynı noktaya geliyoruz, para diye bir şey yok aslında 🙂 .

 

Men Dakka Dukka

Eden bulur!. Atasözü anlamı olarak bu iki kelime ile özetleyebileceğim konu daha derin ama sakın benden sana kötülük edenler ile ilgili bir teskin bekleme. Bu tamamen senin ile alakalı.

 

Suçladığın Şey Seni Suçlayacaktır

Bu değişmez bir yasa. Bu yüzden kimseyi suçlamak ile kendini yıpratma. Eden bulur derken bahsettiğim özne sensin. Bugün kimi ne ile suçlarsan günün birinde ya o seni suçlayacak ya da aynı sebeple sen suçlanacaksın. Maddi bir dünyada yaşadığımızı sandığını biliyorum ama hayatının çok büyük bir kısmı mucize diye tabir edebileceğin kuvvetler ve unsurlar ile şekilleniyor.

 

Yargıladığın Şey İse Bir Gün Kendin Olacaksın

Suçlamanın bir türevi olan yargılama eylemini de bırak artık. Yargılamak bencillik ve kibir olgusudur ve aslında herkesin benim gibi olmasını istiyorum, benim düşündüğüm gibi düşünmesini istiyorum demenin eylemcesidir. Kimse kimseye benzemek zorunda olmadığı gibi aslında kimse yanlış yaptığını düşünmüyor. Buna nice kötü devlet adamları ve terörist gruplarda dahil olmak üzere, hangisine sorarsan sor, yaptıkları işi doğru olduğuna inandıkları için yapıyorlar.

Sen de birilerini yargıladığında günün birinde göreceksin ki o yargıladığın eylemi sen yapıyor, aynı düşünceyi sen benimsiyorsun. Bu büyük şaşkınlığı ve ikilemi yaşamamak adına lütfen yargılamayı bırak.

Doğru olduğunu düşündüğün eylem ve inancı kendinde uygula ve benimse. Sorarlarsa anlat ama senden başka bir şekilde yaşayan ve düşünenleri yargılama. Yargılarsan O olacaksın.

 

Öğrenilmiş Suçluluk

Suçlu olma hali (tüm korkular gibi) öğrenilmiş bir reaksiyondur. Bebekler doğduklarında bunu henüz öğrenmedikleri için özgür ve samimidirler. Bulunduğun kültür ve çevre sana neler karşısında kendini kötü hissetmen gerektiğini öğretti ve bunlar başına geldiğinde kendini suçlu hissediyorsun.

Buna uymak zorunda değilsin. Kendinden ve duygularından emin isen seni suçlayanların değer ve yargılarını benimsemek zorunda değilsin. Dolayısı ile suçluluk aslında çevrene karşı değil ancak kendine karşı hissedebildiğin zaman verimli bir duygudur. Kendine verdiğin sözleri, kendin için istediğin durumları yerine getiremediğinde hissettiğin suçluluk samimi ve yararlı olabilir belki. Ama çevrene ve bulunduğun ortama karşı bir suçluluk hissetmen o değer yargılarını kabul etmen ve (bir nev’i) kendine ihanetin anlamına gelir ki ilerlemenin ve kişisel gelişimin için çok büyük bir engeldir.

Seni suçlayanları boşver, onları dinlemek, onların dediklerinden etkilenmek ve onlara karşılık vermek zorunda değilsin. Özüne bak ve ne hissettiğini önemse.

 

Ruh Bildiklerini Deneyimlemek İster

Senin derdin kendinle olmalı. Bu sebeple bakacağın yer her zaman kendi içinde. Ruhun bildiklerini ve inandıklarını deneyimlemek istiyor. Fakat sen bunu yapabiliyor musun?

Yoksa çevrenin ve öğrendiklerinin etkisinde, inandıkların dışında başkalarının uygun bulduğu bir hayat mı yaşıyorsun. İşte o zaman ruhunu çiğniyor ve eziyorsun. Korkularının, endişelerinin, “ama”larının (ki bunlar da aslında yok, hepsini sen yarattın) altında ruhunu yok sayıyor ve ölümüne sebep oluyorsun.

Sonra ben mutsuzum, ben başarısızım… Güldürme beni 🙂

 

İyi ve Özel Bir Duygu Olarak Başarmak

Başarma duygusu, herkesin kendini iyi ve özel hissettiği bir duygudur. Ve bunu hissetmen için her zaman ortada belirli bir başarı olması da gerekmez. Başardığını hissetmen, o güzel hissi yaşaman için yeterlidir.

Peki sen en son ne zaman hayal kurdun. Hep hesap, hep kitap. Böyle yapa yapa tadını da kokusunu da unuttun başarının. Rica ediyorum,  daha önce (özellikle çocukluğunda) yaşadığın başarılı anlarının bir listesini yap ve onları hatırlamak, o anı ve duyguyu tekrar yaşayabilmek için hayal kurmaya özel bir vakit ayır. O güzel anları hatırladıktan sonra şu anda başarmak istediklerini tamamladığında neler hissedeceğini göster kendine. O hissi yakalamak için ruhuna izin ver.

Bunu düzenli olarak yaptığında şu anki çabalarının da başarıya ulaşmasında “inanılmaz” yardımların ve koşulların senin ayağına geleceğini garanti edebilirim. İşte bu yüzden eden bulur diyorum sana. Hesap kitap yapmaya devam edersen sürekli plan yapman gereken bir öykün olacak. Ama hayal kurmaya devam edersen hayallerin sana gelecek. Bunlar hep seninle alakalı. Aklına gelen hep başına geliyor 🙂 .

Atasözleri ve deyişler kuşağımıza devam ediyoruz 🙂 :

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır. — / Yunus Emre

 

Asıl Mesele

Evet, asıl mesele kimin konuştuğu değil, kimin dinlediği.

Kendinle konuştuğunu biliyorum. Ama söz ile ama düşüncelerin ile. Bazen duyguların bazen davranışların ile… Konuşuyorsun ama kendini dinliyor musun? Dinle! Artık kendini dinle ve önemse lütfen. Bunu yaptığında her şey kendiliğinden yoluna girmeye başlayacak.

 

BEN!

En sevecen insan BEN merkezci insandır. Sen kendini sevmezsen başkasını da sevemezsin. Kendini sevmezsen başkasına sevgi ve mutluluk da veremezsin. Ve emin ol o zaman seni seven de bulamazsın.

Bunun bencillik ya da kibir ile ilgisi yok. Bu bir farkındalıktır.

Sen kendinin farkında değilsen, kime ne faydan dokunabilir ki?

 

 

 

 

Bırak Gitsin

Bırak gitsin! Geçmişte yaşadığın olaylar, şu anda olacak diye bir şey yok.

Bırak gitsin!

  • Özgür olmak istiyorsan, geçmişe saplanmayı bırakmalısın.
  • Işığı istiyorsan, gölgelerde durmayı bırakmalısın.
  • İlerlemek istiyorsan, yüklerinden kurtulmasın.

İlerle!

Neşeni çalacak, aklına girecek ve orada yaşayacak fikirlere, niçin izin veriyorsun? Bırak gitsin! Aklında yaşamalarına izin verme. Günlük eğlence ve rutinine engel olmalarına izin verme.

Birisi sana yanlış mı yaptı. Bırak gitsin! En güzel intikam her zaman hayatına devam etmektir. Hayatından keyif alman için ve hayatını tam yaşaman için, güçlü olduğunu göster. Ne olduğunu umursamadan, kimin doğru olduğunu umursamadan yaşa.

Hayatın planladığın gibi gitmiyor mu? Hiç kimseninki gitmiyor 🙂 . Sen devam et. İyi şeylere odaklan. Çok iyi hayatlara sahip olanlar şansla olmadılar, işleri yolunda gitmediğinde onlar devam ettiler ve yapmaları gereken şeylere odaklandılar. Onlar olumsuz olayları hızlıca geride bıraktılar, bugün daha iyi ne yapabiliriz diye odaklandılar.

Ailelerinden ve arkadaşlarından övgü almadılar. Hayatlarındaki iyi şeylere odaklandılar, ve olumsuz her şeyi hayatlarından çıkardılar. Geçmişinle geleceğini yargılama. Geçmiş, geçmiştir. Geleceğine bak ve daha güçlü, sağlıklı bir şekilde geleceğine odaklan.

Geçmişine kinlendiğinde ve öç almaya çalıştığında, en çok acı çeken sen olursun. Eğer yoluna devam edersen, kazanan sen olursun.

Egon her şey mükemmel olduğunda mutlu olacağını sanabilir, ama ruhun mutlu olduğunda her şeyin mükemmel olacağını bilir. Hayatının hiçbir dönemi mükemmel olmayabilir. Ama sen doğru pencereden bakabilirsen, ancak o zaman her şeyin bir nedenden ibaret olduğunu anlayabilirsin.

Mutlu ol. Mutlu olman için ne gerekiyorsa onu yap. Her şey iyi olduğu için değil, her şeyde iyiliği gördüğün için mutlu olursun. Her şey mucizevi olduğu için değil, sen hayattaki mucizeleri gördüğün için mutlu olursun.

Mucize sensin!