Zenginlik Bilinci

Zenginlik, sınırsızlık , bolluk ve bereket kendi doğanda mevcut. Yaratıldığın andan beri oradaydı. Tek yapman gereken, bildiklerine dair olanları yenilemek ve tazelemek.

Zenginlik bilinci, sadece para kazanabilmenin çok daha ilerisinde bir şeydir. Yaşamı sürekli çabalama hali olarak değil, ihtiyaçlarının güzellik ve kolaylıkla bir araya geldiği sihirli bir serüven olarak görebildiğin bir zihin seviyesidir.

Gittiğin her yerde hoşluğu, güzelliği görebilmeyi, şükretmeyi birincil duygun olarak ele alabilmeyi ve yüreğini açabilmeni kapsar ve gerektirir. Bu bilinç, gereksinim duyduğun her şeyi elde edebileceğini inanmak ile kalmayıp bunu net olarak bildiğin ruh hali ve histir. Bunun temelinde yaşamın ve evrenin size verdiklerinin kıymetini bilmek yatar.

Zenginlik, bilgi konusunda son derece kıskançtır. Eğer ki bilgi ve bilgeliğin peşinden koşmayı bırakmaz isen zenginlik, bolluk ve bereket sürekli seni takip edecek ve peşini asla bırakmayacaktır. Bu sayede istediğin servet sonsuza kadar ve artarak senin olacaktır.

Her sonuç ve olgu için, bunu elde etmeni ya da tetiklemeni sağlayacak bir güç gereklidir. Ve güç ise, bilgi, arzu ve özdedir. Zenginlik yaratmaktaki gerekli anahtar güç yaratıldığın andan itibaren içinde mevcut.

Bilgi ve bilgeliğin izinden git, içindeki gücü uyandır. Bu sayede varolduğun andan beri sende mevcut olan zenginliği hayatında bir gerçekliğe dönüştürebileceksin.

Çekim Yasası Hakkında

İnsan olarak bu gezegen üzerinde yarattığın her şey, ilk önce zihninde belirdi. Bu gezegen üzerinde gördüğün, insani olan her şey ilk olarak zihinlerde belirdi ve sonra dış dünyada belirmeye başladı.

Anlaman gereken şey, bu gezegende yaptığımız iyi şeyler de kötü şeyler de Önce insan zihninde oluşuyor. Bu dünya için yaptıklarına önem veriyorsan, yani iyi şeylere neden olup olmama konusunda endişe duyuyorsan, zihnine nasıl baktığın ve zihninde iyi şeyler oluşturman, düşünmen çok önemli.

Eğer zihnine istediğin şekilde bakmaya gücün yetmiyorsa, dünyada oluşturdukların ve neden olduğun şeyler de gelişigüzel ve tesadüfi olacaktır. Yani zihnini istediğin yönde oluşturmayı öğrenmen, dünyayı istediğin şekilde oluşturmanın temel şartıdır.

iyi oturmuş ve yerleşmiş bir zihin “dilek ağacı” olarak tabir edilebilir. Eğer zihnini belli bir seviyede organize edebilirsen, zihnin de bütün sistemini organize eder. Vücudunu, duygularını, enerjini… Her şey o yönde organize olur. Öncelikle içindeki bu dört boyutu; fiziksel vücudun, zihnin, duyguların ve temel hayat enerjini bir yönde organize ettiğinde, bir kere bu seviyeye geldiğinde, istediğin her şey gerçekleşir. Küçük parmağını oynatmadan gerçekleşir.

Tabii harekete geçmek ve o yönde çalışmak da gerçekleşmesine yardımcı olur. Ama küçük parmağını oynatmana bile gerek kalmadan dahi istediklerinin peyda olmasını sağlayabilirsin, eğer bu dört boyutu tek yönde organize edebilirsen.

Şu an zihninde olan sorunun, her an zihninin yön değiştiriyor olması.  Sanki bir yee seyahate gitmek istiyorsun ve her iki adımda bir yönünü değiştiriyor gibisin. Böyle olunca, eğer oraya tesadüfen varmaz isen, hedefe ulaşman çok zor. Evet zihnini organize eder, ve içsel olarak zihnin sistemini organize eder ve bu dört temel boyutu -ki senin şu anda kim olduğunu belirliyorlar- tek yönde organize edersen, bunu yapabilirsin. Kendi kendinin dilek ağacı olursun ve istediğin her şey gerçekleşir.

Ama şu an hayatına bakarsan, şu ana kadar arzu ettiklerin, eğer gerçekleştilerse, işin kalmamış, şimdiye kadar arzuladığın her şey ve her insan bugün evinde belirse, onlarla yaşayabilir misin? Evet, güç sahibi olmak istiyorsan, bu gücün ve isteyip istemediklerinin sorumluluklarını taşıyabilmen çok önemli.

Şu an dünyanın hali, teknoloji ile çok güçlü konuma geldi ve bugün artık gezegeni imha etmek için 6 milyar insana ihtiyaç yok. Bir kişinin yanlış düğmeye basması gezegeni imha etmek için yeterli. Böyle bir güce sahip olunca, fiziksel, zihinsel, duygusal ve enerjik hareketlerin kontrollü olması ve doğruya yönelmesi çok önemli. Eğer böyle olmazsa tahrip edici olur ve kendi kendimizi tahrip ederiz. Şu an sorunumuz hayatlarımızı kolay ve güzel yapması gerekirken, teknolojinin tüm sorunların kaynağı haline gelmiş olması ki, bununla gezegenimiz gibi hayatımızın çok temel şeylerini dahi tahrip eder olduk. Nimet olması gereken şeyi felakete çeviriyoruz. Son yüzyılda bize inanılmaz ölçüde konfor ve kolaylık getiren, aynı zamanda hayatlarımıza tehdit oluşturur oldu.

Çünkü davranışlarımız bilinçli değil, “dürtü” seviyesinde. Yani temel olarak zihnini düzenlemenin anlamı, hal ve hareketlerinin dürtü seviyesinden, bilinçli seviyeye gelmesidir. Hiç beklemedikleri halde istedikleri gerçekleşen insanları duymuşsundur. Genelde bu itikatlı, inançlı insanlara olur.

Bir ev inşa etmek istediğini varsayalım. “Bir ev inşa etmek istiyorum ama kasamda 50 gümüş var. Ev inşa edebilmek için 50 altına ihtiyaç var. İmkanı yok, imkansız, olmaz…” diye düşünmeye başlarsan olmaz. “Mümkün değil” dediğin anda “istemiyorum” da demiş oluyorsun. Bir taraftan bir “arzu” oluştururken, diğer taraftan “istemiyorum” diyorsun. Bu çelişkili tutum ile, gerçekleşmez.

Bir Allah’a, bir dine, bir itikata inancı olan biri, temiz kalpli ve saf bir insan… İnanç bu tip insanlar için çok iyi işler. Düşünen, çok düşünen insanlar için inanç çalışmaz. Çocuk saflığında bir insan, camiye ya da kendi dini mekanına gidiyor ve “Bana bir ev ver, nasıl yapacağını bilmiyorum ama bana bir ev ver” der. Onun zihninde olumsuz düşünceler yok. Olacak mı? Olmayacak mı? Mümkün mü? Mümkün değil mi? sorularına yer yoktur. Gerçekleşeceğine inanır ve gerçekleşir. Allah gelip de onun evini mi inşa ediyor? Hayır…

Şunu anlamanı istiyorum. Allah senin için küçük parmağını bile oynatmayacak. Allah ile yaradılışın kaynağıdır işaret edilen. Yaradan kusursuz ve mükemmel bir iş yaptı. Bundan daha iyi bir yaradılış tasavvur edilemez. Evet, Yaradan mükemmel bir iş yaptı. Eğer hayatın senin arzuladığın gibi gitmiyorsa ve mutsuzsan, bunun tek sebebi hayatın senin istediğin şekilde olmadığını düşünmenden kaynaklanıyor. Evet, senin düşündüğün gibi değilse mutsuz oluyorsun, düşündüğün gibi ise mutlu oluyorsun. Bu kadar basit.

Eğer, hayat senin düşündüğün gibi olmalıysa, ilk önce nasıl düşündüğün, düşünsene ne kadar odaklandığın, düşüncende ne kadar istikrar olduğu ve bu düşünce sürecine ne kadar itina gösterdiğin, düşüncenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini ya da boş bir düşünce olup olmadığını belirleyecek. Olumsuz düşünürsen, istediğin nasıl gerçekleşsin?

Bir şeyin mümkün olup olmadığını düşünüp durmak insanlığı harap ediyor. Bir şeyin mümkün olup olmadığını düşünmek senin işin değil. Bu kainatın işi. Senin işin sadece gerçekleşmesini istediğin şey için çabalamak.

Sana basit sorular sorsam sanırım cevaplarsın. Mesela “Oturduğun yerden uçarak kalkabilir misin?” desem, “Hayır” diye cevaplarsın. Peki “Oturduğun yerden yürüyerek kalkabilir misin” desem, bu kez “Evet” diyeceksin. Bunlara neden böyle cevaplar verdin? Çünkü geçmiş hayat tecrübelerin böyle. Daha önce defalarca oturduğun yerden kalkıp yürüdün ama hiçbir zaman uçarak havalanmadın. Yani geçmişte yaşadığın tecrübelere dayanarak bir şeyin mümkün olup olmadığına karar verdin. Ya da başka bir tabirle, şimdiye kadar tecrübe etmediğin, gerçekleşmemiş şeylerin gelecekte de gerçekleşemeyeceği kararını verdin. Bu, insanı ve insan ruhunu küçümsemek demek.

Şimdiye kadar bu gezegende gerçekleşmeyen, yarın gerçekleşebilir. İnsanoğlu gerçekleştirme kapasitesine sahip. Neyin mümkün olup neyin mümkün olmadığı senin işin değil. Bu kainatın işi. Buna kainat karar verecek. Sen sadece neyi gerçek anlamda istediğine bakmalısın ve bunun gerçekleşmesi için çabalamalısın. Eğer düşünce sürecin güçlü bir şekilde ve yoğunluğuna zarar verecek, hiçbir olumsuzluk barındırmıyor ve hiçbir olumsuz düşünceye takılmıyorsa, kesinlikle gerçekleşecektir.

Modern bilimin de ispatladığı gibi tüm evren bir enerji yankılanması. Titreşimden ibaret. Aynı şekilde düşünce de bir titreşim. Eğer güçlü bir düşünce oluşturur ve onu evrene salarsan, her zaman gerçekleşecektir. Genel olarak insanlar dini inançlarını olumsuz düşüncelerden arınmak için kullanıyorlar.

Bugün artık düşünen insan olarak, inancın ne kadar derin değil, ne kadar inançlı olduğunun bir önemi yok ille bir yerden kuşku kendini gösteriyor. Zihinlerimiz, şu an karşımızda yaradan belirse, ona teslim olmaz. O’nu önce, gerçek yaradan mı değil mi diye soruşturmak, araştırmak ister şekilde çalışıyor. Böyle bir zihinle zamanını inanç konusuna harcamamalısın.

Buna bir alternatif var: adanmak. Senin için önemli olan ve istediğin şeyi gerçekleştirmek adına kendini adarsan, tekrar ediyorum; düşüncen belli bir yönde organize olur ki, bu süreçte olur mu, olmaz mı düşüncesi olmaz ve engel kalmaz. Düşüncen serbestçe gerçekleştirmek istediğin yönde akmaya başlar. Ve bu bir kez olduktan sonra, düşünce de gerçekleşecektir.

Senin için önemli olanı gerçekleştirmek için, ilk ve en başta olan gelen istediğinin zihinde gerçekleşmesidir. “Bunun gerçekleşmesini istiyorum…” Gerçekten öyle mi buna bakman lazım. Çünkü hayatında birçok kez, bunu istiyorum dediğin ve gerçekleştiğinde de öyle olmadığını anladığın ve bir diğeri, daha sonraki ve hayır daha sonraki, hayır bu da değil daha sonraki diye aradığın çok oldu. Ne istediğin… ilk önce bunu keşfetmen gerekiyor. İstediğini bulduktan sonra ve kendini gerçekleşmesine adadıktan sonra, işte bu yönde sürekli bir düşünce akışı başlar. Bir kere yönünü değiştirmeden kesintisiz bir düşünce akışı oluşturabilirsen, kesinlikle bu düşünce gerçekleşecek ve de hayatında gerçek olarak belirecek. Ya bu bedeni bir dilek ağacı olarak dönüştüreceksin ya da büyük bir karışıklığa ki, her yerde olup durmakta.

Hepimizin içinde yaşamayı isteyeceği dünyayı oluşturamamamızın bir nedeni, çok fazla insanın yukarılara bakmakla meşgul olması. Çok fazla insanın diğer gezegenlerle bu gezegenle ilgilendiklerinden daha fazla ilgileniyor olması. Hayatlarının her alanını diğer gezegenler ile karşılaştırıyorlar ve devamında çok fazla insan cennete hizmet etmekle meşgul. Bu dünyanın hizmetinde değiller. Cennetin değil, yeryüzünün hizmetinde olan insanlara ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Bu gezegenin ana sorunu bu. İnsanlık için değerli, iyi olan, insan hayatının en kıymetli yönleri maalesef cennete havale edilmiş durumda. Örneğin sevgi (aşk) dediğinde, insanlar “Allah sevendir” diye karşılık veriyorlar. Ama bildiğimiz bir şey var ki, insanın sevebilme yetisinin olduğu. Bunu anlaman çok çok önemli ki, insanın sevebilme kapasitesinin olduğunu, insanın merhamet edebildiğini, insanın neşe kaynağı olabildiğini, insanın mutluluk duyabildiğini, bütün bu iyi ve güzel özelliklerin insanoğlu için mümkün olduğunu biliyorsun. Ama maalesef insanın bu iyi yönlerini cennete havale ettik.

Eğer istediğin dünyayı oluşturmak istiyorsan,  anlaman gereken bir şey var: Allah diyerek nereye yöneliyorsan yönel, Allah düşüncesi zihnine, etrafındaki yaratılmışların farkına vardığın için düştü. Yani yaratılmışlardan, yaradana vardın. O çok büyük  yaratıcı elbette. Allah olarak yöneldiğin, yaratılmışlığın kaynağı ve bu kaynak bizi yüzüstü bırakmıyor ve mükemmel bir iş yaptı. Ama şimdi asıl soru yönetimin nasıl olacağı sorusu. Eğer yönetim Allah’ta ise işler onun planına göre olacaktır. Ama sen bunu istemiyorsun. İstiyorsun ki, hayat senin istediğin gibi olsun.

Diyelim ki, belli bir konuda uzmanım ve bildiğim her şeyi sana yıllarca en ince ayrıntısına kadar öğrettim. Sonra sen o işin başına geçtin ama hala bir şey yapmıyorsun. Benim gelmemi ya da sana ne yapmam gerektiğini söylememi bekliyorsun. Bu iyi değil, işin başında olan sensin ve bu senin görevin. Aynı bunun gibi… Yaradan mükemmel bir iş yaptı ama şimdi burada olan sensin. Bu hayatın nasıl yaşanacağına sen karar vereceksin. Bu dünyayı nasıl istiyorsun, hangi koşullar içinde yaşamak istiyorsun? Bunlara bakman gerek.

Hayatının her devresinde, “bu bi’ olsun tamam, ondan sonra mutluyum, hayatım güzel olacak” diye düşündün. Ve oraya vardığında öyle olmadığını idrak ettin. Yenisi, yenisi ve bir yenisinin daha peşinden koştun ve böyle devam etti. En önemlisi, gerçekten ne istediğini bilmen. Ne istediğini bilmiyorsan, o zaman bir şeyler istemenin ve oluşturmanın zamanı gelmemiş. Gerçekten ne istediğine bakarsan, her bir insanın ne istediğine bakarsan, neşe içinde yaşamak, barış içinde yaşamak insan ilişkilerinde seven, sevilen ve şefkatli olmak istediklerini görürsün.

Başka bir tabirle, her insan kendi içinde ve çevresinde hoşnutluk arar ve memnun olmak ister. İşte bu hoşluk bedenimizde gerçekleşirse bunun adına sağlık deriz. Zihinlerimizde olursa neşe ve huzur deriz. Duygularımızda olursa sevgi ve merhamet deriz. Enerjimizde olursa keyif ve sevinç deriz. İnsanlık işte bunları arıyor.

Ofise çalışmaya da gitse, para kazanmak istediğinde, kariyer de yapmak istese, aile de kurmak istese, barda ya da camide de otursa, hep aynı şeyi arıyor: kendi içinde ve çevresinde hoşluk.

Madem bunu istiyorsun, bunun adını koyma ve kendini buna adama zamanı gelmedi mi? Yani sen müşfik bir insan, neşeli, seven, sevilen ve huzurlu bir insan olmak istiyorsun. Peki böyle de bir dünya istiyor musun? Huzurlu, sevgi dolu, neşeli… Peki hepsi bu mu? Senin için de, dünya için de, neşeli, sevgi dolu, huzurlu bir yaşam oluşturmak için yapman gereken tek şey, kendini buna adamak.

Her sabah zihninde bu basit düşünce ile başla: “Bugün gittiğim her yere, barış, sevgi, huzur ve neşe götüreceğim.” Bu sözünü günde 100 kere bozsan da ne olur ki? Kendini adamış bir insan için başarısızlık yoktur. 100 kere düşmüşsen 100 tane ders almışsındır. Kendini bu şekilde, senin için önemli olan şeyler için adarsan, zihnin organize olmaya başlayacak. Bir kez zihnin organize olunca, duyguların da organize olacak. Düşüncelerin ve duyguların organize olunca, enerjin de aynı yönde organize olacak. Düşüncelerin, duyguların ve enerjin organize olunca bedenin de organize olacak. Bu dörtlü aynı yönde organize olunca, düşündüğünü gerçekleştirme becerin olağanüstü olacak ve birçok açıdan, bir nevi yaratıcı olacaksın.

Bunu neden böyle söylediğimi anlamak için hayatın doğasına bir bak lütfen. Eğer bir muz yersen, dört saat içinde bu muz bir vücuda dönüşmüş olacak. Senin içinde hayat yaratan bir makine var. Bedeninin oluşmasını sağlayan bir makine. Ona bir muz veriyorsun ve o bundan bir insan bedeni yapıyor. Bir muzu insan dönüştürmek basit bir iş değil. Olağanüstü bir şey. Ve bu olağanüstü şey senin içinde bilinçsizce oluyor. Bunu bilinçli olarak yapabiliyor olsaydın, bilinçli olarak bir muzu bir insana dönüştürebiliyor olsaydın, sen de bir nevi yaratıcı olacaktın. İşte sen bundan daha az değilsin.

İşte bu yaratılışın kaynağı senin içinde çalışıp durmakta. Eğer bahsettiğim bu dört boyutu sırasıyla zihin, duygu, beden ve enerjiyi tek yönde kanalize edebilirsen, yaratılışın kaynağı seninle birlikte demektir. Ve oluşmasını istediğin şey zahmetsizce gerçekleşecektir. Bir kez bu şekilde organize olduktan sonra, artık bir karışıklıktan, kargaşadan ibaret değilsin demektir. Sen bir dilek ağacısın ve dilediğini oluşturma gücün var.

Sistemi istediğimiz doğrultuda organize etmek ve psikolojik bir karışıklıktan ibaret olmak yerine kendi kendimizin dilek ağacı olmak için, teknikler ve metodlar var. Bu yaradanı aramak ile ilgili değil, bu bir yaratıcı olmak ile ilgili. Bu ilahi olanı aramakla ilgili değil, ilahi olmakla ilgili. Çünkü ilahi olarak adlandırdığın, hayatın kaynağı olan her şey, her an seninle birlikte, içinde atmakta. Yoksa bir parça ekmek bir öğleden sonrasında bir insan bedenine dönüşemezdi.

Bir et ve kan parçası olmaktan bir yaratıcıya dönüşmek için hayatın kaynağı olan, hayatının her anında içinde çalışıp durmakta. Tek soru, bu kaynağa ve bu boyuta bağlantın var mı? Bahsettiğim dört temel boyutu organize etmek, senin o kaynağa bağlanmanı sağlayacak.

Bundan 100 yıl önce, elimde bir cep telefonu ve benim bu telefon ile dünyanın başka bir noktasındaki birinden haber alabildiğimi, iletişime geçebildiğimi görseydin, benim bir peygamber ya da mucize türü bir şey olduğuma inanırdın. Ama bugün sadece herkeste olan ve herkesin kullandığı bir alet. Bugün telefonu kullanmadan dünyanın başka bir noktasındaki birinden haber alabilmek ve iletişime geçmek, mucize olur.

Bu icat gerçekleşti çünkü zihin bunun gerçekleşmesini istedi. 100 yıl önce hiç kimse bunun mümkün olacağını düşünmedi ama bugün sıradan bir şey. Aynı şekilde birçok şey, bugün algı alanımızın dışında ama algı alanımıza girebilir ve yaratma yeteneğimiz daha da gelişir. İlk iş zihinleri organize etmek, duyguları düzenlemek, sonra da beden ve enerjiyi kanalize etmek. Bunlar olduğunda içindeki hayat oluşturan temel kaynakla bağlantıya geçebileceksin. Bu kaynağa bağlandığında, bu kaynağa girişin ve erişimin olduğunda yaratma gücün de olacak. Hayatını ve çevreni istediğin şekilde düzenleme gücün olacak.

İşte bu gücü yitirdiğimiz için kendimizi de çevremizi de karıştırıyor ve bozuyoruz. Eğer gerçek bir yaratıcı gibi, içimizde olan yaratıcı gibi, hayatlarımızı aynı incelikle ve aynı amaçla organize edebilseydik, bu dünya ve insanlık çok farklı bir düzeyde olurdu.

Her Seferinde Dünyaya Siktir Demeyi Öğren

Her seferinde dünyaya siktir demeyi öğren!

Bunu yapmaya hakkın var.

Aptalca davranıyorsun. Aptal, düşüncesiz ve boş… Ne istiyorsan, YAPABİLİRSİN!

“Cool” değilim diye endişelenme. Cool falan olma, kendin ol. Kendi dünyanı yarat. Korkuyorsan onu kendi dünyana uydur. Korkunu ve endişeni çiz ve boya. Büyük ve derin saçmalıklar hakkında endişelenmeyi bırak. İmkansız gibi sonlara, hatta hayali dahi kurulamayacakmış gibi gözüken sonlara kararlı bir şekilde git.

Sen dünyadan sorumlu değilsin. Sen kendin için çalışmaktan sorumlusun. O yüzden sadece YAP! 

Düşünmeyi kes, endişelenmeyi kes, omuz silkmeyi kes.

Merak etme! Şüphe etme! Korkma! İncinme!

kolay yol bulmayı ümit etmeyi kes!

Mücadele et! Doyumsuz olma! Mırıldanma! Tökezleme! Dır dır etme! Aşağılama! Hissizleşme! Düzensizleşme! Yıkılma! Çabala! Yardım bekleme! Savrulma! Sızlanma! İnleme! Kendini bil! Yönünü belirle! Kılı kırk yarma! Boş şeylerle uğraşma! Geçmişi eşeleme!

Kendine engel olmayı bırak!

SADECE YAP! 

İşin Sırrı Kendini Nasıl Gördüğünde

Bazen her şey sadece görünüşten ibarettir.

  • Bazen her gün başka biri olmak ister ve onun maskesiyle sokağa çıkarız.
  • Bazen eksiklerimizin içinde umutlarımızı yeşertiriz.
  • Bazen her şeye rağmen umudumuzu kaybetmeyiz.
  • Bazen elimizdekinin farkında olmayıp boşuna eziyet çekeriz.
  • Bazen herkesin gördüğünden farklı bir şey görürüz.
  • Bazen terk edilmiş hissederiz.
  • Bazen yaşama sıkı sıkı sarılan yanımızı reddederiz.
  • Bazen insanlar bizim için çoktan felaket senaryoları hazırlamıştır.
  • Bazen hayat içinden çıkılmaz ve karmaşık bir denklem gibi gelir.
  • Bazen bizi hiç unutmayan ya da hiç ummadığımız dostlar yardımımıza koşar.
  • Bazen başarı, en zor şartlarda ve savaşlardan sonra gelir.
  • Bazen biz ona gitmek istemesek de bilgi bizi çağırır.
  • Bazen yanlış kararlar felaketle sonuçlanır.
  • Bazen imkansızlıklar içinde yaratıcı olmak gerekir.
  • Bazen ne yaparsan yap, hiçbir şey değişmiyormuş gibi gelir.

Ama işin sırrı aslında kendini nasıl gördüğündedir. 

 

 

Cehennemden Yukarı, Dışarı, Işığa ve Aydınlığa

Bazen bir şey için çok fazla çabalarsın. Bazen çok hazır olduğun halde yine de başarısız olursun. Başarısız olduğun her sefer sebep olduğu üzüntü yüzünden acı vericidir.

Bir insanın karakteri yargılanmaz. Başına ne gelirse gelsin, engel ne kadar büyük olursa olsun sırtını duvara yaslarsın. Başarısızlık ne kadar şiddetli olursa olsun vazgeçmezsin. Hiç vazgeçmezsin. Kendini perişan edersin ama yine de elinden gelenin fazlasını yapmaya çalışırsın. İlerlersin. Ve hiç şüphesiz harika olacaksın.

Bitene kadar adım adım, sahne sahne… Şu anda cehennemde olduğunu düşünebilirsin. İnan bana, olduğun yerde kalıp razı olmak yerine ışığa doğru yolunu açabilirsin. Cehennemin çıkışına tırmanabilirsin. 

Bunu senin için ben yapamam. Senden başka hiç kimse yapamaz.

Hayatta yaşlandıkça bir şeyleri senden alırlar. Bu hayatın olağan cilvelerinden biridir. Bir şeyler kaybetmen durunca bunu anlarsın. Hayatın bir “adım adım oyunu” olduğunu anlarsın. Hata payı ise çok düşüktür. Bir adım geç ya da erken attığında başarmış olmazsın. Bir saniye geç ya da erken başaramazsın. Ama ihtiyacın olan tüm adımlar çevrende her yerdeler. Her dakika, her saniye oradalar.

O doğru adımı atmak için ölmeyi göze alanlar başarırlar. O adım için ölmeye hazırsan kazanırsın.

Her insan, ne koşulda olursa olsun, ne yaşıyor olursa olsun kendini bulabilir ve bunu kendi hayal gücü ile çözmesi gerekir.

Başarıya giden yolun gelişmesini sağlayan alışkanlıklar edinmelisin. Adım adım ilerlemek için en yararlı ve yardımcı şeylerdir alışkanlıklar. Yolunu genişletir, işlerini kolaylaştırır, seni yorulmaz ve yenilmez yapar.

Hayat genelde çoğunu görmezden geldiğimiz ya da fark etmediğimiz inanılmaz güzellikler ve iyiliklerle çevrili. Gökkuşakları ve gün batımları. Ama sadece bunlardan ibaret değil. Kötülük ve zorluklar da var. Çok defa seni dizlerinin üzerine çöktürebilir ya da yere yıkabilir. Ama sadece sen izin verdiğin kadar orada kalırsın. Hiç kimse hayat kadar sert vuramaz. Ama mesele ne kadar sert vurduğu değil ne kadar çok yerden kalktığındır. Başarı böyle elde edilir. Ne kadar değerli olduğunu biliyorsan, git onu al. Ama darbelere hazırlıklı olmalısın.

Birini, bir şeyleri, zamanı, ortamı, bulunduğun yeri ve hatta kendini bahane edemezsin. Bunu korkaklar yapar ve inanıyorum ki “SEN KORKAK DEĞİLSİN!” Sen daha iyisin, daha iyisisin.

Hayatında neler olduğu, hayatının nasıl göründüğü ya da nerede olduğun… Bunlar kimsenin umrunda değil, benim de. Sadece uyan. Enerjin olacak, tutkun olacak, yapman gerekenler olacak ve her sabah amacına, hedefine uyanacaksın.

Şimdi uyanma zamanı, tırmanış zamanı. Cehennemden dışarı, yukarı, ışığa ve aydınlığa…

Kazanan ve Kaybeden Arasındaki Fark Sensin

Hayat her zaman bazı sorular soracak sana. Kendini incelemen ve araştırman gereken zamanların olacak her zaman. Peki hayallerini gerçekleştirmek için neler yapacaksın? Hayatta kazanan mı kaybeden mi olacağını belirleyen son faktör nedir? İşte cevap: “SEN!”

İçinde bulunduğun koşullar değil. Geçmişin değil. SEN! Bütün sonuçları sen belirleyeceksin. Sana olanlar değil…

Yaptığın, gittiğin veya uğraştığın işe son verip vermeyeceğine sen karar vereceksin. Hepimizin bir görevi, her birimizin bir amacı var. Her gün çalışmak, işe gitmek, gününü geçirmek, işten eve gelmek ve televizyon karşısında oturarak vakit öldürmek için gelmedin bu dünyaya. Her birimiz kutsal bir görev ve bahşedilmiş bir yetenek ile geldik.

Hayat yolun boyunca sürekli üstesinden gelmen gereken durumlar oldu ve olacak. Enerjini canlı tutmalısın. Kendini aramaktan ve yaşam amacını bulmaya yönelik sorular sormaktan asla vazgeçme. Aynaya bak, hayatına bak, nereye gittiğine ve nereye gitmek istediğine bak. Kendine şunu sor: “Bu gerçekten ben miyim?”

Mantığının yönergelerine boyun eğmeyi bırak artık. Hepimiz çok özeliz. Sen de çok özelsin. Kendini bırak ve hayatını artık kendin yönet. Koşulların seni yönetmesine izin verme. İnsanların senin hayatın ve davranışlarından çıkaracağı fikirler değil önemli olan, senin kendi hayatından elde edeceklerin. Hayatın kendinsin, seni yönetmeye çalışan çevren değil…

Sen yapacaksın! Sen yapacaksın ki ortak bilinç içinde bir örnek teşkil edeceksin ve insanlar seni takip edecek. Onların da gerçek potansiyellerini yaşayabilmelerinde ilham veren ve yardımcı olacaksın.

Bir şeyin farkına varmanı istiyorum. Her birimiz kazananlar olmak için tamamen açık ve temiziz. Hepimiz… Bu bilinç ve bahşedilmişlikle doğduk. Kendinle, aslında kim olduğunla uyumlu ol ve isteklerin için gayretle çalış.

Başaracağını biliyorsun. Bunu kendinde ve daha nice birçok örnekte gördün daha önce. Daha önce başardığın her şeyde başlangıç hep sendin, kendin.

Her Gün Bir Adım, Hiç Durmadan, Hep İleri

Cesaret gerektiren işler yapan, tarih yazan insanlar var. Tarihin akışını değiştiriyor, genetik değişiklikleri gerçekleştiriyorlar. Onlara böylesine zor, yakıcı bir süreçle nasıl başa çıktıklarını, reddedilmekle nasıl yüzleştiklerini sorarsan verecekleri cevap hemen hep aynıdır: “Yaptığım şey buna değer.”

Bir adım öne çık ve haykır: “İçimde bu var! Bende bunu gerçekleştirme kapasitesi var!”

Sıradan olmayı reddet. İçindeki “sıradan” dediğimiz bu düşmanın sonunu getir. İçinde bir yerlerde bunu biliyorsun. Sıradan olmak istemiyorsun. Farklı olmak istiyorsun.

Ayağa kalkman için ihtiyacın olan cesareti, desteği, enerjiyi verecek olan şey nedir? Tekrar tekrar düştüğünde yerden kalkmanı sağlayacak kararlılığı verecek olan şey nedir? Bunu sana ne verir? Ve bunu nasıl bulabilirsin? Sevdiğinde…

Sevdiğinde buna değer. Sevdiğinde… Sevmek zorluklarda köprü kurmana yardım eder. Başa çıkmana yardım eder. Sevdiğinde, içinde olduğunda, Bir maraton koşmak ya da sakat dahi olsan fiziksel bir işi halletmek veya hemen her engelde o ateş seni canlandıracaktır. Çocukların için çalışmak ya da ailenin onurunu korumak mesela…

Şunları diyebiliyor musun sor kendine: “Sonunda huzuru buldum.” “Çok başım ağrıyacaksa da ağrısın, bunu yapmak istiyorum.” “Ne olursa olsun bunu yapmaya hazırım.” Eğer cevabın “evet” ise çok güzel şeyler olacak.

İlerleyeceksin. Sürekli canlı, enerjik ve odaklı olacaksın. İnsanlar sana bakıp şaşıracaklar. “Bunu nasıl yaptı” diyecekler.

Kazanmak için gereken güç ve enerji nereden gelir? Kovulduğunda ya da yeniden çalışmaya başladığında, her düştüğünde tekrar ve tekrar kalktığında, bazen hiçbir yolu olmadığını düşündüğünde bile, nereden güç bulacağını bilemediğinde, vazgeçmek istediğinde, pes etmeyi düşündüğünde, arkanı dönüp kaçmak istediğinde kendini sorgulayacaksın. Ve yapamayacaksın.

İlerleyeceksin, başaracaksın.

Her gün bir adım, hiç durmadan, hep ileri…